İSLAMÎ DAVETTE KADININ YERİ VE ÖNEMİ-1

rencontres ecologie die

site rencontre gratuit 49 Günümüzde mensuplarının sayısı bir milyarı aşan Müslümanlar, İslam'dan çok uzakta yaşamakta bununla birlikte insanlık içine düştüğü ruh bunalımından kurtulmak üzere arayış içinde bulunmaktadır. İnsanlığa İslam'ı tebliğ eden ve davet vazifesini yerine getiren örnek bir topluma ihtiyaç vardır. Hz. Peygamberin oluşturduğu bu örnek toplum bir kaç nesil sonra maalesef davet görevini yeterince yerine getirememiştir.

bdswiss auszahlung Müslümanların ve insanlığın içine düştüğü bu durumdan bütün Müslümanlar sorumludurlar. Ancak Allah'a şükürler olsun ki, bugün İslam âleminde Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getirmek, İslami bir yaşantıya dönmek için harekete geçmiş bir kadro ve şevkli bir potansiyel vardır. Ama bu potansiyelin hareketlerini ve faaliyetlerini sadece iyi niyetler, şahsi his ve duygular tayin edip yönlendirmemelidir. İslam'ın davet faaliyeti, İslam'ın iki ana kaynağı Kitap ve sünnete uygun olduğu müddetçe geçerlidir.
İslam’da Davetin Anlamı
Davet kelimesi; çağırmak, davet etmek, bağırmak, nida etmek, isimlendirmek, sevk etmek, gelmesini istemek, dua etmek, yalvarmak gibi manalara gelmektedir. İslam'da davet; daha ziyade İslam'a ve Allah'a izafesiyle İslam dinini insanlara anlatarak benimsetmek ve tatbikini sağlamaktır. İslam'ın şümulüne giren her konuda davet geçerlidir. Dünyaya ait işlerde de, ahireti ilgilendiren konularda da söz konusudur. İslam'a girip bağlananıyla, Müslüman gibi görünen münafığıyla, İslam'ı kabul etmeyen ehl-i kitabıyla, müşrikiyle, ateistiyle her sınıf insan davete muhataptır. İslam, bütün beşeriyet için geldiğini kâinata ilan ediyor. Hz. Muhammed (S.A.V.) de sadece Kureyş için yahut Arap yarımadası için veya yalnız Sami ırkı için peygamber olarak gelmemiştir. Bütün insanlığın sulh ve selameti için gönderilmiştir. "Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Fakat insanların çoğu bilmezler."
O halde, bu zor görevden kurtuluş yoktur. İnsanları, ilahî hüccetle sorumlu kılma, insanları ahiret azabı ve dünya bahtsızlığından kurtarma görevidir, sözkonusu olan. Öyleyse tek çare, Hz. Peygamberin (sav) izlediği metodun doğrultusunda tebliğ yapıp bu görevi yerine getirmektir.
Davetin Gerekliliği
Daveti gerekli kılan nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz:
1-İslam, müslümanın kendisinin doğru yolda, iyi bir insan olmasını yeterli görmemekte; başkalarını da ıslah etmesini, doğru yola getirip düzeltmesini istemektedir.
2-Müslüman’ın insanları Allah'a davet etmesi, Allah'ın kulları için en büyük fayda ve yardımı temin eder. Çünkü onlara içinde bulundukları şirk ve günah bataklığından kurtaracak değerli bir el uzatmakta, Allah'ın doğru yoluna onları iletmekte, üzerlerindeki Rablerinin hakkını eda etmeleri ve yaratıldıkları gayenin gerçekleşmesine vesile olmaktadır.
3-Müslümanların felaket ve azaba uğramalarını bertaraf etmek. Allah müminlere, kendi aralarında İslam’ın kabul etmediği şeylerin yapılmasına göz yummamalarını emretmiş, aksi halde hepsini birden, iyiyi de fenayı da perişan edecek bir azaba düçar kalacaklarını
bildirmiştir. Zeyneb binti Cahş'tan, Müslim şunu rivayet eder: "Zeyneb Allah Rasulüne şöyle sorar; Ey Allah'ın Rasulü, içimizde iyi kimseler de bulunsa, yine felakete dûçar olur muyuz?
Allah Rasulu; Evet, fenalık çoğalırsa! diye cevap verir.
4-Rasulullah'a, Allah'a davet etmesini emreden ayetler, diğer müslümanlar hakkında da aynı şekilde bir emirdir. Çünkü istisna edilmediği takdirde Allahın Rasulüne olan hitabının şumulüne Rasulün ümmetinin de girmesi asıldır. Yüce Allah'ın Rasulüne, kendisine davette bulunması emri bu istisnalardan değildir. Allah bu vazifeye Rasulüyle beraber İslam ümmetini de ortak kılarak, bu ümmete şeref bahşetmiş, ikramda bulunmuştur. Bu şeref ve ikrama, Allah'a davetle erişilebileceğini Al-i İmran suresinin 110. ayetiyle kavramak mümkündür: "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz." Bu ayet iki mana ifade etmektedir: Birincisi; Bu ümmetin hayırlı olması. İkincisi; Bu hayırlık vasfını, iyiliği emredip kötülükten menetmekle kazanmış olması. Daha önce de değindiğimiz gibi;
Hz. Muhammed’in İslami davet sorumluluğu, aynı şekilde ümmetin de sorumluluğu olmuştur. Bu husus Allah’ın kitabındaki pek çok ayette açıklanmaktadır. Nitekim Yusuf suresinin 33. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “De ki, işte bu benim yolumdur. Ben insanları Allah’a (körükörüne değil) bir basiret üzere, açık delillerle davet ediyorum. Ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz).Allah’ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.” Bu ayet üç hususa delalet etmektedir:
Birincisi; mü’minlerin insanları Allah’a daveti, Hz. Muhammed’e tabi olmalarının gereklerindendir. Çünkü davet görevinden kaçınan bir müslüman, O’na tam anlamıyla uymuş sayılmaz.
İkincisi; O’nun Rabbinin risaletini tebliğ yükümlülüğü, aynı şekilde ümmeti için de bir yükümlülüktür. Hiçbir mü’min bundan istisna edilemez.
Üçüncüsü; davetçinin bu işin inceliklerini iyi bilmesi ve basiretli hareket etmesi gerekir. İslama davet görevini Rasulullah’ın metoduna uygun bir şekilde yerine getirmelidir. Hakta zayıflık göstermemeli, batıla da meydan vermemelidir.
Kadının Davetteki Yeri Nedir?
Müslüman kadın, Allah’ın emretmiş olduğu şer’i görevler ile yükümlü kılınmıştır. Bu konuda onun durumu ile erkeğin durumu aynıdır. Sadece kadına ait olup erkeği ilgilendirmeyen veya sadece erkeğe ait olup kadını ilgilendirmeyen meseleler dışında yükümlülük açısından aralarında fark yoktur, Allah huzurunda sorumlulukları eşittir.”Gerek erkekten, gerekse kadından kim mü’min olarak iyi amel işlerse, hiç şüphesiz onu (dünyada) çok güzel bir hayat ile yaşatırız ve onlara mutlaka yapageldiklerinin daha güzeliyle ecir veririz.” (Nahl/97) Allah'a davet etmekle mükellef bulunanlar, her müslüman erkek ve her müslüman kadındır. Çünkü İslam ümmeti bunlardan meydana gelmektedir. İslam ümmetinden olup aklı başında ve ergenliğe ermiş her müslüman erkek ve kadın, Allah'a davette bulunma vazifesiyle mükelleftir. Bu vazife sadece âlimlere veya din görevlilerine ait değildir. İslamî davet vazifesi, yani Kur’an-i Kerimde geçtiği şekliyle iyiliği emredip kötülükten men etme vazifesi, müslüman kadının en önemli yükümlülüklerindendir. Rabbimiz şu ayetinde bu vazifeden en açık şekliyle bahsetmektedir; “Mü’min erkekler de mü’min kadınlar da
birbirlerinin velileridir (dostları ve yardımcılarıdır).Bunlar iyiliği emrederler, kötülükten men ederler.” (Tevbe/71) Bu ayette Müslüman kadın, erkekle karşılıklı velayet makamına yükseltilmiş, onunla beraber iyiliği emretme ve kötülükten men etme görevine ortak kılınmıştır. Erkek ve kadın cinsine verilmiş olan yeryüzünü imar ve orada Allah’a kulluk etme vazifesi konusunda eşit derecede sorumluluk ve emaneti yüklenmeleri teklif olunmuştur. “Onlar birbirlerinin velileridir.”
Bu dostlukla onlar; iyiliği emretmek, kötülükten men etmek, Allah’ın sözünü yükseltmek ve yeryüzünde bu ümmetin tavsiyelerini tahakkuk ettirmek için müşterek gayret gösterirler. Mü’minin tabiatı, aynen mü’min ümmetin tabiatı gibidir. Vahdet, dayanışma ve yardımlaşma tabiatı… Hayrı gerçekleştirmek, şerri yok etmek hususunda yardımlaşma… “İyiliği emreder, kötülükten men ederler”
Hayrı gerçekleştirip şerri yok etmek, ancak dostluk ve yardımlaşma ile mümkün olur. Bundan dolayıdır ki iman eden kadın ve erkekler, daima tek bir saf halinde birleşip kaynaşırlar, aralarına hiçbir tefrika unsuru giremez.
Kur'an nasıl ki Allah'a davette bulunmayı müslümanın vasıflarından kılmış ise, Allah'tan başkasına davette bulunmayı da münafıkların vasfı kılmıştır. "Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emrederler, iyilikten menederler." (Tevbe-69) Müslüman kadının, İslami davet vazifesiyle yükümlü kılınmasının hikmetlerinden biri de, diğer kadınların bu davete olan ihtiyaçlarından dolayıdır. Müslüman erkek, her zaman kadınların arasında bulunup onlara tebliğ edemez. İşte burada davetçi müslüman kadınlara ihtiyaç duyulur. Nitekim Rasulullah zamanında da, davetçi erkek sahabelerle birlikte günümüze ışık tutan hanım sahabeleri de görmekteyiz. Musibetlerin sarsamadığı bir sevda kahramanı Hz. Sümeyra’yı düşünün, cennetin özlediği hanımefendi Hz. Fatıma’yı, bir davetçi timsali Ümmü Şerik’i düşünün. O Ümmü Şerîk (radıyallahu anha) ki, Mekke’de ev ev dolaşarak Kureyş’li kadınlara İslâm’ı anlatan bir tebliğci.. Allah’a ve Resûlüne iman etmenin ve teslimiyetinin mükâfâtını hayatında iken gören bahtiyar bir hanım sahâbî... Mekke müşriklerinin işkencelerine rağmen imanından taviz vermeyen, açlığa ve susuzluğa katlanan bir kahraman hanım...
Ümmü Şerîk (r.anhâ) imanının tadını alan, heyecanını duyan ve İslâm’ı yaymak için canla başla uğraşan bahtiyar bir hanımdı. Kureyş kadınlarının evlerine sık sık ziyaretler yapar ve onları İslâm’a dâvet ederdi. İslâm’ı hanımlar arasında anlatmayı kendine vazife bilmişti. Bu hizmeti gizli gizli yürütürdü. İnsanların şirk bataklığından kurtulup hak yola gelmesinden büyük zevk duyardı. Bu sebepten bu vazifeyi büyük bir aşk ve heyecanla yapardı.
Zira O, bir insanın karanlıktan çıkıp, cehaletten kurtularak hidayete kavuşmasını, putları bırakıp Allah’a yönelmesi ve Kur’an’la buluşmasını, dünya ve içindekilerin kendisine verilmesinden daha hayırlı görürdü.
Bir Zeyneb Gazali’yi düşünün; o ki hayatının büyük bir kısmını sahabe kadınlarını örnek alan hanımlar yetiştirmek için adamış örnek bir davetçidir. Gazali, yıllar boyunca sürdürdüğü tebliğ çalışmalarını yürütürken devletin baskı ve zulmünü teşhir etmekten de sakınmıyordu. Bunu yaparken de ülkesini il il, kasaba kasaba dolaşıyor, tebliğ turları düzenliyordu. Kadını ile erkeği ile toplumun her kesimine konferansları ve tebliğleri ile ulaşmaya çalışıyor; evinin kapılarını sonuna kadar açtığı gençlerle görüşmelerinde, her biri birer hakkın sesi olan davetçiler yetiştirmeye gayret ediyordu. İslamı tebliğe ve bu uğurda mazlumiyete uğrayanlara yardıma adanmış hayat serüveni içinde Pakistan, İngiltere, Amerika, Arabistan, Sudan, Ürdün ve Cezayir gibi pek çok ülkeye tebliğ çalışmaları için seyahatlerde bulunuyordu.
Davet amaçlı çok sayıda konferans veren, kitap ve makale yazan, seyahat gerçekleştiren bu değerli hanım tarihe adını yazdırmış müstesna, örnek ve önder kadın 3 Ağustos 2005 Çarşamba günü 88 yaşında vefat etti. Yüce Allah mekânını cennet eylesin. Geride yetiştirdiği binlerce genç, sayısız konferans ve makale bırakan Gazali kitapları ile halen davetine devam etmektedir. Allah ondan razı olsun…
Ey Mü’min Kadınlar!
Cehalet karanlığının her tarafı sardığı bu zamanda, Kur’an ve sünnet ışığıyla aydınlanıp, etrafına ışık saçan bir kandil olmalı ve bu kör karanlıkta bocalayan kardeşlerimizi de aydınlatmaktan geri kalmamalıyız. Peki, bu vazifeyi nasıl gerçekleştirebiliriz?
1-Eşine, davetinde yardımcı bir hanım olmak 2-Çocuklarını İslamî eğitim üzere yetiştirmek 3-Akraba ve yakınlarını İslama davet etmek 4-Komşularını İslama davet etmek 5-Arkadaş çevresinde İslamî çalışmalar yapmak 6-Topluma karşı güzel örneklik teşkil etmek

SİNEM KALKAN

adana cuma sohbetleri

YAZANLARIMIZ


IMAGE
Minimanti denuderanno disenfiasse http://modernhomesleamington.co.uk/?id=13924 ritranquillaste antelunari. Rinserrerebbe malinconica 2- Ali KAÇAR
IMAGE
see 3- Kâzım SAĞLAM
IMAGE
see 6- Mustafa KAYA