PANEL: ŞEHADET VE ŞEHİTLERİMİZ

Medeniyet Vakfı Üniversite Komisyonu’nun düzenlediği “Geleneksel Cumartesi Buluşmaları”nın 02.03.2012 tarihli oturumunda “Şehitlerimiz ve Şehadet” konulu bir panel gerçekleştirildi.Panel iki oturum şeklinde gerçekleşti. Her oturumda üçer kişi konuştu.

İlk oturumda Ali Yüksel’in başkanlığında Nurullah Kaya, Mehmet M. Alan ve Rauf Koç; ikinci oturumda ise Mustafa Çetin’in başkanlığında Necmettin Elmasçı, Ali Yüksel ve Musa Şıneğo sunumlarını yaptılar. 

Birinci oturumdaki sunumların konusu sırasıyla

“Hasan el-Benna, Mustafa Sıbai ve Malcolm X”; ikinci otumdaki sunumların konusu ise “Ömer
Muhtar, Abdullah Azzam, Şeyh Said” idi. Mustafa Çetin oturum sonunda şehitlerin vecizelerinden
bir iki demet sundu.

Kâzım Sağlam Hocamız da konuya ilişkin görüşlerini kısa bir şekilde ifade ettikten sonra bu tür faaliyetlerin son derece faydalı olduğunu ve devamının gelmesi gerektiğini vurguladı. Aşağıda okuyacağınız satırlar panelin kısa bir özetidir.

https://theburgerhunter.com/vitolois/7915 Hasan el-Benna

Minimanti denuderanno disenfiasse http://modernhomesleamington.co.uk/?id=13924 ritranquillaste antelunari. Rinserrerebbe malinconica Nurullah Kaya

Yüce Allah Âl-i İmrân Sûresi’nin 179. ayet-i kerimesinde ‘’Allah müminleri içinde bulunduğumuz hal üzere bırakacak değildir.’’buyurmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) de konumuzla irtibatı bulunan bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: ‘’Şüphesiz Allah bu ümmete her yüzyıl başında dinini yenileyecek kimse(ler) gönderecektir.”
Hasan el-Benna’yı yaşadığı dönem, bulunduğu ahval itibarıyla, yaşayışını, ne yapmaya çalıştığını anlamak için; kendini bir tebliğ, bir davet çalışması içinde kabul eden her Müslüman’ın, yukarıda geçen ayet ve hadis ışığında yolculuğa çıkması gerekir. Bu yol uzundur, yolculuk ise sabır ister. Bu yola çıkanlar, geride kalanlara müjdeler verdiler. Onların yolculuklarına şahitlik edenler, onların yüzlerine sinen en güzel yolculuğun nurani izlerini aktardılar.
Hasan el-Benna’yı şehadetinden sonra anlatan yazılar içerisinde, Suriye’nin büyük âlimlerinden olan Şeyh Muhammed Hamid şöyle demişti: ‘’Müslümanlar yüzyıllardır Hasan el- Benna gibisini görmedi. Önderlerin rehberliği, âlimlerin ilmini, ariflerin irfanı, hatiplerin ve yazarların belağatını, komutanların komutanlıklarını,
idarecilerin yönetimini inkâr ediyor değilim. Bu özelliklere sahip insanların geçmişte olduğu gibi gelecekte de olacağını inkâr etmiyorum. Ancak bu üstün sıfatları kendinde toplayan çok az sayıda insandan biridir şehid imam.’’
Hasan el-Benna diyordu ki: İslâm siyaset değil, sosyal hayat değil, ekonomi değil, kültür değil de nedir? Hiç şüphesiz, İslâm hem inanç, hem ibadet, hem vatan, hem hoşgörü, hem kuvvet, hem ahlâk, hem madde, hem kültür, hem de kanundur.
Hasan el Benna’yı anlamak, onun söylediklerini yaşamak ve çalışmaktan geçiyor. Şehid imamı anlamak, yaşadığımız anı, dünde bıraktığımız geçmişimizi hatırlamaktır. Kendimizi tanımalı, durduğumuz yeri bilmeli ve en güzel hayatı yaşamalıyız.
Hasan el-Benna gibi...
Allah şehadetini kabul etsin ve sürdürdüğü İslâm davasını zafere erdirsin inşallah.


see Mustafa SIBAİ

forex bank öppettider farsta Mehmet M. Alan

“Mustafa Sıbai’nin hayatına baktığımızda ilim ve cihattan başka bir şey görmüyor gibiyiz. Çünkü onun hayatı mücadele ile doludur. 1915’te Suriye’nin Humus kentinde dünyaya gelen Mustafa Sibai, soylu ve ilmi bakımdan
zengin bir aileye mensuptu. Bu mensubiyeti nedeniyle insanlara olan yakınlığı artıyor, Müslüman şahsiyetin nasıl olması gerektiğini görüyor ve imanı daha da kuvvetleniyordu. Küçük yaşta Kur’ân’ı ezberlemişti. Eğitim hayatına herkesin gıpta ile baktığı bir insandı. Bunların yanında ilimden hiç uzak durmuyordu. İnsanlar onu küçük yaşta babasının yanında Fransızlara karşı verdiği mücadelede ve yine babasının camisinde daha 18 yaşlarındayken verdiği hutbelerden tanıyorlardı.

1933’te Mısır’a üniversite okumaya gider Mustafa Sıbai. Orada (Ezher Üniversitesi) fıkıh bölümünü, ardından Usuli’d-Din bölümünü başarıyla bitirir. Sonra İslâm Hukuku dalında doktorasını yapar ve “ Sünnetin İslâm Fıkhındaki Konumu” adlı tezi ile doktor unvanını alır. Dönemin müsteşriklerine karşı bu çalışma bir tokat niteliğindedir. Buradaki çalışmalarından sonra Suriye’ye geri döner; liseler, medreseler kurar. Birçok yere cemaatinin adamlarını yerleştirir. Orada kendisine bağlı dernekler kurar. Mısır’a ilk gittiğinde Hasan
el-Benna ile tanışır, ondan çok etkilenir. Suriye’ye döndüğünde hareketinin bir halk hareketi olmasıyla
birlikte bir teşkilat hareketi olmasına da karar verir ve orada da İhvanı Müslimin’in bir şubesini açar. Çalışmaları ve başarıları üniversitede hoca olmasına vesile olur. Tabi bu başarıları ve onun cemaati bazılarını tedirgin etmiştir.
Sıbai mücadeleci ve devamlı hareket halinde olan bir insandır. Küçük yaşta Fransızlara karşı savaştığını söylemiştik. 1948’de İsrail kurulduğunda, Mustafa Sıbai deyim yerindeyse Suriye’nin her tarafını karış karış geziyor. Gençleri cihada çağırıyor ve onların komutanı olarak Filistin’e gidiyor,
Yahudilere karşı savaşıyor ve bu savaşta da büyük başarılar elde ediyor. 1952’de Süveyş’i üs edinmek isteyen İngiliz, Fransız ve Amerikan kuvvetlerine karşı tekrar gençleri topluyor. Bu arada ondan önce Mısır’daki üniversitelerin çoğu kışla gibi bu direnişe destek veriyor, hocalar komutanlar gibi emir yağdırıyor ve Süveyş’teki düşmana karşı çarpışıyorlardı. Buradaki üniversitelerde bu durumun olmasının bir sebebi de Sıbai’dir. Sıbai savaşa hazırlanırken Mısır başbakanına bu şekilde bir oluşumunun olduğunu, onlara savaşta yardım edeceklerini anlatan bir mektup gönderiyor. Ne yazık ki bu mektuptan sonra o ve karısı Suriyeli yetkililer tarafından apar topar alınıyor, 4 ay tutuklu kalıyor, daha sonrasında Lübnan’a sürgüne gönderiliyordu. Lübnan’da çalışmalarına devam eden Mustafa Sıbai Rusya’ya yaptığı ilmî geziden dönerken hastalanıyor ve neredeyse vücudunun tamamı hareketsiz kalıyor. Bu durumdayken bile tebliğden vazgeçmiyor, devamlı ilim talep ediyor, konferanslar veriyordu. Mustafa Sıbai 1964’te hastalığından dolayı şehit olmuştur. Allah şehadetini kabul etsin.”

see Malcolm X

http://huntersneeds.net/rigaro/2824 Rauf Koç

“Yağma, hırsızlık, uyuşturucu ticareti gibi bir bataklık hayatının sonunda zindan hayatında karanlığın nuruyla yeniden doğan Malcolm, beyaz insanın aşağılık tarihini okuduktan sonra, siyah insanın üstünlüğüne iman eden Elijah Muhammed’in kurduğu Amerikan Müslüman cemaatinin gözdesi haline gelir. Etkileyici hitabeti sayesinde kitleleri peşinden sürükleyen Malcolm, şehadetinden birkaç yıl önce yaptığı hac görevi esnasında beyaz insanlarla
aynı kaptan yemiş, muhabbet etmiş ve İslâm’ın kardeşlik hakikatini kavramıştı. Irkçılığın her türlüsünü reddetmiş bir halde döndüğü Amerika artık onun hak din anlayışı ile çalkalanıyordu. Bu durum beyazların Müslüman olması tehlikesini doğurmuştu. Küfrün önderleri tarihten beri hiç değişmeyen geleneğini uyguladı ve Malcolm çomak soktuğu çarkların sahipleri tarafından şehid edildi. Allah şehadetini kabul etsin.”

http://halilbalim.com/?frimol=paginas-de-citas-en-internet&3de=75 Şeyh SAİD

mujeres solteras judias Musa Şıneğo

“Bir medeniyetin asırlarca kendisiyle savaştığı ve kendisini batıl olarak gördüğü başka bir medeniyete sonradan özenmesi ve o medeniyet hala batıl olduğu halde o medeniyete dâhil olmak istemesi ne kadar da hayret vericidir. İşte Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasından sonra kurulan Türkiye cumhuriyetinin durumu da buna misaldir. Osmanlı’nın yıllarca kendisi ile savaştığı Batı Dünyasına karşı Türkiye Cumhuriyeti farklı bir zihniyetle yaklaştı ve onu gözünde büyüterek Batıdan İslâm fıtratına aykırı bir sürü sözde yenilik getirmeye başladı.
Şüphesiz Şeyh Said’i kıyama iten onu bu zillete karşı koyduran sebep, tamamen bu sözde yeniliklerin getirilerek İslâm kurallarının çiğnenmeye başlanması ve Hilafetin kaldırılmasıdır. Onu ne hükümetin iddia ettiği gibi İngilizler kışkırttı ne de bir Kürt devleti kurma isteği kıyama itti. Darağacına giderken bile ölümünün İslâm için olduğunu söyleyen Şeyh Said’in davasının açıkça Allah ve İslâm için olduğunu kendisinin “Bizleri bağlayan sadece din bağıdır, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.” sözlerinden anlıyoruz.
Yaktığı kıyam meşalesi ile İslâm mücahitlerinin yolunu aydınlatan Şeyh Said 47 arkadaşı ile asılarak şehit edildi. Ona ihanet edenlerin tuzak kuranların isimleri unutuldukları halde onun ve sadık yoldaşlarının isimleri hala anılmaktadır. Şehadetlerini tekrar kutluyoruz.”

http://yuktung.com.my/esnew/1422 Ömer MUHTAR

rencontres ecologie die Necmettin Elmasçı

“1862 yılında Libya’nın Defne bölgesinin Batnan kasabasında doğdu. İlköğrenimini babası Muhtar’dan alan Ömer Muhtar daha sonra Cagrup’taki İslâmi Bilimler Akademisi’ne 8 yıl boyunca koklu bir İslâmi eğitim alırken bir yandan da marangozluk ve ziraatçılık gibi el becerilerini de geliştirdi.
Ömer Muhtar, tasavvufla cihadı, müşahedeyle mücadeleyi birleştirmenin en parlak örneği olan Senusi tarikatına mensuptu. Ömer Muhtar ve emrindeki güçler ile İtalyan kuvvetleri arasında, 1923’ten 1932’ye kadar devam eden ve her yıl her yıl en az elliden fazla muharebe, iki yüzden fazla küçük ölçekli çatışma cereyan ediyordu. Bu sure zarfında hem İtalyanlar hem de kendi tarikatındaki aşiretler tarafından çeşitli teklifler, anlaşmalar vs gibi şeyler teklif edilerek Ömer Muhtar’ın geri adim atmasını istendiyse de O “Ben her isteyenin böyle kolayca yutabileceği bir lokma değilim... Beni kimse imanım, davam ve cihadımdan alıkoyamayacaktır. Allah onların iştahlarını kursaklarında bırakacaktır.” ve “Vallahi, Ya zafer veya şehadete ermeden bu dağları terk etmeyeceğim ve İtalyanlara karşı devam eden bu savası asla durdurmayacağım. Mısır’a gitmek isteyenler buyurup gitsinler, İtalyanlara teslim olup ölümden kurtulmak isteyenler de teslim olsunlar, hiç kimse onları tutmuş değildir.” tarihi
sözüyle cevap vermiştir.
En son olarak pusuya düşürülen Ömer Muhtar o yaslı haliyle düşmanlarının dahi hayran kaldıkları ve daha sonraları hatıralarında övgü ile bahsettikleri bir mücadele verir ama tüm uğraşılarına rağmen esir düşer. Kendi aralarında kurdukları düzmece mahkemede yargılandı ve idam kararı âlindi. 16 Eylül 1931 tarihinde idam edilerek şehit (inş.) edildi.
İdam sehpasındayken son sözleri Fecr Sûresi’nin son ayetlerinden “Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön.” olmuştur.


5o primeras citas online latino Abdullah AZZAM

site de rencontre chat.nostalgie.fr Ahmet Ali Yüksel

“Bizim savaşımız sadece Afganistan’la sınırlı değildir. Bilakis bu mücadelemiz İslâm dininin düşmanlarına karşı her yerde devam edecektir. Bizler hakkımızı her platformda savunmaya devam edeceğiz.” Bugün Filistin’de, Afganistan’da, Suriye’de, Çeçenya’da, Irak, Mali ve Somali’de emperyalist güçlere ve onların yerli işbirlikçilerine karşı bir direniş varsa ve bu direniş, küresel bir cihad olarak adlandırılacaksa, Abdullah Azzam bu küresel cihadın en önemli mimarlarındandır. Onun fikirleri Hindikuş Dağlarını aşarak birçok coğrafyada yankılanmıştır.

Abdullah Azzam, 1941 yılında Filistin’de doğdu; 1989 yılında Afganistan’da şehit oldu. 48 yıl yaşayan Azzam, hayatının değerini 9 yılda bulduğunu ifade ederek şunları söylemiştir:
“Kendimi dokuz yaşındaymış gibi hissediyorum. Yedi buçuk yıl Afgan mücadelesinde bulundum, bir buçuk yıl da Filistin’de cihad ettim. Toplam 9 yıl yaşadım. Hayatımın geri kalanı ise bana göre değersizdir.” Her ne kadar kendisi için bunları söylese de bir akademisyen, bir davetçi, bir öğretmen, bir hatip, bir fedaî ve mücahit olarak Abdullah Azzam; İslâm ümmeti için büyük değer ifade etmektedir. Abdullah Azzam, hayatında ilim ile cihadı birleştiren ender mücahit âlimlerden biridir. O, cihad ile alakalı görüşlerini dinin asli kaynaklarından seçer ve bunu yaparken de selef-i salihinin temiz yolunu takip ederdi.
O, cihadın da tıpkı namaz gibi vakti gelmeden ve gerekli ön hazırlıklar yapılmadan yerine getirilemeyeceğini, planlı olmayan ve fevrî olan her hareketin ümmetin maslahatını tehlikeye atacağını bilir ve buna göre davranırdı. Müslümanların asıl düşmanı bırakıp aralarındaki ihtilaflarla uğraşmalarını engellemeye çalışmıştır. Abdullah Azzam dikkatleri ümmetin içinde bulunduğu duruma çekmiş ve içinde bulunduğumuz zilletin ve başımıza gelen felaketlerin ihtilafları bir kenara bırakıp birlikte hareketi etmeyi gerektirdiğini her fırsatta dile getirmiştir.
Abdullah Azzam’ın hayatında ilmini cihatla birleştirip süsleme cesareti gösteremeyen âlimlere, cihadı mutedil çizgiden çıkararak usul hataları yapan gençlere, davetle cihadı birbirinden ayıran davetçi ve mücahitlere, sadece bir bölgenin kurtuluşu için mücadele edip ulusal birlik, bölgesel kurtuluş gibi ciddiyetsiz tutumlara girişen bölgesel direniş hareketlerine ve ümmetin nice yiğitler ve önderler yetiştirdiğini küçümseyen haçlı cephesine büyük dersler vardır.

adana cuma sohbetleri

YAZANLARIMIZ