HASAN EL BENNA SEMPOZYUMU

5-6 Mayıs tarihlerinde Ankara’da, Genç Birikim Derneği ve Medeniyet Derneği’nin ortaklaşa düzenlemiş olduğu Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu oldukça doyurucu tebliğler ile dinleyiciler için belirgin bir aydınlanmaya vesile oldu.

Sempozyumdan arda kalanları, hatırlara kazınan notları sizlere aktaracağım bu yazım, programın bir nevi özeti niteliğini de taşıyor olacaktır.

source site 1.GÜN

Cumartesi günü yapılan açılış ve selamlama konuşmalarının hemen ardından sempozyumun henüz ilk oturumunda Dr. Fahri Hoşab’ın konuşmasının sonunda yöneltmiş olduğu aşağıdaki sorular, üzerinde düşünülmeye değerdi doğrusu:

1. Hasan el-Benna’nın “Müslüman Kardeşleri” resmi sayılabilecek bir teşkilatlanmaya sevk etmesi isabetli olmuş mudur ?
2. El-Benna’nın ve teşkilatının devlet kurmak gibi açık ve müşahhas hedefler ortaya koyması, askeri eğitim gibi bariz faaliyetlerde bulunması, onu açık hedef haline getirmiş midir ? Bu durum, davetin aşamaları göz önüne alındığında nebevi davete uygun mudur ?
3. Hasan el-Benna ve teşkilatı, siyasetle mübaşeret yerine, siyaset üstü kalabilseydi, -siyasi akış da dahil- hadiseler ve müesseseler üzerinde daha müessir olabilir miydi?
4. El-Benna’nın ve teşkilatının meselelerin halli ile ilgili, hükümetlere ve farklı siyasi mercilere muhtıralar vermesi, davet siyaseti ve sağlıklı diplomasi açısından ne derece uygundu ?
5. El-Benna ve teşkilatı, meselelerin halli için kuvvete istinad ederek müeyyide uygulamak yerine, daha geniş kitlelere ulaşarak keyfiyetli bir kemiyet olan kamuoyunun mülayim fakat müessir gücünü kullansaydı daha fazla muvaffakiyet elde eder miydi ?
6. Hasan el-Benna’nın davet tarzında ve tercihinde gençliğinin ve heyecanının bir tesiri olmuş mudur ?

Yine aynı oturumda Dr. M. Abdulkadir Ebu Faris, Hasan el-Benna’nın hayatı, sömürgecilere karşı savaşı ve hedeflerinden bahsetti. Kral Faruk’un Üstad’a yapmış olduğu ağır eziyetleri ve hakaretleri dinlerken, dinleyenlerin gözünde el-Benna bir kez daha büyüdü. İlk oturumun son konuşmasında ise Prof. Dr. Tahsin Görgün, Hasan el-Benna’nın siyasi görüşü ve Müslüman Kardeşler hakkındaki düşüncelerini dinleyicilerle paylaştı.

Günün ikinci oturumunun ilk konuşmasında Prof. Dr. Hayretti Karaman, Hasan el-Benna’nın ıslahat ve yeniden inşa programını ortaya çıkaran aşağıda sıraladığımız 13 ilkeye dikkatleri çekti.

1. Gelenek haline gelmiş dini anlayışının ve kurumların yenilenmesi gerekiyor.
2. Dini düşünce ile akli (felsefi) düşünce uzlaştırılmalıdır.
3. İslam’ın her şartta uygulanabilirlik ve insanlığın birikimine açıklık özelliği vardır.
4. Anayasaya dayalı parlamenter sistem İslam’a aykırı değildir.
5. Batılılaşmaya karşı olmak ve maddeci Batı medeniyetine eleştirel bakmak gerekir.
6. Kutsal ve değişmez doğru (ma’sum) olan düşünceye dayalı mirası ayırmak gerekir.
7. İslam devletinin tarihine ve İslam medeniyet tarihi düşünce yöntemine tenkitçi olarak yaklaşmak gerekir.
8. Kapsayıcı manada bağımsız medeniyet ve ümmetin egemenliği hedeflenmelidir.
9. Vatan, kavim (etnik köken) din ve insanlıkla ilgili aidiyetlerin bütünleştirilmesi/uzlaştırılması gerekir.
10. Bir kimse, “Allah bir, Muhammed O’nun elçisidir” diyorsa asla tekfir edilmemelidir.
11. Durum doğru değerlendirilmeli, bir ıslahat programı yapılmalı ve sosyal adalet gerçekleştirilmelidir.
12. Islahatın aceleye getirilmemesi, planlı ve sağlam bir hazırlık safhasının geçirilmesi, ıslahatın uygulayıcılarının iyi yetiştirilmiş olması gerekir.
13. Güç, şiddet ve devrim.

Aynı oturumun bir diğer konuşmasında Ali Kaçar, Hasan el-Benna’nın tebliğ hareketinin kahvehanelerden başladığını vurguladı. Bizlere Hasan el-Benna’nın “Şaiyâlara en iyi cevap, onları tekzib etmek/yalanlamak değildir. Bu iftiraların üzerini örtecek iyi bir iş/çalışma en iyi cevaptır.” sözünü hatırlattı. Üstad’ın Kral Faruk’a yazdığı 50 maddelik mektuptan da bahsetti. Müslüman Kardeşler’in yazları 2-3 ay süren kamplardan nasıl askeri bir oluşuma gittiğini ve gayri İslami yönetime nasıl savaş ilan ettiğini hatırlatmış oldu.

Dr. Vahdettin Işık, ulus-devlet düzenine ilk karşı koyuşu yazmış olduğu kitap ile Sait Halim Paşa’nın ve hareketi ile de Hasan el-Benna’nın sergilediğini belirtti.

Günün üçüncü oturumunun ilk konuşmasında M. Beşir Eryarsoy, bazı ihvan düşünürlerinden bahsetti. Özellikle, zor zamanların mürşidi Hasan El Hudeybi’nin hayatına vurgu yaparken, Seyyid Kutub’un yazmış olduğu İslam’da Sosyal Adalet, Yoldaki İşaretler ve İslam Düşüncesi kitaplarının önemine de değindi.
Aynı oturumun ikinci tebliğini ise Dr. İbrahim El-İbrahim sundu. Kendisi, Hasan el-Benna’nın İslam’ı bir teori dini olmaktan kurtarıp, pratik bir din, bir cihat dini haline getirmesine olan katkılarına dikkat çekti. Ümmet olarak fikir birliğinde olduğumuz konulara eğilip, ayrılıklara önem vermememiz gerektiğini belirtirken, ihtiyaç duyduğumuz şeyin gönül birliği olduğuna vurgu yaptı.

Dr. Ahmet Emin Dağ, aynı zamanda görsel içeriğiyle dinleyenlere oldukça doyurucu bilgiler veren sunumunda İhvan’ın “bireyden cemaate, cemaatten cemiyete ve cemiyetten de devlete” uzanan ıslah ve yeniden inşa metodu üzerinde de durdu.

http://drybonesinthevalley.com/?tyiuds=best-money-management-for-forex-trading 2.GÜN

Sempozyumun ikinci gününde de en az birinci günkü kadar yoğun ilgi vardı. Günün ilk oturumunun ilk tebliğini sunan Ömer Küçükağa, Allah’ın Hasan el-Benna’ya lütfettiği ses, kuvvetli hitabet ve hikmet gibi özelliklerinden söz etti. Aynı zamanda “birey, aile, toplum, devlet, hilafet” sıralamasına riayet edilerek sürdürülen davet ve bilinçlendirme hareketini de izah etti.

İlk oturumun ikinci sunumunu gerçekleştiren Kazım Sağlam, emperyalistlerin Müslüman Kardeşler’i bitirmek için kullandığı yöntemleri ve aksi yönde Müslüman Kardeşler’in de emperyalistlere karşı geliştirdiği yöntemleri maddeler halinde sıralayarak karşılıklı olarak planlanan bu stratejilere açıklık getirmiş oldu.
İkinci oturumda Dr. Eşref Abdulğaffar, Arap Baharı’nın İhvan-ı Müslimin’in 80 yıllık geçmişinin içerisinde gerçekleştirilen faaliyetlerin bir göstergesi olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Yasin Aktay ise aynı oturumda sunduğu tebliğinde özellikle halifeliğin önemine vurgu yaptı. Konuşmasında, şu an dünya üzerinde Hristiyanlığı, Yahudiliği, Ortodoksluğu temsil eden kurum ve kuruluşlar olmasına karşın Müslümanları temsilen bir oluşumun ve siyasi odağın bulunmamasını sorgulamış oldu. Bu bağlamda İhvan-ı Müslimin’in 18 ülkede örgütlü bir yapıya sahip olması ile de açıkça görülebileceği üzere, hilafetin yeniden inşası emeline sahip bir oluşum olduğunu da sözlerine ekledi. Türkiye’de ümmet düşüncesinin millilikten evrenselliğe geçişinde İhvan-ı Müslimin alimlerinin önemli bir rol oynadığını da belirtti.

İsmail Muhammed Abbas yapmış olduğu konuşmasında Hasan el-Benna’nın günlük yaşamından etkileyici kesitler sunarak onun merhametli ve sağlam karakterli yanına dikkat çekti. Üstad’ın hapishanede bir gardiyan tarafından kendisine özel tahsis edilen ısıtıcıyı, diğer koğuşlarda bulunmadığı için reddetmesi, tokalaştığı sert ve nasırlı bir işçinin elini öperek ona bu elin, çalışan bir el olmasından dolayı Peygamber’in sevdiği bir el olduğunu söylemesi bunlardan bazıları idi. Abbas, bugün Filistin’de mücadele eden mücahidlerin de el-Benna okulunun adeta birer öğrencisi gibi olduğunu aktararak sözlerine son verdi.

Mücahid Ömer El-Emiri, Üstad’ın şahsiyeti ile ilgili anektodları aktarmaya devam etti. Bunlardan biri de Hasan el-Benna’nın cemaatle kıldığı namazları kısa tutup, kendisinin ise geceleri tek başına uzun uzun kıyama durması idi.

Üçüncü oturumda söz alan Prof. Dr. Ahmed Zaid, Hasan el-Benna’nın hayatı ve kişiliğinden bahsederken onun Mısır’da 4000’e yakın köyü tebliğ için ziyaret ettiğini, Kur’an-ı Kerim-i eliden düşürmeyen, emekli maaşı ile geçinen, çorabı yamalı ama halinden razı, hayatını davasına adamış bir adam olduğunu aktardı. Olağanüstü bir hal olmadıkça iyi ve kötü günlerde sürekli cemiyetin yanında yer aldığını da sözlerine ekledi. Zekası ve organizasyon yeteneği oldukça üst düzeyde olan Hasan el-Benna’nın kısa ömrüne rağmen binlerce kitap okuduğunu da bildirdi.
Ahmet Varol son oturumda İhvan’a yöneltilen eleştirilerden bahsederken onun sünnetten uzak yeni bir din gibi atfedilmesinin yanlışlığına vurgu yaptı. İhvan’ın demokrasi yanlısı olduğunu destekleyen eleştirilere ise cevaben, İhvan’ın, İslam’ın Müslümanlara tanımış olduğu seçme/tercih/fikir beyan etme hakkını kullandığını izah etmiş oldu.


http://diabetologie-eidenmueller.de/?kkoas=stockpair-app-auf-10-min-zoomen&da4=53 DEĞERLENDİRME VE KAPANIŞ

Prof. Dr. Hayrettin Karaman değerlendirme ve kapanış konuşmasında söz alan ilk isim oldu ve dinleyicilerin ilgisi ve organizasyonun güzelliği için teşekkürlerini iletti.
Dr. Seleme, Hasan el-Benna’nın hayatının bir film ya da en azından 30 bölümlük bir dizi olması gerekliliğinden bahsetti.

Prof. Dr. Yasin Aktay ise sempozyuma gösterilen ilgi ve geniş katılımın, el-Benna’ya ve fikirlerine olan ihtiyacı gözler önüne serdiğini belirtti. Fakat maalesef bu ilgiye rağmen akademik hayatta örneğin, Seyyid Kutup ve benzeri ilim adamlarından alınan referansların halen akademi dışı olarak görüldüğü ve küçümsendiğinden yakındı.
Eymen Muhammed Ebu Halil, şu an Filistin’de ve İsrail hapishanelerinde mücadele eden kardeşlerimizin Hasan el-Benna okulunun öğrencileri olduğunu vurgularken, onun fikirlerini taşıdıkları ve yaşamaya çalıştıkları için tüm bu zorluklarla karşılaştıklarını belirtti.

Son olarak Kazım Sağlam’ın maddeler halinde sunduğu kapanış bildirisinin ardından etkinlik, kalplerde ve zihinlerde bıraktığı derin izler ile sona ermiş oldu.

Allah-u Teala’dan, uyanışlara vesile olacak bu ve benzeri nice yeni sempozyumlarda bizleri tekrar buluşturmasını niyaz ederim.

Muhammed DALYAN

adana cuma sohbetleri

YAZANLARIMIZ


IMAGE
go here 3- Kâzım SAĞLAM