ATEŞİN KAVURDUĞU 301 OCAK VE AİLE SEMPOZYUMU

Rsi strategy for binary options trading follow link Medeniyet Vakfı'nın düzenlediği ''Aile Sempozyumu''nun tebliğcilerinden Yenişafak gazetesi yazarı Yasin Aktay bugünkü köşe yazısında Soma'daki elim kazada ocağına ateş düşen aileleri ele alıyor ve aile sempozyumuna dair notları bizlere aktarıyor: Ankara'da Medeniyet Vakfı'nın önceden planlanmış Aile Sempozyumu Soma'da 301 ailenin ocağına düşen ateşin kendini hissettirdiği milli matem havasında gerçekleşti.

http://kasba.nl/pipiak/82  Ailenin bugününü ve geleceğini düşünmek üzere bugünlerde düzenlenecek bir toplantının bugünlerde üzerinde durması gereken en anlamlı konu ailenin sosyolojik gelişimi veya dönüşümünden ziyade karşılaştığı daha somut güvenlik sorunu olsa gerek. Zira aynı günlerde ülkenin bir çok yerinde alınan trafik kazaları, başka iş kazaları haberleri, aile kurumumuzun ne kadar az önemsenen ama aslında toplamda ne kadar da yaygın bir sorunla karşılaşıyor olduğunu gösteriyor.

Boşanma oranları ciddi bir aile istatistiğidir ama iş kazaları veya trafik kazalarından etkilenmiş ailelerin aynı oranda önemsenmiyor olduğunu bugünlerde fark etmek niyeyse ayrı bir duygulanma nedeni oluyor.

Sempozyumda birbirinden değerli bir çok akademisyen ailenin, bilhassa Müslüman ailenin mevcut durumu ve geleceği üzerine çok verimli sunumlar yaptı. Benim de bir sunum yaptığım sempozyumdaki mülahazalarımın bir kısmını paylaşmak isterim:

1. Ailede yaşanmakta olan ve gittikçe daha fazla belirginleşecek bu gelişme eğiliminin gelecekte ne tür aile örüntüleri ortaya çıkaracağı konusunda yaygın bir karamsarlık sözkonusudur. Doğrusu bu olumsuz gelişmelerin önemli bir kısmına, bizzat modern toplumun cinsler arası eşitlik konusunda kat ettiği büyük mesafelerin yol açmış olması sözünü ettiğimiz paradoksun somut bir tezahürü.

2. Cinsler arası eşitliğin bazı biçimlerinin uzun vadede evliliğe, hatta kadına karşı işleyen tuhaf bir kazanım olduğu görülmüştür. Bunun en basit örneklerinden biri, mal paylaşımı rejimlerinde görülüyor. Genellikle kadın haklarını korumak üzere geliştirilmiş olduğu açık olan mal paylaşımı rejiminin başta hesaplanmayan sonuçlarından biri evliliğe yönelik ilgiyi ve pratiği ciddi bir biçimde azaltmış olması. Evlilikten önce kazanmış olduğu veya evlilikten sonra daha aktif bir çalışma temposunda kazandığı kendi malını paylaşmak zorunda kalma korkusuyla bir çok erkek kolay kolay nikah akdinin altına girmeye yanaşmıyor. Yasaların kadınlara karşı pozitif ayrımcılık konsepti altında çalıştığı bir ortamda erkekler bir refleks olarak ellerindeki inisiyatifi kendilerini korumaya ayarlayarak kullanmaya yöneliyorlar. Bunun toplumsal sonuçlarından birisi de evlenmeksizin bir arada yaşayan çiftlerin sayısındaki patlama derecesindeki artış ve bu gelişme giderek ailenin aleyhine, dolaylı olarak da kadının aleyhine işleyen bir süreç olarak işlemektedir. Tahmin edilebileceği gibi belli belli bir yaşa geldiğinde hiç evlenmemiş ama bir kaç birliktelik yaşayarak artık hayatını yalnız sürdürmek durumunda kalmış olan kadınların sayısında da büyük bir artış sözkonusu olmaktadır.

3. Avrupa ülkelerinin çoğunda ve Amerika'da nikahsız birlikte yaşama giderek hakim bir model olmaya yüz tutmaktadır. 1990 yılı itibariyle Amerika'daki her yüz çiftten onu evlilik dışı bir arada yaşama tarzını seçmiştir. Bu oran geçen süre içinde daha da artmıştır. Avrupa'da bu oranın daha da fazla olduğu kesindir. Zira Amerika'da aileyi koruma ve güçlendirme sadece yasalarla sağlanabilen bir şey değil. Aksine aile kiliseler ve kent cemaatleri eliyle yaşatılan bir kurum. Aslında sözkonusu olan bir hayat tarzının sürdürülmesi olduğunda yasalar tek başına bunu sağlamakta aciz kalır.

4. Buna mukabil Amerika'da veya Avrupa'da nikahsız birlikteliklerin gittikçe artmasını etkileyen faktörler üzerinde durmaya değer. Bunun en önemli sebeplerinden biri modern hayat kültürüyle birlikte gelişen aşırı bireyciliğin bir çeşit bencilliğe dönüşmüş olması. Hiç kimse evlilik yoluyla altına imza atacağı sorumluluklar dizisinin altına girmek istemiyor. Evlilikten umabileceği birincil düzey neyse bunu evlenmeden temin edebiliyorsa, temin edebilmenin meşru zemini sağlanmışsa, öbür türlüsüne yanaşmak için ciddi bir kültürel motivasyon gerekiyor. Zaten ileri derecede modern hayatın bu kültürel motivasyonu ve ortamı yok ederek ilerlediğini kabul etmek durumundayız.

5. Nüfus planlamasına dayalı bir kültürün tam bir nüfus kısırlığı sorununa çatmış olması da yine bu hayat tarzının bir sonucu olmuştur. Nitekim bugün Avrupa'nın bir çok ülkesinde ne kadar çok teşvik edilmeye çalışılırsa çalışılsın, bir kez kazanılmış bulunulan nüfusu bastırma kültüründen geri dönülememektedir. Bunun en basit nedeni insanların hayatla ilgili beklentilerinde, planlarında, başka bir insana hayat vermeye, mesai vermeye dayalı bir özveri istidadının, gerekçesinin ve motivasyonunun iyice kaybolmuş olmasıdır.

6. Esasen, nüfus planlamasını bir ülkenin gelişmesi için zorunlu bir tedbir olarak işlemiş olan sosyolojik analizlerin hepsinin zamanla sorunlu olduğu ortaya çıkmıştır. Ülkelerin fazla nüfusa sahip olması ile toplumsal gelişme arasındaki ilişkiye dair, 3. Dünya ülkelerine kabul ettirilen nüfus-bastırıcı propagandanın gelişmiş ülkelerde işlemediği iyice açıktır. Aksine bu hikayenin sadece dünyanın nüfus dengesini Batılılarca kendi lehlerine manipüle etmek üzere kullanmış oldukları çok açık. Nitekim, 1984 yılında hazırlanan bir Unesco raporuna göre, nüfus ile ilerleme arasında varsayılan ters ilişkinin yanıltıcı olduğu, aslında bu ikisi arasındaki bağıntının o kadar da kesin olmadığı tespit edilmiştir.

O kadar kesin değil, ama buna rağmen nüfus tartışması hala ideolojik bir baskı altında yapılmaya devam ediliyor. Nedenleri üzerinde durmak için yerimiz kalmadı. Belki sonra devam ederiz.

adana cuma sohbetleri

YAZANLARIMIZ


IMAGE
go to site 3- Kâzım SAĞLAM
IMAGE
watch 5- Serkan ÇAYCI
IMAGE
watch 6- Mustafa KAYA
IMAGE
follow site 7- Talha M. AY
IMAGE
stockpair auszahlung 8-Serdar GÜRBEY