DEĞERLİ İLAHİYATÇI FARUK BEŞER'İN KALEMİNDEN AİLE SEMPOZYUMU

go here

http://tilteed.com/?encefalitos=short-term-trading-strategies-book&1c0=2e Medeniyet Vakfı’nın Ankara’da gerçekleştirdiği ‘‘Aile Sempozyumu’nun tebliğcilerden değerli ilahiyatçı Prof. Dr. Faruk Beşer, Yanişafak gazetesindeki köşesinden sempozyumla alakalı izlenimlerini aktardı. Beşer'in ''Aile Sempozyumu''ndan başlıklı köşe yazısını ilginize sunuyoruz:

Geçtiğimiz hafta sonu Medeniyet Vakfı'nın düzenlediği Aile Sempozyumu için Ankara'da idik.

Dolu dolu iki gün yaşadık. Çok güzel insanlarla tanıştık, çok değerli ilim adamları ve ilim kadınları dinledik. Vakıf başkanı Beşir Eryarsoy ve değerli arkadaşları tevazu içerisinde herkesle ilgilenip sempozyumun verimli olması için ne gerekiyorsa yaptılar. Aynı Ekip geçen yıl da 'Uluslararası Hasan el-Benna' sempozyumu yapmışlar. Bildirileri iki cilt halinde basılmış.

Bu sempozyumda benim bildirim 'İslam Ailesinin Belirleyici Özellikleri' idi. Fırsat bulursam ondan da özetler sunacağım. Ama fakire bir de son değerlendirme oturumunda görev verdikleri için bütün bildirileri dikkatlice dinledim ve kısa notlar aldım. O notları kendi ifadelerim haline getirerek bir kısmını sizin de istifadenize sunmak istiyorum. Farklı konularda söylendikleri için cümleler arasında tutarlılık aranmasın. Hepsinin söyleyenini kaydedemediğim için bazılarının isimlerini veremeyeceğim.

Önce çoğunluğu profesör, diğerleri yazar olan bildiri sahiplerinden bazı isimler vereyim:

Mustafa Ağırman, Ömen Faruk Harman (bildirisini başkası okudu), Ahmet Taşğın, Beşir Eryarsoy, Faruk Beşer, Hamdi Döndüren, Orhan Çeker, Mustafa Tekin, M.Mahfuz Söylemez, Bekir Sağlam, Hacı Duran, Abdullah Özbek, Celaleddin Vatandaş, Necdet Subaşı, Mustafa Aydın, Ömer Küçükağa, Yasin Aktay, Sefa Saygılı, Abdurrahman Arslan, Süleyman Arslantaş, Burhanettin Can, Mahmut Hakkı Akın, Zuhal Güney, Hayriye Bican, Demet Tezcan, Hülya Şekerci, Sabiha Alpat Ateş...

İşte aldığım notların kendi cümlelerimle ifadesi:

Feminizm hep kadının haklarından söz eder, sorumluluklarından hiç söz etmez. Oysa sorumluluk getirmeyen hiçbir hak yoktur. Kadının sorumluluğunun olmadığını iddia ya da ihsas etmek aslında kadına hakarettir. Çünkü sorumluluğu olmayan ya çocuktur, ya da delidir.

İslam'da kadın erkek arasında mülkiyet ayrılığı esası vardır. Herkes kendi malı üzerinde, meşru çerçevede tasarruf hakkına sahiptir. Bu sebeple kadınının kendi malındaki tasarrufu için kocasının izni gerekmez. Koca eşinin çalışmamasını isteyebilir ama çalışmasına izin vermesi halinde maaşına el koyamaz, evin geçim külfetine ortak olmasını isteyemez.

Kadının zorunlu ihtiyaçları kocası tarafından karşılandığı için zekât konusunda erkekten farklıdır ve temel ihtiyaçları için bir miktar ayırmasına gerek yoktur. Zekâta tabi mallarının tamamından zekât vermelidir.

Boşanmanın, evlilik külfetini yüklenen kocanın elinde olması adaletin gereğidir. Eğer boşanma tek taraflı olmazsa eşlerden biri diğerini süründürür, zulme sebep olur. Bu gün gerçekten boşama sebepleri bulunduğu halde, diğer tarafın dayatması yüzünden altı yıl süren boşanma davaları vardır. Bu durum, özellikle kocayı mağdur etmekte ve gayri meşru yollara zorlamaktadır ve her iki tarafın da aleyhinedir.

Ülkemizde sadece imam nikâhı ile evlenen çiftler de vardır. Resmi tescili olmayan böyle bir nikâh bize göre geçerli değildir ama hiç yok sayılması da problemler doğurur. Bu durumda olan erkekler de boşanmak isteyen eşlerine zulmetmekte ve boşamıyorum diye kadının önünü kesmektedirler. Böyle bir durumda iki taraftan seçilen ehil insanlardan oluşacak 'Aile Meclisi', gerekiyorsa boşanmaya karar verebilir ve kadın askıda kalmaktan ve mağdur olmaktan kurtulur.

Günümüzde evlilik için aile mektepleri açılmalı, eş adaylarına dini temel bilgiler verilmelidir. Aksi takdirde seküler bir toplumun hayat anlayışıyla yaşanmış, İslam'ın yüklediği sorumluluklar yerine getirilmeden onun verdiği haklardan söz edilmiş olur. Bu da adaletsizliklere sebep olabilir (O. Çeker).

'Ayakları üzerinde durabilme' deyimi, aslında Feminizmin ekonomik özgürlük sloganından bir uyarlamadır. (M. Tekin). Erkek için sınırsız bir ekonomik özgürlük olmadığı gibi kadın için de yoktur. Ve bu slogan aileyi yıkan en önemli sebeplerdendir.

Hangi ülkenin ailesi en sağlam ve en huzurlu ise dünyanın en güçlü ülkesi orasıdır... Ailenin selameti aile fertlerinin birbirlerini anlamalarına bağlıdır. Anlama, anlama, anlama... Sonra konuşma gelir. Ne yapıp yapıp konuşmalıdırlar, gereksiz konularda bile olsa konuşmalıdırlar. Ne kadar çok konuşuyorlarsa o kadar huzurlu olurlar.

Konuştukları kelimeleri de çok iyi seçmelidirler. Bir adama kırk gün deli derseniz deli olur. Deneyle sabittir ki, sözler suyun kimyasını bile değiştirir. Bitkiler güzel sözlerle büyür, kötü sözlerle sararır solarlar. Hz. Peygamber'in evinde yetişen Enes bin Malik: 'Efendimiz on yıl boyunca bana hiç kırıcı bir söz söylemedi' diyor ve ekliyor: 'O vefat edeli onu rüyamda görmediğim hiçbir gece olmadı'. Böyle bir sevgiyi ancak güzel sözler oluşturur. Onun için 'Ya hayır söyle ya sus' buyurmuştur. (B. Sağlam). 

follow Aile Sempozyumu'ndan-2

Geçen yazımızda sözünü ettiğimiz Aile Sempozyumu'nda aldığım notların herkes için yararlı olanlarını vermeye devam ediyorum. İfadenin ve ilavelerin sorumluluğu fakire aittir.

İnsanla beraber var olan ve dünyanın sonuna kadar da devam edecek kurum din ve ailedir. Yani ikisi de oluşturulan değil, verilen ya da kazanılan kurumlardır.

Modern Batı insanı dinden kopardığı gibi, insanı insandan da kopardı ve aile parçalandı. Batı'nın en çok yazan müelliflerinden Şekspir'in (William Shakespeare v. 1616) eserlerinin tamamında 'aile' kelimesi sadece dokuz defa geçer. Aşktan bahsettiği  Romeo ve Juliet'te ise hiç geçmez. Bir aşk ki, sonu aile ile taçlanmıyor.

Biz bu parçalanmışlığı fısk ile açıklamıştık. Demiştik ki, Kur'an-ı Kerim'in ilk sayfalarında Allah iman açısından insanları mümin, kâfir ve münafık diye ayırdıktan sonra, fâsıktan da söz eder ve fâsıkı, Allah'ın; kurun ve canlı tutun dediği ilişkileri parçalayan, böylece yeryüzünde bozgunculuk çıkaran kimse diye anlatır. (2/26-27).

İslam şehrindeki mahalle kültürü ile kent devletindeki sokak kültürü aynı şey değildir. Mahalle kültüründe insani etkileşim ve canlı ilişkiler vardır. Bu açıdan TOKİ projeleri bizim kültürümüz adına pek çok olumsuzluklar içermektedir. (C. Vatandaş)

Hz. Peygamber'in ailesine gelince, onun ailesi hanımlarından, onların önceki kocalarından olan çocuklardan ve kendinin ya da hanımlarının yakınlarının çocuklarından oluşur. Sahabe içinde 220 tane Abdullah vardır ve bunların 'Abadile' (Abdullahlar) diye bilinen en önemli beş altı tanesinin üçü; Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Mesud ve Abdullah bin Zübeyr çocukluklarını Hz. Peygamber'in evinde geçirmişlerdir. Bu insanlar peygamber terbiyesiyle yetiştikleri için çok farklı özelliklere sahiptirler ve İslam Ümmeti adına çok büyük önem taşırlar. Mesela Abdullah bin Abbas Hz. Peygamber ile birlikte Cebrail'i iki kez görmüştür. Bu insanlar namaz konusundaki titizliklerini muhtemelen Hz. Peygamber'den almışlardır.

Hz. Peygamber döneminden beri Araplarda her doğan çocuğa Ebu-abdurrahman, ümmü-abdullah (filancanın babası, falancanın anası) gibi, soyadı yerine geçecek bir künyenin verilmesi aslında annelik ve babalık makamına bir vurgu taşır. (M. Ağırman).

Ayrıca Hz. Peygamber'in(sav) evliliklerinde, hanımlarının önceki çocuklarını yetiştirme gibi bir hedef dahi aranabilir.

Hacer validemiz örnek hanımlardan biridir. İbrahim onu küçücük yavrusu İsmail'le birlikte susuz ve ekinsiz Mekke Vadisi'nde bıraktığında kocası İbrahim'e; 'Bizi burada tek başımıza bırakmanı sana Rabbin mi söyledi?' diye sormuş, evet, cevabını alınca da, 'O halde gam yok, o bizi zayi etmez' demişti. Böyle bir tevekkülü Allah Zemzem suyunu çıkarıp emirlerine vermekle ödüllendirmişti. Bundan, Müslüman erkeğin ve kadının bu tevekkülle yaşadıkları sürece geçim sıkıntısı çekmeyecekleri anlamı da çıkarılabilir. (H. Döndüren).

Eğitimde aileye alternatif bir kurum oluşturulamamıştır. Modern kültür aileyi tehdit etmektedir. Batı'da ailenin dağılması sebebiyle çocukların % 20'si tek ebeveynden doğmaktadır. Annenin ya da babanın boşluğunu hep yaşamaktadırlar.

Ailenin önemini gösteren bir durumdur ki, kişiliğin % 80 i aileden edinilir, bu da büyük oranda ilk altı yaş içinde tamamlanır. Gerçi kişilik edinme ölünceye kadar sürer ama bu ilk altı yaş en önemli olan süreçtir. (S. Saygılı).

Sevgi iki insanın birbirlerini sevmesi değil, ikisinin de aynı yere bakmasıdır. (Bu söz hadis olarak nakledildi ama aslını bulabilmiş değilim).

Mutlak eşitlikçi ideoloji aileyi yıkan sebeplerdendir… Mahremiyet sadece başı kapatmakla oluşan bir şey değildir.

Modern hayatla beraber boşanmalar artarken lezbiyen ve homoseksüel evlilikler gündeme geldi. Böyle evliliklerde boşanmadan söz edilmemesi de ilginç olmalıdır. Bir İslam toplumu için kadın erkek rollerinin değişmesi bir dönüşümün belirtisidir ve hayra delalet ediyor olamaz. Bu süreçle kadın artık dinin konusu değil, siyasetin konusudur.

Evlilik kariyere kurban edilemeyecek kadar önemlidir. Çalışma adına modernizmin tanımladığı zaman ve mekân bize terstir. Bir İslam toplumu için kadının eve dönmesi gerekir. Modern kadın feminizme, modern erkek de kapitalizme kurban edilmektedir. (A. Arslan)

adana cuma sohbetleri

YAZANLARIMIZ


IMAGE
click 1- M.Beşir ERYARSOY
IMAGE
see 3- Kâzım SAĞLAM
IMAGE
etxcapital 7- Talha M. AY