MESCİD-İ AKSA NEYİMİZ OLUR?

Her Müslüman gibi ben de Kudüs denildiği zaman; nereden başladığını ve nereye gittiğini tahmin bile edemediğim, tarif etmekte gerçekten zorlandığım çok değişik his âlemine intikal ediyorum.

Bunun pek çok sebebi vardır. Evvela Kudüs bizim için herhangi bir şehir değildir. Kudüs bizim için sadece Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İsra’sının son durağı, Mirac’ının ilk hareket ve kalkış noktası olan bir yer de değildir.

Kudüs aynı zamanda semayı ve arzı ortak noktada buluşturan çok müstesna bir mekandır. Kudüs etrafındaki mübarek mekânlarıyla tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin ve bilhassa İbrahimî peygamberlerin ortak kutsal mekanı, mübarek kılınmış peygamberler menbaı müstesna bir diyardır.

opções binárias regulamentadas  

Onun için Kudüs bizim imanımızla, akidemizle, Kur’an’ımızla iç içe girmiş, bizim için beden ve ruhun ayrılmazlığından daha ileri derecede, duruşumuzla, yaşayışımızla, nefes alışımızla iç içe olan müstesna bir davadır.

Kudüs ve Mescid-i Aksa davası kuru bir toprak davası değildir. Kudüs ve Mescid-i Aksa davası bir yerlere hakim olmak ve bir yerleri işgal etmek davası değildir. Kudüs ve Mescid-i Aksa davası bütün beşeriyetin inancının rahat ve huzurunun teminatıdır. Kudüs, bütün beşeriyetin ve insanlığın rahat ve huzurunun ancak Müslümanların hakimiyeti altında olduğu zaman teminat altına alınabileceği coğrafi bir mekandır.

Bu bakımdan Kudüs, esas itibarıyla yalnız Müslümanların değil hatta bütün beşeriyetin davasıdır. Bütün beşeriyetin ancak İslam’ın adaleti ile Kudüs’ün ve dolayısıyla bütün dünyanın huzur ve nizam bulacağının yegâne teminatıdır. Onun için biz Kudüs davasından vazgeçemeyiz.

Kudüs davası bizim için evladımız kadar, zevcemiz kadar, eşimiz kadar, mukaddesatımız kadar, nefesimiz kadar, ruhumuz kadar azizdir, kıymetlidir. Dinimiz, Kur’an’ımız, Sünnet-i Seniyye’miz kısacası bütün akidemiz ve varlığımız neyse Kudüs de Mescid-i Aksa da bizim için odur.

Esasen öyle bir kıymeti olmasaydı, dediğim manada beşeriyet için nizam noktası ve merkezi de olmazdı. Yahudiler dahi gerçekten Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı seviyorlarsa, Kudüs ve Mescid-i Aksa onlar için gerçekten bir değer ifade ediyorsa batıl davalarını bir kenara bırakıp Kudüs’ü kendi gönül rızalarıyla Müslümanlara teslim etmek zorundadırlar. Çünkü Kudüs’ün tarihinde çok önemli iki donem vardır. Birincisi İslam’ın hakimiyeti altına girdiği donem, ikincisi İslam hakimiyetinin haçlı tahakkümüyle sona erdiği ve yüzyıllık bir sure içerisinde Kudüs’te haçlıların hakimiyet kurduğu donem. Bu iki donemi Selahaddin Eyyubi (r.a.)’nin Kudüs’ü fethetmesinden ve haçlıların işgal etmesinden sonra meydana gelen yönetim farkını, rahat ve huzuru yahut emniyetin her turlu hürriyeti ve özgürlüğü kimin teminatı altında yaşadığı tarihen sabittir ve apaçık gerçektir.

Belki de hepinizin bildiği bir vakıayı nakledeceğim. Kudüs’ün fethedileceği günün öncesinde Selahaddin Eyyubi’nin bazı komutanları Selahaddin Eyyubi’ye şu soruyu soruyor: “Yarın nasip olursa Kudüs’ü fethedeceğiz. Yüz sene önce haçlılar buraya girdikleri zaman taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmamışlardı. İmkân bulup da kirletmedikleri tek bir namus ve tek bir mukaddesat kalmamıştı.

Yarın biz de bunların intikamını alacak mıyız?”

Merhum, o yüce büyük kumandanın verdiği asil cevaba bakınız: “O zaman aynı şeyleri yaparsak bizim onlardan ne farkımız kalır?”

İşte İslam hâkimiyeti altındaki Kudüs ile İslam dışındaki din ve akidelerin hakimiyeti altındaki Kudüs’ün farkı budur.

Onun için tekrar ediyorum: Eğer gerçekten Yahudiler başta olmak üzere bütün beşeriyet Kudüs’ün rahat, huzur ve barış içerisinde yaşamasını, her turlu dinin, her turlu akidenin tamamıyla özgür olmasını ve beşeriyete örnek bir şehir, bir medeniyet abidesi olarak yükselmesini istiyorlarsa bizzat kendileri bu şehri Müslümanların adaletine teslim etmek için can atacaklardır.

Bunu onlara anlatmak da biz Müslümanlara düşüyor. Bunu anlatmak, Kudüs’e şu kadar kilometre uzakta olsak da her atışında kalbi Kudüs diyen, Mescid-i Aksa diyen biz Müslümanların üzerinde ayrı bir vazife, ayrı bir borçtur.

Kudüs davası İslami davanın can merkezidir. Kudüs, nasıl beşeriyetin huzur menbaı bir şehir ise, dünyanın huzuru Kudüs’ten ayarlanabiliyorsa, bir Müslüman için de hayatın ve mukaddesatın tıpkı saat gibi ayarlandığı, kurulduğu, kurgulandığı yer Kudüs’tür, Mescid-i Aksa’dır.

Şu anda Kudüs’teki, Mescid-i Aksa’daki, Filistin’deki bir avuç Müslüman; bütün Müslümanların üzerindeki farz-ı aynı hepimizin namına omuzlarına almışlar, bu mukaddes davayı yüceltmeye, bu mukaddes vazifeyi yerine getirmeye çalışıyorlar. Hepimiz adına onlar, pek büyük, pek yüce, pek mukaddes bir vazifenin bayraktarlığını yapıyorlar. Bundan dolayı biz onlara çok teşekkür borçluyuz, çok dua borçluyuz. Kalplerimizle, canlarımızla ve mallarımızla bütün projelerinde hiç tereddüt etmeden her zaman yer almalıyız. Gerekirse çocuğumuzun boğazından kısarak yanlarında yer almak İslam nokta-i nazarından gerçek vazifemizdir.

Kudüs büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır, Mescid-i Aksa büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Az önce belirttiğim gibi, Kudüs’ün huzuru ve sükûnu İslam’ın da beşeriyetin de huzur ve sükûnu demektir.

Dolayıyla Kudüs’ün tehlike altında olması, Mescid-i Aksa’nın tehlike altında olması İslam’ın ve Müslümanların mukaddesatının, hatta bütün inanç ve değerlerin tehlike altında olması demektir.

Mescitlerin işgal edilmesinin ve gerçek maksatlarının dışında kullanılmasının ne demek olduğunu en iyi şu Türkiye coğrafyasında yaşayan biz Müslümanlar anlamalıyız. Bugün Kudüs’teki Mescid-i Aksa’mız

kutsal mabetlerimizin üçüncüsü İslam’ın ilk kıblesi işgal altındadır. Yahudi’nin kirli ayakları ve çizmeleri ile baştan sona tahrip edilip yıkılmak ve kirletilmek tehdidi ile karşı karşıyadır.

Bu tehlikeyi nasıl bertaraf edebilirim, benim bunda nasıl bir katkım olabilir, diye Kudüs’le irtibata geçmeyeceğimiz bir gün olmasın.

Değerli Kardeşlerim,

Kısaca şunu da arz edeyim: Mutasavvıfların ve birtakım Müslümanların çeşitli rabıtaları var. Onların durumu ayrı bir konudur ama bizim de bir Kudüs rabıtamız olsun her gün. Sorumluluk şuuru taşıyan her Müslüman, her gün Kudüs’ü, Kudüs davasını, Mescid-i Aksa’yı, Mescid-i Aksa davasını düşünmeli ve ben daha ne yapabilirim, diye tefekkür etmelidir.

Eğer bu bidat ise Rabbime sığınırım, fakat salih bir niyet, güzel bir amel olacağını düşünüyorum, siz buna Kudüs ribatı da diyebilirsiniz. Bu ribatı yapalım.

Murabıtlık düşünmekle başlar. Çünkü Peygamber aleyhisselam: http://fade.graphics/day/how-to-turn-off-navigation-on-iphone-7.html “Cihat etmeyen opzioni binarie con etoro http://blog.pinkprincess.com/?svecha=affidabilita-trading-system-a-pagamento-opzioni-binarie&c2e=c6 ve cihat etmeyi içinden geçirmeyen nifakın bir şubesi üzerine ölür.” buyuruyorlar. Cenab-ı Allah bizi nifakın her türlüsünden muhafaza buyursun.

İsrail’in tam donanımlı Yahudi askerlerine minicik elleriyle taş atan o yavrularımıza, Ahmet Yasin’den Rantisi’ye kadar bu davanın mücadelesini veren bütün Müslümanlara kucak dolusu rahmetler olsun, hepsinin huzurunda selamla duruyoruz ve onları rahmetle anıyoruz.

Kudüs’ü, Kudüs davasını düşünmediğimiz, hatırımıza getirmediğimiz, bu ibadeti yapmadığımız bir günümüz dahi ne olur geçmesin. Rabbim bunu sözümüz olarak kabul etsin ve bu sözümüzde sebat etmeyi bizlere nasip eylesin.

Cenab-ı Allah’tan hepinize Kudüs yolunda hayırlı mücadeleler ve cihatlar dilerim.

M. Beşir Eryarsoy