GARPZEDELER

http://thenovello.com/alfondie/elkos/2449

Forex gestito Trading opzioni bancarie Conto demo su opzioni binarie enter site Optionrally login Orari trading opzioni

binäre optionen schlecht Zede ; Farsça, zeden –zed- zede; vurma, dövme, çarpma, vuran,.
Zedegan; vurulmuş, çarpılmış, çalınmış, dövülmüş, uğramış. Felaketzede felakete uğramış. Selzede depremzede; mağdur olmuş, sıkıntıya duçar olmuş..
Garpzedeler de öyle, batı tarafından dövülmüşler, batının husumetine çarpılanlar.
Zedeliği türküler ve şiirlerimizde iyi kullanmışız.
Bir şarkı sözü;

opcje binarne kursy Gam-zedeyim devâ bulmam
Garibim bir yuva kurmam
Şairimiz Ahmet Haşim;
Aşkın bu karanlık gecesinde
Hicranımı duydum seni andım
Firkat-zede bülbül gibi yandım

conocer mujeres red social
Der, burada zedenin nasıl bir iflah olmaz dert olduğu anlatılır. Zedelemek de bununla ilgilidir, kelime ayni kökten geldiği için anlam olarak yakındırlar. Zedelemek; manen yıkmak, zarar vermek, hırpalamak, incitmek.

Batılılar; Oryantalizmi icad ederek bizim içimize sokmuşlar, Oryantalistler de istila öncesi bir öncü kuvvet gibi çalışmışlardır. Keşif birliği misali istilacı askerlere işaretler vermişler nokta atış edecekleri yerler tesbit etmişler, ardılıları da zaman kaybetmeden atışlarını etmişler ve tam isabet: Bizi can evimizden vurmuşlar.

Edward Said; maskelerini düşürmüş ve ne olduklarını açığa çıkarmıştır. Oryantalizmin İslam dünyasına yaptığı tahribatı anlatmak ciltlere sığmaz. Dili, örfü, dini nasıl değiştirdiklerini bu işle uğraşanlar bilir. En son Yüksel Kanar; “Batı’nın Doğusu” adlı nefis çalışmasıyla bu fasla güzel bir kapı açmış, meraklılar oraya müracaat edebilir.
İçimden keşki; bizim de bu meyanda çalışanlarımız olsaydı, birileri de “Doğu’nun Batı’sı” diye bir kitap yazsaydı, diye temenni ettim. Ne yazık ki onun yerini “garbzedeler” diye kitaplar yazıldı.

Garba meftun olmak, yeni değil. Garp; gözümüzde ulaşılacak en yüce ideal, asr-ı saadet, insanlığın son merhalesi. Aşık olmuşuz, aşkın gözü kördür, onun için batıyı değerlendiremeyiz, biz ona ulaşmaya çabalayanlarız sadece.

Hayallerimizi süsleyen batı; önceleri Fransa idi, Tanzimat erbabının hayranlıkları Fransa’ya idi, onunla yatıp onunla kalktılar. Garpzedelerimizin ilki Fransa meczupları. Cezbeye kapılmışlar, o taraftan gelen herzeler bile büyük ilerleme diye tarihimize geçti. Ne var ne yok hepsini emmeye çalıştık, Fransız’ın garabetlerini. Konaklarımız, Fransız usulü inşa edildi, edebiyatımız serapa Fransız oldu.

Medeniyet demek Fransız gibi olmaktı. Şinasi’nin Mustafa Reşit Paşa için söylediği;
“Medeniyet Rasulü” nitelemesi, batıcılarımızca garba nasıl bakıldığını ve garbı nereye koyduklarını izaha yeter.
Sonra Anka kuşumuz İngiltere’ye kondu, bu sefer İngiliz hayranı olduk. Futboldan bilmem hangi matematiğe kadar İngiliz. Elan Pakistan’da araba direksiyonu sağda, İngilizlerden kalma hayranlık.
En son garbımız ABD ve AB, biri demokrasi getiriyor, öbürü insan hakları ve standartlarını.
İnsanımız burada birkaç kısma ayrılıyor. Bir kısmı baştanbaşa garp kokuyor. Garbın her şeyine hayran. Mademki garpçılık cereyanına tabiiyiz o halde her şeyini alırız. Başka bir şey aramak gerekmez. O tüm insanlığın malıdır. İnsanlık başını taştan taşa vurarak “Batı Uygarlığı” na ulaştı, biz tekrar bazı denemeler yaparak zaman kaybetmeyelim, batıyı buraya taşıyalım, işler tastamam düzelir. Ne PKK kalır, ne enflasyon, ne Kıbrıs meselesi, ne başörtü meselesi. Cemisi hal edilir.
Onun için memleketini ve insanlarını seven batı medeniyet dairesine girmeye çalışsın sakın ha onun dışında bir çıkış aramasın.

İkinci kısım; garba karşı, tam karşı, batının nesi var nesi yok baştanbaşa yalan ve dubara. Bu meyanda karşı olanların taksimi olabilir, kimi ırki saiklarla karşı çıkıyor, kimi örfi saiklarla karşı çıkıyor, kimi de konforu bozulacağı için karşı çıkıyor.

Bu kısım niye karşı çıktığının fikri alt yapısını düşünmüyor? Bunlar, ulus-devleti savunuyorlar, batıcılığa karşı çıkıyorlar, hâlbuki batının yerli işbirlikçileri ulusçulardır. Ümmet yerine ulus inşası batı anlayışı ve işleyişidir.

Ulusçuluğu benimseyip, batıcılığa karşı çıkmak bir dilemmadır.

Üçüncü kısım; seçmeci, garbın ilmini tekniğini alalım lâkin ahlakını ve kültürünü atalım.
Gümrüğe tabi tutulabilmek imkânlı mıdır?

Asıl üzerinde durulması lazım gelen, garba karşı olup garpçılık yapmaktır. Garbın afakı bazılarını büyülemiş, düşmanlıklarında bile bir hayranlık vardır.
Şu gâvurlar var ya bunlar çok ciddi ve işlerini biliyorlar, diye söze başlayanların halet-i ruhiyeleri nasıl da su yüzüne çıkıyor. Nasıl da aşağılık duygusuna kapılıyorlar. Bilim adamı dendi mi hemen bir batılı zikrederler.

Batılılar, Ku’ran ve hadisi bile daha iyi anlar, diye itikat ederler. Onun için metodolojik tartışmaları severler ve batı literatürünü kullanarak ehl-i İslam’a faiklık taslarlar. İslamî ilimleri bile batıdan devşirmeyi öncelerler.

Batılı ilim adamlarını daha başarılı bulurlar. Hakiki anlamda başarı mıdır, yoksa öykünmenin getirdiği körlük müdür? Bana körlük gibi geliyor. Bir şeyi tanımak ayrı onu içselleştirmek ayrıdır. Dini konularda Müslüman olmayanın sahici bir tefsir veya hadis yazabileceğine inanmak biraz amel- iman ayrımını kabul etmek ve dini laikleştirmektir.
Mesela Garudi’yi büyütmek böyle bir durumdur. Kendi dalında tabii ki büyük bir şahsiyet, değerlendirmeleri enfes. Lakin dini konularda veya İslam’ın ahkâmı hususunda ondan medet ummak doğru değildir. Henüz ne kadar dinin kalıplarına girdiği bile belli değil. Helal ve haram konusunda söyledikleri yenilir yutulur şeyler değil.
Kendi insanını hafife alan, ama yabancı olunca, hele bu yabancı batılı olunca abartan bir ruh halini yaşıyoruz.

Sezai Karakoç’un Yedinci oğlu gibi olmak gerekir.

Kimsenin kendisini değiştirmeye teşebbüs edemeyeceği bir dik duruş. Doğuyu batıyı bilen, doğunun ve batının neler yaptığını anlayan ve gizli kinlerini sezen bir izan sahibi oluş, sonra bundan kalkarak değerlendirme yapma.

Biz, kimseden ürkmeyiz, kimseyi küçük görmeyiz, kimseye hakaret etmeyiz. Kıstasımız vardır, o kıstasa her şeyi vururuz; tutarsa ne ala alır kullanırız, tutmazsa çöpe atarız. Liderimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de öyle yapmıştı, Allah tarafından gönderilince, önceki uygulamaları önce bir anladı, zaten biliyordu lakin yeni Din’e göre bir daha bir daha baktı ve sonunda kararını verdi; Kur’an’a, İslâm’a uygun olanları aynen aldı, hiç eziklik duymadan olduğu gibi kabul etti. Düzeltilmesi gerekenleri düzeltti, ıslah etti, yararlı hale getirdi, iflah olmaz ve düzeltilemezlerle uğraşmadı. Uğraşmayı bir vakit kaybı, bir oyalanma saydı.

Hele kendi inancını zedeleyecek her türlü şaibenin önünü kesti.

Bu gün batıyla ve doğuyla ama daha çok batıyla yeniden bir hesaplaşmamız gerekecektir. Bu hesaplaşma olacak bizim batıya hesap vermemiz olmayacak. Belki batı bize hesap vermek zorunda kalacaktır, çünkü tüm insanlık adına biz batıyla yeniden hesaplaşacağız. Fars İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğuyla hesaplaştığımız gibi.
Herhangi bir düşünceyi ve işi batılılar ortaya attı diye, hemen kabul etmeyeceğiz, bakacağız, önce dinimize uygun mudur, değil midir?
O noktada bir netlik varsa problem yok demektir. Yani uygunsa alırız değilse atarız. Eğer müphem ve muğlâk ise o zaman gizli tarafına bakarız, çünkü hilekâr bir medeniyetle karşı karşıyayız.

Söyleyeceklerini doğrudan söyleyemiyor, hakikate hile karıştırıyor batılılar. Uzun vadeli hesap yapıyorlar, kısa vadede bize hoş gelecek şeyler söylüyorlar, bazen zahiri manada kendileri için taviz, bizim için faydalı gibi görünen işler de yapıyorlar. Onun için batıdan gelen her şeye temkinli yaklaşmamız zorunludur. Bu güne kadar yaptıkları bizi böyle davranmaya zorladı.

Burada batının tarih boyu yaptıklarıyla bu gün yaptıklarını gözden geçirerek bir neticeye varmak gerekecektir. Sadece bu güne bakarak değerlendirmek eksik kalır ve gizli hilelerini sezmeye biliriz. Bizim buradaki gizli kini yakalama sezgimiz; derin iman ve ahlak anlayışımızdan gelir. Derin imanî vukuf ve ince ahlakî sezişi kaybedersek kapana yakalanırız.

Garpzedeler, bu derin iman ve yüce ahlakı kaybettikleri için batının kucağına rahat düşebilirler.

Bir de batı metodunu kullanan bizim insanımız vardır. Mısırlıdır, Suriyelidir, Türkiyelidir, Pakistanlıdır, İranlıdır…bedeni bize ait ruhu batıda. Beden ile ruhu arasında bir tezat yaşayanlar vardır. Doğduğu yer, büyüdüğü yer, yetiştiği yer başka, fikren bağlı bulunduğu yer başka. Ne tam İslam diyarından sayılır ne de batı diyarından.
Batının göz boyaması harikadır, büyüler, kendi zaaflarını görmez, daima İslamların zaaflarını öne çıkarır, bizim zaaflarımızla o kadar alakalıdır ki kendini unutturur. İş iyiliği anlatmaya geldi mi? O batı gider başka batı gelir, tüm güzellikler onundur. O tüm insanlık adına konuşur. İnsana saygıyı o bilir ve öğretir. İnsanlığı bozan kendisi, öyle bir ortam oluşturur ki bozguncu biz oluyoruz, düzeltici o. Ne bukalemundur o, renkten renge girer.

İslam dünyasındaki tüm despotları o, arkalar, kayırır, sonra döner kendi eliyle ihdas ettiği tiranları; İslam’ın kendisinden kaynaklandığını iddia eder. Bizim garpzedeler de bu koruya katılırlar, insanlığı yok etmek olan hakikat medeniyetini ortadan kaldırma planına çanak tutarlar.

Bu asırdaki bütün kötülüğün müsebbibi batıdır. Kaç yüz senedir insanlığa o yol göstericilik etmiştir. Gösterdiği yolun sonu bu günkü neticedir. Adaletsizlik, zulüm, talan, sömürü, gasp, yağma, başkasını köleleştirme…

Batı zalimliklerinin hesabını ödeyeceğine, zulmün asıl kaynağını ters çevirerek kurtulmaya çalışıyor. Sanki zalim bizmişiz de kaçmaya çalışıyoruz. Yavuz hırsız misali.
Garpzedeler, batının kepazeliklerini ilericilik diye alkışlıyorlar. İnsanî olanla İslamî olanın farklı şeyler olduğunu ısrarla savunuyorlar.

Sanki tüm dünya bir araya gelmiş, tarih boyunca biriken tecrübeler bir alana konulmuş, buna da batı değerleri denilmiş, biz de tüm insanlığın ortak değerlerinden kaçıyoruz.
Bu hususta da batı kurnazlığı ve hinliği vardır. Problem çıkaran batı, ıslah etmeye çalışan Müslümanlar. Kâinatı kim bozuyor? Biz mi, batı mı? İcat ettikleri insanilikten arınmış teknolojileriyle dünyayı felaketin eşiğine getirdiler. Şimdi de çevrecilik yaparak bunu örtmeye çalışıyorlar. Sen bozdun dünyayı ey tabiat düşmanı batı.

Garpçılık ile garpzedelelik birbirini besliyor. Ayni konuları işliyorlar, ayni marazilikleri gündeme getiriyorlar, İslam tarihi boyunca işlene gelen, kabul gören değerleri ters- yüz ediyorlar.

Temel kaynaklarımıza şüphe sokuyorlar, modern metot diye batı tarafından benimsenen yöntemleri kullanıyorlar. Bu güne kadar oturmuş, tecrübe edilmiş, hayırlı sonuçlar doğurmuş işleyiş ve yaşayışları, hiçe sayıyorlar. Bunları yıpratmak için din bozguncularıyla ayni noktaları vuruyorlar.

Dinin içinde ne kadar müşkül mesele varsa onu öne çıkarıyorlar. Mesele, nasih-mensuh, recm cezası onların birinci meselesi, olmazsa olmazı, bu haledilirse dini hizmet olmuş oluyor veya İslamî faaliyet.

Batı kendi iç çatışmalarını ve tezatlarını örtmek ve insanlardan gizlemek için bizim iç çelişkilerimizi öne sürüyor, abartıyor kendi akıl dışılığını saklıyor.
Bu günkü Hıristiyan ve Yahudi din anlayışını ve akıl dışılığını hep gizliyorlar. Mesele; savaşa karşı olduğunu söyler, durur batı Hıristiyan alemi, halbuki savaşı körükleyen ve çıkaran bu savaşa karşı olduğunu söyleyenlerdir.

ABD, İsrail, İngiltere acaba Müslümanlardan mı öğreniyorlar bu savaş çığırtkanlıklarını, yoksa Kur’an okuyarak mı farkına varıyorlar, ülkeleri işgal etmeyi ve suçsuz günahsız insanları öldürmeyi.

Aklı başında herkes artık anladı ki; insanlığın düşmanı batı değerleridir, batının her şeyi tersinden okuma alışkanlığı ve sahtekârlığıdır.

Garpzedeler de artık anlasınlar ve garbın o çirkin yüzünü bize şirin göstermesinler. Tüm insanlık adına söz söyleme hakkı tekrar Müslümanlara geçecektir bunun önünü alamazlar ancak geciktirebilirler.

Ey garba meftun olanlar, efsane bitti ayıkma zamanı geldi, uyanın derin uykudan.

(Eğri Ağacın Gölgesi)

Kâzım Sağlam

source url