KALICILIK VE GÜNCELLİK

online dating vor und nachteile İnsanoğlu olarak, hem bugünümüzü doyasıya yaşamak, günlük olaylara fiilen katılmak ve onu etkilemek isteriz, hem geleceğe kalıcı bir iz, yol yöntem bırakmak, hem de geçmişimizin parlak dönemlerini bugüne taşımak isteriz. Bu üç hâli de birlikte, yan yana hatta iç içe yaşamak istiyoruz. Bir tarafımız, maziden edindiklerimizle bugünü yarına bağlamak isteyen istikrarı ve kalıcılığı tahkim etme arzusunu taşıyor; bir başka tarafımız, bugün olmakta olana etki etmek, damgamızı vurmak, adımızı tüm dünyaya duyurmak istiyor. Diğer bir tarafımız da kalıcılığın, bugün ve yarını fazla ciddiye almadan parlak mazimizi insanımıza aktarmak suretiyle sağlanacağına inanıyor. Bu üç hâlin fiili hayatta değişik şekilde yansımalarını müşahede etmekteyiz. Hemen hemen herkes, bu üç hâlin birbirinden kopuk olmadığını söyler, üçünü hesaba katarak hareket ettiğini, tüm planların bunları göz önünde bulundurularak yapıldığını beyan eder. Mazi-hâl-istikbal; geçmişi, ânı ve geleceği birlikte düşünme, hangisine ne kadar değer vereceğini bilebilme hünerini iktisap etmekle ancak sağlanabilir. Müslümanlar olarak bizim geçmişimiz, tüm insanlığın geçmişidir. Bugünümüz tüm insanlığın ortak günü ve gündemidir. Tüm insanlığın geleceğini düşünerek insanlığı korumak, her türlü zararlı unsurlara karşı sağlam bir ortam hazırlamak ve Allah’ın huzuruna öyle çıkmak gelecek tasavvurumuzdur. Belli bir yaşa gelmiş insanların bugüne bakarak hemen böyle bir karar vermeleri çok işe yaramaz. Bu bir eğitim meselesi, bir ideal meselesi, bir ufuk meselesi, bir dava adamlığına adanmışlık meselesidir. İmanı, aşkı, sevdası, davası, derdi, ahirette hesap verme anlayışı olmayanın bu üç hâli sağlıklı düşünerek hareket etmesinin imkânı olamaz. Birincisi, bu bir eğitim meselesidir. Eğitim, küçük yaşta başlar ve ömür boyu devam ederi. Eğitimde inkıta, duraklama, erteleme olmaz; olursa insanı kısırlaştırır, kısır insan dünü anlamaz, bugünü okuyamaz, yarını da kestiremez. Neyin eğitimi ve nasıl bir eğitim? Eğitimde de üç hâl göz önünde bulundurulmalıdır. Geçmişi çok detaylı ve ibret alarak öğrenmeli, bugünü takip etmeyi ihmal etmemeli, geleceğe de yatırım yapmalıdır. Bu denge ne kadar çok sağlanabilirse o oranda başarı sağlanır. İnsanımızın bir kısmı, bugünümüzün ve geleceğimizin geçmişimizde saklı olduğuna inanır. Tüm problemlerin benzerleri geçmişte olmuştur, bize düşen, bugün hangi olayın tarihteki hangi olaya benzediğini tespit etmek ve o olaya o zaman nasıl davranılmışsa öyle davranmaktır. Bunu sağlayabilirsek problemler azalır ve sıkıntılar çabuk ve asan atlatılır. Başka bir kısım insanımız, “geçmiş” adı üstünde geçmiştir, aslolan bugündür, bugünü iyi okur ve idare edebilirsek hem elan olmakta olanlara hâkim oluruz, hem de geleceğimize biz yön veririz. Bugüne damgamızı vurduğumuz gibi gelecek de bizim istediğimiz gibi olur, diye düşünmektedir. Başka bir kısım insanımız, dün ve gün artık geçmiş sayılır, mühim olan gelecektir, geçmişin tecrübesi ve anlayışı işe yaramaz, yarasaydı geçmiş parlak şekliyle devam ederdi, devam etmediğine göre bize fazla faydası olmaz, bugün de geçmiş gibi geçer gider, o hâlde mühim olan gelecektir. Öyle ise geleceği önemsemeli ve ona yatırım yapmalıyız, eğitimden ahlâka hep gelecek… demektedir. Müslüman olarak bizim ideal dünyamız Asr-ı Saadet’tir. O bizim yegâne örneğimiz ve numunemizdir, ona uymak bizim idealimizdir. Bu, ilk bakışta geçmişte her şeyi arayan ve bugüne fazla ehemmiyet vermeyen bir zihniyet ürünü olarak görülebilir. Mezkur üç hâl ışığında meseleyi ele aldığımızda öyle olmadığı anlaşılır. Biz Asr-ı Saadet’i, yani Kur’ân ve sahih sünnetin kâmile yakın uygulandığı dönemi bugün ve gelecek için tetkik ediyor, öğreniyor ve hayata geçirmek istiyoruz. Merkezde “biz” varız, bu enaniyet olarak anlaşılmamalıdır. Buradaki biz, bugünün insanı olarak meseleleri idrak etme ve çözme ile vazifeli “mümin” demektir. Asr-ı Saadet’i öğrenmemiz ve örnek almamız; bugünün problemlerine çare bulmak, bugünün insanının hayatına huzur ve güven getirmek, gelecek nesillerin de bu üç hâli kavrayabilmelerini sağlamak içindir. Bu sayılanların olabilmesi için geçmişi iyi kavramak, geçmişteki olayların hangisinin o zamana ait, hangisinin bugüne işaret ettiğini iyi tefrik gerekir. Bunun için tüm İslâm tarihini, İslâm ilimlerini, tarihteki İslâmî tecrübeleri bilmek, kavramak ve onlardan bir perspektif elde etmek elzemdir. Bu yetmez, tarih boyunca sapkın ve azgınların da geçmiş hilelerini bilmek gerekir. İnsanlar, onlara karşı nasıl korunmuşsa o korunma biçimlerini de öğrenmek ve onlardan dersler çıkarmak gerekir. Bu da yetmez, bugünü de bilmek lazım gelir. Bugünün anlayış, inanış, yaşayış ve tecrübelerini öğrenmek zorunluluğu vardır. Yaşadığımız zamanı ve üzerinde hayatiyetimizi sürdürdüğümüz yerküreyi ne kadar detaylı ve sahici bilirsek olumlu ve olumsuz yönlerine ne kadar vakıf olabilirsek o denli bugüne etki ederiz. Hayatı bugünden ibaret görmek eyyamcılıktı. Ânı âna eklemleyerek bir hayat anlayışı oluşturmak, içinde bulunduğu ânı değerlendirirsek iş tamam olur demek, insanı hazcılığa iter. Ânın değerlendirmesi, ânın gereklerine göre amel edilmesi anlamında olursa ancak bir kıymet ifade eder. Ânın vacibi ile ânın hazcılığını aynı saymak güncele saplanma körlüğüdür. Ânın vacibi; tarih perspektifini, toplumsal yapıyı, en mühimi de dinin esaslarını hesaba katarak o an ne yapılırsa uygun olur diye yapılan hamledir. Hazcılık gününü gün etmektir. Bu anlayışı sadece zevk peşinden koşan sefillere has diye anlamak da düşünce kısırlığıdır. Kim ne iş işliyorsa o işle alakalı geçmiş ve geleceği hesaba katmadan sadece bugün olup bitenleri asıl kabul ederek hareket ediyorsa o güncele saplanmış demektir. Günceli takip etmek, olup bitenleri anlamak ve ona göre tavır takınmak güncele saplanmak değildir. Burada günün/ânın içinde cereyan eden fiillerin, oluşların hangisi geçmiş ile geleceğin arasına girer ve bizi oyalar, hangi fiil ve oluş geleceğimizi etkiler, hangi fiil ve oluş geçmişimizi lekeler bunları tefrik etmek ve ona göre bir ayıklama yapabilme hünerini göstermek merkeze alınmalıdır. Bazen belli olmayan bir merkezden öyle şeyler meydana getiriliyor ve öyle işler yapılıyor ki, ne geçmişle olumlu manada irtibatı var, ne bugüne olumlu bir katkısı var, ne de geleceğe müspet bir alt yapı hazırlığı var. İşte böylesi fiil ve oluşlar günceldir, kalıcılıkları yoktur, sadece zararları vardır. Bunlar zaman öldüren, insanımızı oyalayan, geleceklerini karartan mahzurlu iş ve oluşlardır. Kendini güncele kaptıranlar, güncelin içinde olup bitenlerin neye matuf olduklarını tam kavrayamayanlardır ve asla bu çukurdan çıkamazlar. Gündem değiştikçe değişirler, ne istikrarları ne istikametleri vardır. Lâkin mücadele daima güncelde olur. Onun için akıllı insanlar güncelin içinde kendi mücadelelerini verirler. Bunu yaparken geçmişlerinden ders ve hız alırlar. Ânı yaşarken ilkelerine ve itikatlarına sadık kalırlar. Bir de yürütmekte oldukları mücadelenin kendilerini geleceğe nasıl taşıyacağının hesabını da yaparlar. Olayların hızlı geliştiği ve nereye savrulduğu belli olmayan zamanlarda, Müslümanlar ilk önce kendi değer yargılarına bakarak, değer merkezli bir yol izleyerek bir duruş ve tavır sergilerler. Sonra mevcut hâlden hangisi kendileri için daha evladır diye bakarlar. Bu da yetmez, gelecekte bugünkü hâl nasıl bir ortam hazırlar diye de tefekkür ederler. Olayların seyrine kapılmazlar, daima olayların gerisinde ne olabilir diye derin endişe taşırlar. Çünkü modern dünya çok hilekâr ve yapmak istediğini iyi gizleyebilme becerisine maliktir. Böyle renkten renge girebilen bir dünyada kılı kırk yarmak ve temkini elden bırakmamak gerekecektir. Tüm hadiselerde dikkat etmemiz gereken bir husus vardır: İlk zahire hemen kapılmamak, önünde, ardında, sağında, solunda ne var diye temkini elden bırakmamak. Modern dünyanın ilkesi az, lâkin dili kullanma biçimi, kavramları ihdas etme yeteneği, piyasaya süreceği malzemesi çoktur. Bir iş ve oluşu farklı tarif edebilir, farklı anlatabilir. Dili bağlamından kopararak başka yöne çekebilir. Oryantalist okuma biçimi böyle tuzaklarla örülüdür. Kalıcılığın içine günceli rahatlıkla sokabilir, güncelin içine ileride ifsada yol açan münkeri rahatlıkla derç edebilir. Biz, kalıcılığı istikametle sağlayabiliriz. İstikamet ise “İfrat ve tefrite sapmadan, samimî ve kararlı bir şekilde hak ve hakikat yolunda ilerlemektir.” şeklinde tarif edilebilir. Dosdoğru istikamet ise Allah’ın Kitab’ı ve Rasûl’ün sünnetidir. İstikamet belirleme hak ve yetkisi tek başına insan aklına bırakılmamıştır. Kalıcılık Allah’ın istediği hayatı yaşayabilme ortamını sağlamakla uyum içindeyse değerlidir, belki de gerçek kalıcılık budur. Bizim kalıcılığımız bu dünya ile de sınırlı değildir, ahiret hayatını da içerir. “Allah, onunla (Kur’ân’la) rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.” (Maide, 16) “Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.” (En’am, 39) “Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için ayetleri ayrı ayrı açıkladık.” (En’am, 136) “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip onun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (En’am, 153) “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz o, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud, 112) Allah Rasûlü Sahih-i Müslim’de rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurmuştur: Ebu Amr -Ebu Amra da denilmiştir- Süfyan b. Abdullah (r.a.) dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! İslâm’a dair bana öyle bir söz söyle ki, bu hususta senden başka kimseye soru sormayayım. Buyurdular ki: “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol.” Hadis-i şerifte belirtilen doğruluk; inancında dosdoğru olmak, ticaretinde dosdoğru olmak, dua ederken, söz verirken, konuşurken, susarken dosdoğru olmak, dostluklarında, düşmanlıklarında, sevmelerinde, kızmalarında dosdoğru olmak, işinde, sanatında, ustalığında, çıraklığında dosdoğru olmak, idare ederken, idare edilirken dosdoğru olmak, zenginliğinde, fakirliğinde dosdoğru olmak, genişlikte, en zor anlarında, en rahat olduğu durumlarda dosdoğru olmaktır. Hâsılı, hayatının her yönünde ve her merhalesinde dosdoğru olmak…

site de rencontre badoo gratuit algeria

ip option trader  

http://peopletrans.com.au/bioddf/vuowe/4687