Türkiye' nin modelliği 1,2

1

 

http://blog.pinkprincess.com/?svecha=affidabilita-trading-system-a-pagamento-opzioni-binarie&c2e=c6 Türkiye, İslam dünyasına bir örneklik teşkil edebilir mi, edemez mi? Sorusundan önce; İslam dünyası bugün ne haldedir ve bulunduğu bu hal eğer istenmeyen bir durum ise bundan kurtulmanın çaresi nedir? Sorusunu sormak ve cevabını aramak durumundayız.

Aslında bu soru yüzyıldır soruluyor ve cevaplar da aranıyor. Daha önceleri var olan ve fakat İslamîliği tartışılan bir Osmanlı İmparatorluğu mevcuttu. O zamanki çare arayışları daha çok ıslaha yönelikti, devletin işleyiş biçimindeki sapmalar, nasslardan uzaklaşma endişeleri, teknik gelişmeleri takip edememe, yeni gelişen ahvale ayak uyduramama gibi konular etrafında dönüyordu. İslamcılık tartışmaları da bu konular etrafında dönüp dolaşıyordu.

Osmanlının inkırazından sonra başsız kalan İslam dünyası, çare arayışlarını sürdürürken buna ilave edilen devletsizlik boşluğu ilk sıraya yükseldi. Tüm düşünürler ve hareket adamları, devletsiz bir İslam’ın tam olarak uygulanamayacağında hemen hemen hem fikir idiler.

optionweb betrug Türkiye cumhuriyetinin kurulmasıyla, devlette hükmü geçmeyen bir İslam anlayışı fiili olarak ortaya çıktı. Halk Müslüman devlet işleyişi İslam kanunlarına dayanmayan bir idare biçimi.

Bugün dünya Müslümanlarına model olarak gösterilen bu anlayış, zamanla kendini haklı göstermek için dayanaklar bulmaya çalıştı ve bazı yeni kavramlar, yeni anlayışlar ihdas etti.

Fert Müslüman olabilir devlet olmayabilir. Bu anlayışın hayata geçmesi için dinî anlayışı yeniden inşa etmek gerekti, oryantalistlerden, millî hareketlerden ve modernistlerden… destek alındı.

http://gyutofoundation.org/?iuut=guadagnare-con-opzioni-binarie-net&a55=07 Türkiye’de bariz olarak ortaya çıkan tablo böyleydi, halkı Müslüman olan diğer ülkelerde ise durum daha farklı idi.
Bu hususta herbir İslam ülkesi tek tek ele alınıp değerlendirmek icabedebilir. Ama ben genel durum üzerinde durarak değerlendirmede bulunacağım.

http://unikeld.nu/?ioweo=auto-ozio-binarie-funziona&465=c5 Birinci cihan harbinden sonra kaç ülke bağımsızdı, kaç ülkede İslamî yönetim vardı, hangi ülkede ciddi İslamî idare ve devlet anlayışı mevcuttu.

İran, Afganistan ve Türkiye bağımsız devlettiler. Şah’ın devrilmesine kadar İran’da bir İslamî yönetim var mıydı? Afganistan’da bir İslam devleti, hatta ciddi manada bir devlet var mıydı?

Hindistan’daki Müslümanların bağımsız bir devletleri var mıydı?

Arap dünyası ne halde idi, kaç tane devlet vardı?

Şunu görmek mümkün; Türkiye cumhuriyeti devleti kurulduğu sırada İslam dünyası kendi derdine düşmüş/var olma çareleri peşindeydi.

Zamanla millî/ulus devletler kuruldu. Bu devletlerin kuruluşunda Türkiye’nin rolü olmamıştır. Çünkü Türkiye de var olma savaşını veriyordu. Ulus devlet zihniyeti üzere bina edilen devletlerin/devletçiklerin, Türkiye’yi model alması diye bir durum söz konusu değildir. Onlar batıdan esen ulus-devlet ve etnik temele dayanan devletler olarak tarih sahnesine çıktılar.

Halkı Müslüman olan devletlerin her birinin ayrı bir hikayesi, ayrı bir fikri serüveni vardır. Bu var oluş hikayeleri ve fikri oluşum süreci ile Türkiye’nin doğrudan bir ilişkisi yoktur. Tam tersi Türkiye, İslam dünyasından kopmuş, laik, dinsiz ve batılı olmuş bir devlet olarak görüldü. Böyle görülmesinde haksızlık var mıdır yok mudur? O başka bir konu.

Bugün gelinen noktada Türkiye model olabilir mi? Sorusuna bunlar göz ardı edilmeden cevap aramak gerekir.

 

 

 

2

 

Osmanlı tarih sahnesinden çıkarıldığı zamanlardan bugüne, Türkiye dışındaki İslam ülkelerin ahvaline bakmakta fayda var, niye fayda var, çünkü o tarihlerde Türkiye’nin örnek olma durumu yoktu. Kendi varoluşunu garantilemek ya da yenidünyada nasıl ayakta kalacağım diye siyaset üretmekle meşguldü.

Birkaç ülke üzerinden İslam dünyasındaki varoluş seyrine değinme ihtiyacını duymaktayım. Mısır, İran, Suud, Pakistan, bu ülkelerin bugünkü bulundukları yere geliş seyrini anlarsak İslam dünyasının -Türkiye ayağı hariç- bugününü ve niye model arama derdine düştüklerinin anlaşılmasına katkı sağlar.

Mısır; bin dokuz yüzlerin başından bugüne nasıl bir idare biçimi oluşturacağına, hangi tarz siyaset yürüteceğine, dünyada hangi kampın yanında duracağına, İslam’ı hayata nasıl geçireceğine, batılı emperyalistlerin coğrafyamızın içine yerleştirdiği Siyonist devletle nasıl mücadele edeceğine dair bir arayış içerisindeydi elan bu arayış bitmiş değil.

Mısır’ın bu arayışında Türkiye’nin asla payı olmamıştı. Tam tersi olmuştu, Türkiye İslamcıların büyük çoğunluğu Mısır’daki İslamî mücadeleyi takip etmişler, bir umut aramışlar, bir model olabilir mi diye detaylı bir şekilde Müslüman Kardeşler hareketini anlamaya çalışmışlar.

Seyyid Kutup, el-Benna, Abdülkadir Udeh… kitaplarını çokça okumuşlar ve mücadelelerine sahip çıkmışlar.
Bir model oluş da değildi, etkilenme idi, niye etkilendik, çünkü o günkü ihtiyaçlarımızı dile getiriyordu. Devletsiz İslam olmaz, emperyalizmle mücadele ile yerli uşaklarla mücadele aynıdır deniliyordu. Bu görüş bizi celbetti.

Ama Mısır kendi içinde bir çözüm bulamamış, bunca gayret, dökülen bunca kan bugüne ancak bu haliyle gelebilmiştir. Müslüman Kardeşler terörist ilan edilmiş, Ezher çoraklaştırılmış, bir avuç Siyonist’e yenik düşmüş bir Mısır. Dünyaya bir devlet modeli, bir İslam adaletini göstermediği gibi, temel insanî haklardan da kendi insanını mahrum etmiş bir ülke.
Mübarek sonrası Mısır’ın ne yapabileceği daha net değil, inşaallah tarihine ve geçmişine döner halkıyla barışır ve Allah için dökülen şehit kanlarının bereketiyle bereketlenir.

İran devletlerine bu açıdan bakılınca; tarih boyu yaptıkları genellikle Şii dünyasının kapsamını aşamamıştır.
İran halkı, başka bir ülkeyi örnek almayı asla millî gururuna yediremez. O ancak örnek alınır.

İran İslam devriminden sonra İslam dünyasında bir örneklik teşkil edebilme imkanı doğdu ve bu imkan vardı. Fakat gerek İran’ın yanlış siyaseti, gerek dış etkenler buna meydan vermedi.

Son Suriye olayları dolayısıyla gösterdiği tavırla kendini tamamen Sünni dünyadan ayırdı. Ayrı bir güç ve ayrı bir siyaset üretmeye başladı. Maalesef düşmanlığın merkezine de Türkiye’yi koydu.

İran’ın Türkiye’yi model kabul etmesi bir yana Türkiye’ye model olma arayışında. Bunu sağlamak için de hiç de şık/uygun olmayan davranışlar sergiliyor. İsrail karşıtlığı da Türkiye’ye olan kızgınlığından sebep sönmek üzere. Osmanlı’nın tekrar ihya edileceğini iddia ediyor ve bölgedeki Türkiye etkisinden çok rahatsız, böyle bir ülkenin acaba Türkiye’yi model alma imkanı var mı?
Suudi Arabistan; tarih sahnesine acar devlet olarak çıkmış/çıkarılmış, Arap asabiyetine Selefilik elbisesini giydirmiş bir ülke. Kendini Kureyş’in varisi sayar ve de tüm Müslümanların kendilerine itaat etmesi gereğine inanır, bu düşünceyi de İslamî itikat olarak dünya Müslümanlarına kabul ettirmeye çalışır.

Osmanlının yıkılışından sonra Türkiye’nin dinden koptuğunu söyleyerek artık aramızda bağ kalmadı diye bir tezle varoluşunu sağlamaya çalışan ülke.

Vahhabiliği / Selefiliği, ülkesiyle eş sayarak gerçek Müslümanlığın ancak kendilerinde olabileceğini ve devletini de bu düşünceyi yaymakla vazifeli addettiği Suudi Arabistan, Türkiye’yi örnek alması asla söz konusu değildir.

Din dışına çıkmış ve batılılar gibi yaşayan Türkiye ile ticarî, askerî bağlarını da koparmıştı, ancak son zamanlarda bu anlayışını biraz yumuşatmışa benziyor.

Petrolüne ve Mekke/Medine konumuna güvenerek İslam dünyasında lider olmaya soyunan bu ülke asla Türkiye’yi kabul etmez.
Pakistan; Türkiye ile ilişkileri en iyi olan ülkedir. Kardeş ülke olarak anılır, fakat kendi varoluş serüveni başkadır. İşbirliği ve dünyada ortak siyaset yürütmekle model almak farklı şeylerdir.

1947 yılında devletleşen ülke, kendi varoluş seyrini henüz oturtabilmiş değildir. Rahmetli Mevdudi’nin anayasal çalışmalarıyla kendine has bir İslamî idare biçimini denediler ama henüz olgun bir sistem oturtamadılar. Altyapı eksikliği, halkın tecrübesizliği, İngilizlerin geriye bıraktıkları ezik ruh hali onları arayışa sürüklüyor, bu arayışlar içerisinde Türkiye tecrübesi de dâhildir. Ama tam model olarak Türkiye’yi kabul etmeleri yoktur.

Yukarıda çok özet olarak vermeye çalıştığım manzaralar iki bin yılına kadarki zaman dilimi için geçerliydi. Bugün durum biraz farklı çünkü Türkiye artık eski Türkiye değildir.