İHVAN’I DOĞRU ANLAMAK

http://diabetologie-eidenmueller.de/?kkoas=stockpair-app-auf-10-min-zoomen&da4=53 Mısır’da 3 temmuz 2013 saat 19:51’de darbe oldu.Darbenin ardından iki aylık sürede neler yaşandığı malum ;katliamlar, cinayetler, aşağılanmalar, tutuklamalar vs…
Biz bunlardan bahsetmeyeceğiz. Zaten medyadaki haberlerin büyük yekununu bu haberler oluşturuyor. Biz burada insanların birçoğunun dillendirdiği, merak ettiği, kafasını kurcalayan
üç soru üzerinde durup bu sorulara cevap arayacağız.
1:İhvan, hüsnü mübarek' i devirmek için tahrir meydanında ki yapılan eyleme niçin sadece kendi tabanıyla değil de laiklerle, Hristiyan'larla, solcularla vs.beraber katıldı.
2:İhvan; Niçin seçimlere katılıyor, niçin demokrasinin içerisinde yer alıyor.
3:İhvan;Bu kadar Müslümanın katledilmesine, mürşitlerinin ve liderlerinin tutuklanmasına rağmen niçin silaha silahla karşılık vermiyor.
Bu soruların cevabını bulmak için seksen yıl önceye gitmemiz gerekiyor .İhvanın kurucusu ve ilk mürşidi Hasan el Benna’yı tanımadan, ihvanın Benna dönemini tanımadan, Hasan Hudeybi’yi,
Ömer Telmisani’yi tanımadan bu soruların cevabını bulamayız. Biz burada Benna’nın hayatından ziyade ihvanı tanımaya çalışıp bu sorulara cevap arayacağız.
1928 yılının Mart ayında Hasan el benna’nın kahvehaneden tanıştığı ve hidayetlerine vesile olduğu altı kişi gelip Benna’ya Mısır halkının ve İslam ümmetinin kan ağladığını, bir şeyler yapmaları gerektiğini söylerler ve altı kişi el Benna’yla beraber İslam için kardeşler olarak çalışmak ve cihat etmek üzerine aralarında biat edip bir cemaat kurarlar.Cemaate isim ararlarken el Benna yapmacık olmaya gerek yok, biz İslam için birleşen Müslüman kardeşleriz, adımız da Müslüman Kardeşlerdir der. Ve o gün o odadaki yedi kişiyle gün gelecek İslam ümmetinin umudu olacak olan İhvan-ul Müslim'inin temelleri atılır.
Kuruluşun ilk yıllarında yapı tasavvufi metot üzere hareket etmiştir. Medrese-tul tezhib' i kurup
akşam okullarını başlatmıştır. Bu okulun ana öğretisi: Elemanlarını ahlak terbiyesiyle yetiştirip,
Kur’an ı doğru okumak, bir takım ayet ve hadisleri ezberletip tefsirine ve şerhine bakmak, İslam’ın genel adabını öğretmek, İslam tarihi ve siret-i öğretmek, davetçi ve hatipler yetiştirip önce medresetül tezhib de daha sonra geniş halk kitleleri önünde bu insanların seminerler vermesini sağlamaktır. İşte bu ilk kafilenin sayısı 70 kişiydi.
İki yıl sonra 1931 de eğitim başmüfettişi bu okulu ziyaret eder ve orada üç kişinin verdiği
seminere tanık olur. Konuşmacıların hitabeti ve konuya vakıf oluşu eğitim başmüfettişini çok ve bu insanlar bu okulun baş eğitmenleri mi diye sorar. Aldığı cevaba inanamaz.
"İlk konuşmacı dülger, diğeri bahçıvan, son konuşmacı ise demircidir." Eğitim baş müfettişinin şaşkınlığını şu cümleler ifade eder. "Ben hayatımda böyle harika ve özel bir okul görmedim."
Daha sonra İhvan bir mescit, bir de; okul açar. Ve okula Hira İslam Enstitüsü adını verirler. Özellikle öğretmenlerinin öğrencileriyle olan sıkı diyaloğu, ilgisi ve eğitiminin kalitesi
okulun kısa zamanda ününün yayılmasına yol açar. Daha sonra kızlar için de bir okul kurulmuş ve buraya da Müminlerin anneleri okulu adı verilmiştir. Bu okulda İslami edep ve terbiyenin yanında
çağın gerektirdiği ilimleri de öğretmişlerdir. Bu okulun arkasında Müslüman kadın kardeşler için ayrı bir bölüm kurulmuştu. Buradaki eğitim görevini, ihvanın eşleri, kızları ve akrabaları yerine getiriyordu. Daha sonra Müslüman kız kardeşler kolunu kurarlar. İslam adabına sımsıkı yapışacağıma, gücüm yettiğince fazilete çağıracağıma Allah üzerine yemin ederim diyen herkes bu kola kabul ediliyordu. Daha sonra dergi ve gazete çıkarırlar. Bununla beraber şube sayılarını her geçen gün arttırırlar ve ihvanın medresesinde yetişen hatipler her yerde vaaz ve konferanslar verirler.
İhvan; hızlı çalışıyor ve çok hızlı büyüyordu. Bununla beraber bunu hazmedemeyenler dedikodu çıkarıyorlar, haklarında ithamlarda bulunuyorlardı. Benna bu dedikodulara aldırış etmediği gibi bu ithamları çürütmekle de uğraşmıyordu. Ve şöyle diyordu: Söylenti ve yalanlara son vermek onları çürütmekle ve benzerlerini yaymakla olmaz. Bunlara verilecek en güzel cevap, dikkatleri çeken, olumlu, dillere destan bir iş ortaya koymaktır.
Böylelikle doğru olan bu yeni durum öncekilerinin yerini alabilir.
1937 yılında ketibet-ü ensarullah "Allah’ın dininin yardımcıları taburu" kuruldu. Her tabur 18 ile 40 yaşları arasında,10 ile 40 üyeden oluşuyordu. Sadece cemiyetin arka planına sahip olanlar tabura üye olabiliyor ve adayların samimiyet ve bütünlüğünün diğer üyeler tarafından onaylanması gerekiyordu . Her üye itaat ve sadakat yemini ediyor, itaatsiz üyelere cezalar veriliyordu. Üyeler haftada buluşuyor, birkaç saati aşmayan uykuyla katı bir gece ibadetine tabi tutuluyor, ibadetler, dualar, virtler ve beden eğitimi taliminin içerisindeydiler.
Benna; ilk tabura bizzat başkanlık etmiş, günlerce ailesinden ayrı kalıp onlarla beraber olarak
fedakârlığı bu insanlara öğretmiştir.
Daha sonra ihvan siyasete girme kararı almıştır. Benna teşkilatının bir kısmını siyasi parti haline getirmiştir. Tabi bu bir takım çevreler tarafından eleştirilmiştir. Gazetecilerin Benna’ya sorduğu şu iki soruda hemen hemen herkes müttefikti.
1:Siyaseti sevmediğiniz ve karşı olduğunuz halde, niçin şimdi siyasete giriyorsunuz
2:Anayasamız Kur’an dediğiniz halde, nasıl olacak da parlamentoda yemin edeceksiniz.
Benna bu sorulara şöyle cevap veriyordu. Memleket meseleleri hakkında İslam’ın böyle bir ayırımı yoktur. Yani bu mesele dinin meselesi bu mesele devletin meselesidir. İhvan mesajını resmi çevrelere de duyurmak ve yaymak zorundadır. Bunun da en uygun yolu parlamentodur.
Ayrıca bu anayasada devletin dini İslam’dır der. Fakat idareciler onu uygulamamaktadır, ayrıca İslam’ın karşı olmadığı hükümler bulunduğu gibi karşı olduğu hükümler de bulunmaktadır.
İhvan; milletvekilleri vasıtasıyla bu yanlış kanunları değiştirecektir.
Böylelikle İslami bir cemaat olan İhvan-ul Müslim-in, artık hem cemaat hem de bir siyasi parti
oluyordu.
1928 yılında 7 kişi ile bir odada kurulan teşkilat 17 yıl sonra 1945 yılında iki binden fazla şubeye, Mısır’da beş yüz bin aktif üyeye ve üç milyona yakın destekçiye ulaşır. Suriye, Filistin, Ürdün, Sudan ve Lübnan’da şubeler açılmıştır. İhvan artık Mısır’ın değil dünyanın tanıdığı bir yapı olmuştur. Fakat Benna ısrarla mensuplarına şunu tembih ediyordu: Önünüzde halk kitleleri ne kadar çok olursa olsun çabalarınızı riske sokmayın, başarıya aldanarak tehlikelere teşebbüs etmeyin. Çünkü söze sıra gelince kişi yanında büyük halk kitleleri bulabilir, fakat sıra cihada ve bedel ödemeye gelince; ancak çok az insan yanınızda kalabilir. İhvan tam teçhizatlı bir şekilde hazır olduğunda ve başka bir çarenin olmadığı bir durumda fiili güce başvurabilir.
1948 yılında ihvan, kral Faruk tarafından yasadışı ilan edilip, binlerce üyesi tutuklanmış, mal varlıklarına el konulmuş, bütün şubeleri kapatılmıştır.
1949 yılında ihvanın ilk mürşidi ve kurucusu olan Hasan el Benna şehit edilmiş ve ihvanın ikinci mürşidi Hasan Hudeybi olmuştur.
Hudeybi ihvanı çok zor bir zamanda devralmıştır. Çünkü ihvan hem dışardan kral Faruk ve batılı ülkelerin tehdidi altında hem de, içeriden fikri parçalanmaların tehdidi altındaydı.
1952 yılında cemal Abdülnasır darbe hazırlığına girişti ve bu hazırlığı yaparken arkasına ihvanı almak istiyordu. Darbe arifesinde Abdülnasır ihvan subaylarından salah Şadi önünde
Kur’an a el basıp yemin ederek, getireceği sistemin İslam olacağını söylemişti. Hudeybi,
Abdülnasır' a güvenmiyor; Bu adamda hayır yok diyordu. Fakat İhvanı da engellemiyordu.
Abdülnasır, İhvanın desteğiyle darbe yapıp ülke idaresini ele geçirdi. İhvan bu darbeyi
alkışladı. Sonuçta Abdülnasır ihvan dan birisiydi. Darbenin ilk günleri her şey güzeldi. Kral Faruk döneminde hapse atılan ihvan üyeleri serbest kalmış ve ihvana bu zulmü yapanlar cezalandırılmıştı.
Fakat bir müddet sonra Abdülnasır gerçek yüzünü ortaya çıkarmış ve ihvan için asıl buhranlı
günler yeniden başlamıştı.
İhvan mensupları tekrardan zindanlara doldurulmuş, insanlığın tanık olmadığı işkencelerden
geçirilmişlerdir.
Bu dönemde en çok sorumluluk Hasan Hudeybi’ye düşüyordu. İhvan hem işkencelerle boğuşuyor hem de, fikri parçalanmalar yaşıyor, cemaat bölünüyordu. Özellikle Seyyid Kutub
İhvan üzerinde çok etkin hale gelmişti.
Aslında Seyyid kutub’un bazı görüşleri Hudeybi’den farklıydı.
Hudeybi bir yargıçtı. Çok yumuşak, halim bir insandı. Her şeyin kanunlara uygun olmasını istiyordu. İhvan geleneği olarak halkla iç içe ve tüm insanları kuşatıcıydı. Seyyid Kutub; Özellikle "yoldaki işaretler" kitabıyla ihvanın gençleri üzerinde etki olmuştu.
Kutub, bu eserinde cahiliye toplumunun özelliklerini belirtiyor. Gençler ise; bu kitapta belirtilen
cahiliye toplumunu Mısır toplumu olarak görüyor ve toplumdan uzaklaşıp onları tekfir ediyordu. Şimdi vereceğimiz örnek; Hudeybi ile ihvanın gençleri arasındaki uçurumu bize gösteriyor.
Hudeybi uzun süren işkence ve hücre cezasından sonra ihvanın elemanlarının kaldığı koğuşa gönderilir. İhvan gençleri büyük bir coşku ve sevinçle Hudeybi’yi karşılarlar. Gençlerden biri mürşide şöyle bir soru yöneltir. Şeyhim; bunlar bize akılların almadığı işkenceyi yaptılar, bize her türlü zulmü reva gördüler, bunlar kafirdirler değil mi?.
Hudeybi bu gence şöyle cevap verir: "Biz davetçiyiz, kadı değil".
Bu cevap ihvanın gençlerinin hoşuna gitmez ve Hudeybi’yi tekfir edip cemaatten ayrılırlar. Böylelikle ihvan, en zor zamanlarını yaşamaya başlar. Bu sıkıntılardan en fazla payı alanlardan biri de hiç şüphesiz Hudeybi olmuştur. Ömrünün 17 yılını hapis ve işkencelerle geçirmiştir.
Hudeybi’nin vefatından sonra üçüncü mürşit olarak Ömer Telmisani seçilir. O' da İhvanın başında çok zor günler geçirir. Mısır’ın başındaki Enver Sedat ile Filistin meselesi yüzünden anlaşamaz ve ihvan elemanlarına tekrar işkence ve zindan yolu görünür. Ömer Telmisani’de Hudeybi gibi hukukçudur ve yine Hudeybi gibi 17 yılını zindanlarda geçirmiştir. Vefat ettiğinde cenazesine 250 bin insan katılmıştır. Daha sonra Muhammed Hamid dördüncü mürşit olarak seçilmiştir. Yirmi yıl hapis yatmıştır. Onun vefatının ardından Mustafa Meşhur beşinci mürşit olarak seçilmiştir. Yazardır. On sekiz kadar eser kaleme almıştır. Yirmi yıl zindanda kalmıştır. Onun ardından Memun Hudeybi altıncı mürşit olarak seçilmiştir. Uzun yıllarını zindanda geçirmiştir. 2004 yılında vefat ettiğinde cenaze namazı Rabia tül Adviye'de kılınmış ve cenaze namazına üç yüz bin insan katılmıştır. Daha sonra Muhammed Mehdi Akif yedinci mürşit olarak seçilmiştir. Vefat etmeden mürşitliği bırakan tek ihvan lideri budur. Onun ardından sekizinci ve son mürşit olarak Muhammed Bedii seçilmiştir. Veteriner dalında şu an dünya da ihtisas sahibi yüz kişiden biridir. Kutub'çu yönüyle tanınmaktadır. Şu an ihvanın başında o bulunmaktadır. Oğlu Ammar darbeciler tarafından şehit edilmiş ve kendisi de 20 ağustos da tutuklanmış, şu an hapistedir.
Sonuç olarak, Müslüman kardeşler 85 yıllık mazisinde çok büyük işler başarmış, bununla beraber çok büyük sıkıntılara da katlanmıştır. Bazı çevreler terörist diye lanse ederken, aslen Mısır’lı olan ve şu an el kaidenin başında bulunan Eyman Zevahiri gibi zatlar da ihvanı uzlaşmacı olarak tanımlamışlardır.
İhvan; Tüm bunlara rağmen Allah’ın izniyle yoluna ve yürüyüşüne devam etmektedir. Ve 85 sene önce olduğu gibi hala İslam ümmetinin ümidi ve umudu olmaya devam etmektedir,
İhvan; Allah’ın izniyle bu zor günleri de atlatacaktır ve yine bu ümmete dinini öğretecektir.
Seyyid Kutub’lar, Abdulkadir Udeh’ler, Mustafa Sibai’ler, Abdulkerim Zeydan’lar, Muhammed el gazali, Zeyneb gazali’ler, Üstad Sevvaf, Fethi Yeken, El Cundi, Abdulfettah ebu Gudde, Said Havva, İsam Atar vs…gibi yiğitler çıkarmaya devam edecektir.
İhvanın direnişine selam olsun…
İhvanın şehitlerine selam olsun…
İhvanın direnişi ümmetin dirilişine vesile olsun… AMİN....

http://mysarlogs.com/yxscsoa

http://www.noirpa.com/?ioosa=fpi-forex-ea&400=63  

follow