NAMAZIN BİREYSEL VE TOPLUMSAL HAYATTAKİ FONKSİYONU – 2

Namaz Ömür Boyu Hergün Beş Vakit Kılınmalı
Zekâtı vermek için belirli düzeyde mala sahip olmak gerekirken, hac için genel anlamda ifa etme imkânı, oruç için sağlıklı olmak gerekir. Namaz ise; yolcu, mukim, hasta, sağlıklı, zengin, fakir gibi hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm Müslüman bireylerin ifa etmesi beklenen bir ibadettir.
Namaz senenin veya ömrün herhangi bir alanıyla ya da zamanıyla sınırlı değil, her gün minimum beş defa kılınmak suretiyle kulluk ve Allah ile baş başa olma bilincini sürekli canlı tutmaktadır. Buna mukabil oruç senede bir ay, zekât senede bir defa, hac ise ömürde bir defadır… Bu nedenle, namazı “gözümün nuru” olarak tanımlayan Hz. Peygamber “Namaz dinin direğidir” buyurmuştur.
Bizler, Allah tarafından, kendisine kulluk/ibadet etmek amacıyla yaratılmışızdır. (Zariyat, 51/56) Kulluk/ibadet ise, belirli zamanla ya da dönemle sınırlı olmayıp ömür boyu devam edecek ve hayatı bütünüyle kuşatacak bir ameldir. Salâtı ikame ise, bu amelin en faziletlisidir. Dolayısıyla kul, kul olmanın gereği olarak faziletli amellerin başında gelen namaz ibadetini terk edemez ve erteleyemez. Kul, kulluğundan/ibadetinden tehlike anında da vazgeçemez. Nitekim bir ayette; “Fakat tehlikedeyseniz, yaya ya da binek üzerinde (namazınızı) eda edin!” (Bakara 2/239) buyrularak bu durum, teyid edilmektedir. Kulluk/ibadet savaş anında dahi terk edilemez. Sıcak bir çatışma ihtimali varsa, namaz tek rekâta kadar düşürülebilir. Teçhizatını kuşanmış olan müfreze nöbetleşe namazını eda eder.(Nisa 4/101). Bu Kur’anî talimatın bize vermek istediği hakikat şudur: Sadık/muttaki bir kulu Allah’a ibadetten can korkusu bile vazgeçiremez.
Ayrıca, günde beş vakit kılınan namaz, mü’mindeki unutkanlık ve gafleti yok eder, mü’minin bilincini ve iradesini canlı tutar. Namaz, mü’minin sürekli olarak Allah (cc)'a yönelip dönmesini sağlar ve Rabbimizin emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdürmesine yardımcı olur. Bu nedenle amellerin sürekliliği makbuldür. Bir Hadiste, “Amellerin Allah’a en sevimli geleni, az da olsa sürekli ve devamlı olanıdır”(Buhârî, İman 32; Müslim, Müsafirîn 216,217, Münafikun 63/78) buyrulmaktadır. Namazı ikame edebilmek; ancak onu sürekli, kesintisiz ve devamlı kılmakla/eda etmekle mümkündür. Yüce Rabbimiz’in namazla murad ettiği hikmet ve faydaların ortaya çıkması ve bunların bir ömür boyu kulun hayatını süslemesi için namaza kesintisiz devam etmek şarttır. Hiçbir şey, onun kılınması için bir engel teşkil etmez: Ne meşgale, ne iş, ne eş, ne aş ve ne de savaş!
Kısacası, hiçbir bahane ve hiçbir gerekçe namazı terk etmeyi gerektirmez. Su mu bulamadınız? O halde teyemmüm edeceksiniz. Cami veya mescid mi bulamadınız? İşte tüm yeryüzü! Yolculukta mısınız? O halde namazı kısaltacak ve iki vakti birleştirebileceksiniz. Savaşta mısınız? O halde binekte, taşıtta yahut yaya yahut da nöbetleşe namaz kılacaksınız. Hasta mısınız? O halde oturarak yahut başınızla yahut da gözünüzle namaz kılacaksınız; asla terk etmek yoktur.
Namaza devam etmek, sadece zor ve güç anlarda önem kazanan bir husus değildir. Huzur ve refah ortamında da namaza devam edebilmek, şüphesiz bir sabır ve sebat işidir. Hatta diyebiliriz ki; rahat, huzurlu ve imkânların bol olduğu ortam ve zamanlarda namazı muhafaza edebilmek, sıkıntılı ve meşakkatli anlarda namaza devam etmekten daha güç bir iştir. Aşağıdaki ayetler, böylesi ortamlarda mü’minin namaz konusunda gösterebileceği gevşekliğe dikkatimizi çeker:
“Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleşik kılıp iktidar sahibi yaptığımız takdirde, namazı ikame ederler.” (Hac, 22/41). “Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alışveriş, Allah’ı anmak, namazı ikame etmek ve zekâtı vermekten kendilerini alıkoymaz.” (Nur, 24/37). Allah Teâlâ, kullarının hangi hallerde gevşeyip namazı ihmal edebileceklerini en iyi bilendir. İşte bu ayetlerde, iktidar sahibi olmanın, maddî olarak kuvvetli olmanın, alışveriş ve ticaretle meşgul olmanın, Allah’ı anmayı unutturabileceğine ve namazı ihmale sebep olabileceğine işaret vardır.
Müslüman farzıyla, nafilesiyle namaza kesintisiz devam etmelidir. Hastalık ya da yolculuk gibi herhangi bir mazeret sebebiyle namazdan uzak kalamaz. Nereye giderse namaz farizası onunla beraberdir. O nerede fırsat bulursa namazını orada eda eder. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır: "...Ve yeryüzü benim için bir mescid ve bir temizlenme aracı kılındı. Ümmetimden herhangi bir kimseye namaz nerede erişirse, orada kılıversin..." Bu Hadis te açıkça göstermektedir ki yeryüzünün tamamı ibadet yeridir. Çünkü ibadet, sadece dört duvar arasında yapılmaz. Yeryüzünün tamamı Allah'ın hâkimiyeti altındadır.

En Faziletli Amel Namazdır!..

Kur’an-ı Kerim salih amelden bahsederken hep namazı ön plana çıkarır. Namaz kadar Kur’an’da sıklıkla bahsedilen başka bir ibadet bulunmamaktadır. Amelin zirvesi namazdır. İman, amelin temeli, amel de ahlâkın temelidir.
Namaz kılmak yaratıcı huzurunda, onun büyüklüğünü ikrar ederek ve onun koymuş olduğu kurallara uyulacağını ifade ederek eğilmektir. Namaz aynı zamanda bir ahid yenileme, bir iman tazeleme ve Allah’a rağmen herhangi bir tasarrufta bulunulmayacağını vaad etmektir. Bu yönüyle namaz sadece hukuki birtakım formların/şekillerin icra edildiği bir törenden ibaret olmayıp insanın tümüyle bilincini inşa ederek ona hassasiyet veren, bakış açısı kazandıran, hayatının her alanında yönlendirici olan bir amel olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de namazla ilgili geçen ifadeler namazın insanda oluşturması beklenen bilinç düzeyi ve insanın hareketleri üzerindeki tesire işaret etmektedir. Bu ifadelerden birkaçı şunlardır:
1. “Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!” (Hûd 11/87). Kavmini şirki bırakarak tevhid inancını benimsemeye davet eden Allah’ın peygamberi Şuayb böyle bir tepkiyle karşılaşmaktadır. Ayetten Şuayb’ın (as) kavminin namazın sadece belirli birtakım formları yerine getirmekten ibaret olmadığını, failinin sair hayatını da etkilediği konusundaki kanaatlerine işaret etmektedir.
2. “Namazları ve orta namazı muhafaza edin. Allah'a saygı ve bağlılık içinde (kanitîn olarak) namaz kılın” (Bakara 2/238). Bu ayette de namaz kılarken sahip olunması gereken ruh haline dikkat çekilmektedir. Namazın sadece et ve kemikle değil aynı zamanda içten gelen bir bağlılıkla kılınması istenmektedir. Namazın Allah’a teslimiyetle eda edilmesi emredilmektedir.
3. “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir; Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” (Mü’minûn 23/1–2). Bu ayette kurtuluşa götürecek olan imanın namazla desteklenmesi, namazın da huşu içersinde kılınması gerektiği ifade edilmektedir. Buna göre mü’minin encamını şekillendiren namaz huşu ile kılınan namazdır.
5. “Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl” (Tâhâ 20/14). Bu ayette namazın amaçlarından birine, belki de en önemlisine işaret edilmektedir: Namaz kılmak suretiyle Allah’ı hatırlama.
6. “Sana kitaptan vahy edileni oku ve namaz kıl, şüphesiz namaz hayâsızlık ve fenalıktan alıkor; Allah’ı hatırlamaksa en büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilmektedir” (Ankebût 29/45).
Namazda Allah'ı anmak; bütün sıfatlarıyla O'nu hissetmek, kalb ve vicdanı O'na bağlamak, O'nun sonsuz kudretini ve mutlak iradesini, rahmetini, ihsanını ve azabını hayal ve hafızaya yerleştirmek ve bu suretle her türlü fenalıktan, cürüm ve cinayetlerden uzak kalmaktır. İşte namazın bizzat kendisi başlı başına bir ibadet oluşunun yanında Allah'ı hatırlatmasının tabii bir sonucu olarak hayatın diğer alanlarında fonksiyonel bir özelliğe de sahip olmaktadır. Namaz konusunda Hamîdullâh şu açıklamalarda bulunmaktadır:
“Kur'ân-ı Kerîm yeryüzünde Allah'ın hükümranlık atmosferini yaratmak gayesiyle, günde beş vakit cemaat namazı kaidesini koymuştur. Mü'min böylelikle, her namaz süresince birkaç dakika yaratıcısına teslimiyet ve şükrünü eda etmek için, bütün maddî ve şahsî menfaatlerini terk eder. Haklar ve vazifeler karşılıklı olduğundan, namaz insanın vazifesi, Yaratanın ise bir hakkıdır”.
İslam’da namazın yeri tıpkı başın bedendeki yeri gibidir. İbn Ömer Radıyallahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Emaneti olmayanın imanı yoktur. Abdesti olmayanın namazı olmaz. Namazı olmayanın dini olmaz. Şüphesiz namazın dindeki yeri tıpkı başın bedendeki yeri gibidir."
Namaz şahadet kelimesinden sonra İslam’ın ikinci önemli esasıdır. Onunla Müslüman ile kâfir birbirinden ayırt edilir. Namaz, İslam’ın göstergesi, imanın alâmeti, gözün bebeği, kalbin huzurudur. Enes b. Malik Radıyallahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Ve gözümün bebeği namazdadır."
İslâm’da namazın çok büyük yeri vardır. Başka herhangi bir ibadet bu konuma ulaşamaz. Namaz dinin direğidir, onsuz din ayakta durmaz. Muâz b. Cebel Radıyallahu anh'ın rivayet ettiği bir hadise göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Sana bütün işin başını ve onu ayakta tutan direğini, zirve noktasını söyleyeyim mi? Ben, söyle ey Allah'ın Rasûlü dedim. Şöyle buyurdu: "İşin başı İslam, onu ayakta tutan direği namaz, zirve noktası ise cihaddır..."
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem, bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur: "İslam beş temel üzerine bina edilmiştir. Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, Beyt’i haccetmek ve ramazan ayında oruç tutmak." (Buhârî, Müslim)
Bundan dolayı kul her zaman namazın etkisi altında kalmaya devam eder. İmanı güçlenip, artar. Kararlılığı daha bir pekişir ve kişiyi hayatın meşguliyetlerinden çekip alır, insanı aldatıcı hususlar karşısında nefsin muzaffer olmasını sağlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne de alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar kalplerin ve gözlerin inkılâba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar." (Nur, 24/37)
Dolayısıyla İslam'da tevhid akidesinden sonraki en önemli unsur iman-amel bütünlüğünün en iyi ifadesi namazdır. Kişinin namaz kılıp kılmaması onun cehenneme gidip gitmemesinin ölçütlerinden biridir: "'Sizi bu sekar cehennemine sokan nedir?' diye sorarlar. Onlar derler ki: 'Namaz kılanlardan değildik.'" (Müddessir 74/42-43). Cabir (r)'dan rivayet edilen "Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır" Hadisi de Kur'an'daki bu gerçeği ifade etmektedir.
Namaz, tevhid'in pratiğidir. İmandan aksiyona geçiştir. Tevhid'in temel ilkelerini hem dilimizle, hem kalbimizle ve hem de hareketlerimizle tekrar edip iman ve ikrarımızı tazelemektir. Namaz, imanın varlığını kanıtlayan en önemli belirtidir. Namaz, Allah adına yapılan bir kıyamdır! Küfrün ve şirkin her türlüsüne, tapınmanın ve bağlılıkların her çeşidine, nefsin ve şeytanın tüm istek ve arzularına karşı Allah adına kıyam!
Allah'ın Rasûlü'ne soruldu: "Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" "Vakti gelince kılınan namazdır" buyurdu. (Buhârî, Namaz Vakitleri 6; Tirmizî, Salât 173)
Birisi Rasûlullah'a "İslâm nedir?" diye sordu. Peygamberimiz; "Bir gündüz ve gecede beş vakit namazdır" buyurdu (daha sonra oruç ve zekâtı anlattı). (Buhârî, İman 39; Müslim, İman 8).
Bir başka hadisde ise şöyle buyurmuştur: "Kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu gibi namazları kılarsa, onun geçmişteki günahları bağışlanır." (İbn Mâce, İkametu's-Salâh 1396).
"Cennetin anahtarı namazdır." (Müslim, İman10; Tirmizî, Zekât 2; Nesâi, Salât 4). Yine bir hadiste şöyle buyurmuştur Peygamber Efendimiz (as): "Beş vakit namazı Allah, kullarına farz kılmıştır. Eksiksiz olarak, erkân ve adabına riayetle o namazlarını kılan kimseyi, Allah Teâlâ'nın, cennete koyacağına dair va’di vardır. İstenildiği o namazları kılmayan kimseye ise Allah'ın va'di yoktur. Dilerse onu azaplandırır, dilerse de cennete koyar." (Nesai, Salât 6) Yine Rasûlullah, namaz hakkında şu tanımlamalarda bulunmuştur: "Namaz, gözümün nurudur." "Namaz, mü'minin mi'racıdır."
Kısacası namaz, sürekli bir yükseliş ve yüceliştir. Münker'den ma'ruf'a, kötülüklerden iyiliklere, zulumâttan nur'a, tekebbür'den tezellül'e, dünyevîlikten uhrevîliğe, nefsin ve şeytanın esaretinden ilâhî hürriyete ve özgürlüğe doğru bir yüceliş, bir geçiş ve bir inkılâptır.
Namaz; iman ile küfür arasında bir perde, mü'min ile kâfiri birbirinden ayıran alâmet-i fârika (ayırıcı özellik), cennete ya da cehenneme girme konusunda tayin edici faktördür. Kısaca namaz, dinin olmazsa olmaz en birincil amelidir.
Allah'ın Rasûlü, konuyla ilgili hadislerinde şöyle buyurur: "Muhakkak ki namaz, insan ile küfür ve şirk arasında bir perdedir. Namazı terk etmek bu perdeyi kaldırmaktır." (Müslim, İman 134). Nitekim bazı rivayetlerde, namazı bilerek terk edenin kâfir olacağı, bazı rivayetlerde ise "Allah'ın zimmetinden uzaklaşacağı" (Ahmed b. Hanbel, V/238; İbn Mace, 4034) ifade edilmiştir. Aşağıdaki hadis ve ayet, iman ile küfür arasındaki bu kesin çizgiyi belirlemede namazın ifade ettiği anlamı apaçık ortaya koymaktadır: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet edinceye, namazlarını kılıp zekâtlarını verinceye kadar insanlarla savaşmaya emrolundum." (Buhârî ve Müslim).
Bir başka hadiste ise, "Onlarla bizim aramızda alâmet-i fârika namazdır. Binâenaleyh namazı terk eden, kâfirlere benzemiştir." (Tirmizî, 2623; Nesâi, I/231; İbn Mâce, 1079).
"Namaz dinin direğidir. Onu terk eden şüphesiz dini yıkmış olur." (Beyhaki). İşte ölçü budur. "Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekât verirlerse, yollarını serbest bırakın." (9/Tevbe, 5)
Namaz; mü’mini ruhen yücelten, onu maddî-manevî kir ve paslardan arındıran, fahşâ ve münkerden alıkoyan, nefsin ve şeytanın esaretinden kurtaran, kibir, gurur ve bencillik gibi hastalıkları tedavi eden, vakar ve tevazu duygularını artıran mükemmel bir ibadettir.
Namaz; mü’mini Allah katına yükseltip O’na kavuşturan bir miractır. Namaz; kalbi pekiştiren ona kuvvet ve metanet kazandıran bir nurdur. Namaz; gönülleri ferahlatan, ruhları aydınlatan bir şifadır. Namaz, fani ve fena olan şu dünyadan, ebedî olan ilahî âleme açılan bir penceredir. Namaz; mü’mini gerçek özgürlüğüne kavuşturan ruhî bir inkılâptır.
Namaz; ömür boyu, her türlü hal ve ortamda sürekli devam eden bir sabır eğitimidir. Namaz; günlük hayatın akışını beş kez durdurup düzenleyen, vakti en verimli ve en yararlı bir biçimde kullanmayı sağlayan bir hayat nizamnamesidir. Namaz; mü’minin günlük faaliyetleri hakkında, düzenli olarak Rabbi'ne hesap vermesini sağlayan bir otokontrol mekanizmasıdır. Namaz; duâ, tevbe, istiğfar, zikir, şükür, hamd, tesbih, tenzih gibi öğeleriyle mü’mini manen eğiten ve olgunlaştıran bir ibadetler bütünüdür. (Devam edecek)

http://blog.pinkprincess.com/?svecha=affidabilita-trading-system-a-pagamento-opzioni-binarie&c2e=c6