ARAKAN ÜZERİNE RÖPORTAJ

http://fade.graphics/day/how-to-turn-off-navigation-on-iphone-7.html Kendinizi kısaca tanıtarak, İstanbul’da bulunma sebebinizi açıklayabilir misiniz?

Ben kardeşiniz Tahir Muhammed Sirac el-Erkani. Arakan da doğdum. 22 yaşına kadar Arakan’da bulundum ve ilk defa Arakan dışına 22 yaşında çıktım. Suudi Arabistan’ a geldim ve elhamdulillah Arapça öğrendim. Lise birinci sınıftan başlayarak İslam Fıkhı’da doktoraya kadar burada okudum ve şuan Ummul Kura Üniversitesi’nde eğitim görevlisiyim. Aynı zamanda İnsan Haklarını Koruma Örgütü’nde çalışıyorum. Özellikle Myanmar, Arakan ve Rohingyalı Müslümanlara uygulanan ihlallere karşı mücadele yürütüyorum. Bizler Rohingya Arakan Birliği (kısaca ARU) bünyesinde çalışıyoruz. Bu birlik ana merkezi Cidde’de bulunan “İslam İşbirliği Teşkilatı” tarafından Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Genel sekreterliği zamanında kuruldu. Rohingya için dünya genelinde çalışma yapan 61 bölgede bulunan birlikler arasında koordinasyon sağlandı ve bu birlik Rohingya- Arakan Birliği olarak isimlendirildi. 2013 yılında bu kuruma Uluslararası Rohingya- Arakan Birliği kongre başkanı olarak seçildim.

opzioni binarie con etoro Kısaca Rohingya, Burma ve Arakan bölgelerinin İslam ile tanışmasından bahseder misiniz?

Çok güzel bir soru, çünkü daha önce hep Arakan’ın İslam ile tanışması sorulurdu, siz Rohingya’nın İslam’a girişini sordunuz… Rohingya’nın İslam’a girmesi Arakan’dan çok daha eskidir. Rohingya cahiliye döneminde iken ticaret için Çin’e giden Arap kervanları yol azıklarını almak için Rohingya’da konaklardı. İslam ile tanışmaları 1. Yy’a Me’mun Reşid’in hilafeti zamanına denk gelir, daha sonrasında Rohingya’da İslam yayılır ve Myanmar, Arakan bölgeleri de Müslümanlık yayılır. İslam’ın yayılması Hicaz ve Yemen bölgelerinden gelen bazı tüccarların eli ile gerçekleşmiştir.

Budistlerin, oradaki Müslümanlara baskı ve zulüm etmelerinin sebebi nedir?

Öncelikle asıl sebep değerli kardeşim, İslam ve Müslümanlıktan nefret ettirme çalışması ve ırk ayrımından kaynaklanıyor. Bu asıl sebeptir, bir de çok önemli bir siyasi sebep vardır. Arakan eskiden bağımsız bir devletti. Burma’dan ayrılmasının sebebi olan dağlar bu iki bölgeyi tamamen ayırıyor idi. Burma hükümetinin bu bölgeye hüküm etmesinin tek yolu aralarına ırkçılık ve gruplaşma fitnesini sokmaktı. Bu acı ırkçılık ve gruplaşma ile Burmalıların bölünmesi gibi Budistler de ikiye ayrılmış ve bağımsız bir Budist devleti olmak istiyorlardı. Müslümanlara karşı besledikleri kin, önce Müslümanları ülkeden çıkarma fikrini ön plana taşımıştı. Bunun için bağımsız bir ordu, askeriye kurdular. Bu hedef onların ırkçılık ve İslamiyet’ten soğutma çalışmaları ve gruplaşma üzerine programlanmalarını sağladı. Bağımsızlaştıkları 1948’ten günümüze kadar geçen süreçte Rohingya halkı üzerine yirminin üzerinde güvenlik darbesi yaptılar ve şuana kadar da bu darbeler devam etmektedir. Ben sizlere bu darbelerden sadece üç tanesinden bahsedeceğim. İlki bağımsızlıktan bir sene sonra başladı ve bu darbe 1951 yılına kadar yani iki sene devam etti. Bu darbe başkent Rakine yönetimi tarafından Müslümanlar üzerine gönderilen, siyasi liderler, fikir adamları ve politikacılara karşı uygulanan bir darbe idi. Bu darbede dört yüze yakın fikir adamı, hakim ve kültürlü insan katledildi, buna rağmen bu haber medya da hiçbir şekilde yayınlanmadı. Çünkü bu bölgelerden haber alınamamasının sebebi ne insan ne de insan ile alakası olan her şeyin buraya giriş çıkışının yasaklanması idi. Bu bölge tam bir muhasaraya alınmıştı, hatta dışarı çıkmak isteyen birisi kaçak yol ile Bangladeş’e gider oradan pasaport alır ve yurt dışına çıkardı, fakat Burma pasaportu ile dışarı çıkmak imkansız gibi bir şeydir. Bundan dolayı 1.5 milyon Rohingyalı’nın Bangladeş ya da Pakistan pasaportu taşıdığını görürüz. Arakan’dan pasaport alabilenlerin sayısı çok nadirdir.

Bu birinci darbe idi, ikinci darbe; 1978’te idi. Bu darbe gerçekten çok ama çok büyük bir darbe idi. Bu darbe de bütün güvenlik birimleri bir olup (İstihbarat, özel ekipler) bütün bölge muhasaraya alındı ve yaklaşık 300.000 Rohingyalının sınır dışı edilmeye zorlandı. Şuan dahi o darbede kaybolan ve ulaşılamayan kayıplar vardır. Bu darbeye, Nağa-miyn darbesi denir. Nağa krallardan birisinin adı dır, miyn /Kral demektir. Yani o dönem ki kralın adı ile isimlendirilmiştir bu darbe. O dönemde Arakan on sekiz ilden oluşmakta idi. Başkentten çok uzak illerde Müslümanlar yaşıyordu, bu darbe sırasında gemiler ile bu bölgelere gidiliyor ve grup grup alınarak deniz yolu ile 1000er, 1500er kişi olarak Bangladeş ve yakın bölgelere nakil ediliyordu. Avrupa veAsya’nın diğer bölgelerinde bulunan kimseler bu göç ile oralara gitmek zorunda kalan kimselerdir. Bu ikinci darbe idi, dediğim gibi üç darbe den bahsedeceğim yoksa çok uzar gider.

Üçüncü darbe; 2012 yılında dünya medyasının gündemine konu olan, sizlerin de medya vasıtası ile şahit olduğunuz darbedir ki bu yapılan zulmün yalnız %20’sinin medya ya yansımış halidir, %80’i halen medyaya yansımamıştır. Çünkü yapılan zulmün medyaya yansımaması için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bunların bazıları tarihi eserleri, okulları, evleri hatta insanları canlı canlı yakmaya kadar gider. Bilakis eski ve tarihi camileri Budist tapınakları haline çevirirler minrablara ve camilerin her tarafına buda ve heykel ile doldurdular, camilerin girişlerine buraların Budist tapınağı olduğunu anlamaları için işaret ve bayraklar astılar. Sadece ev ve camileri yakmak ile kalmamış resmen o bölgeyi Budistlerin yaşadığı bir yer haline getirmeye ve sanki buralarda Müslümanlar hiç yaşamamış gibi bir hale getirmeye, buraları değiştirmeye ve dünyaya bu havayı vermeye çalışmışlardır. Arakan dağların ve tepelerin çok olduğu bir yerdir buna rağmen put ve heykel koymadıkları hiçbir yer bırakmamışlardır. Bu hareketleri ile Budizm in Arakan da çok eski bir tarihe dayandığını dünyaya göstermeye çalışırlar. Bütün bunlar oluyor ve ne Müslümanlar ne de dünya medyasının bundan maalesef haberi var. Köylerden getirilen, evleri yakılan ve insanların yaşamasının imkânsız olduğu çadırlarda kalmak zorunda bırakılan, insanların ihtiyacının çok daha altında bulunan ufak bir yağmurdan dahi korumayan, doğrudan toprağın üzerine konulmuş bu çadırlarda yaşamak zorunda kalan 200.000’e yakın Arakanlı’nın varlığını biliyoruz. Bu insanlar hastalıktan, ilaç yokluğundan, şiddetli soğuklardan ve sağlıksız sulardan dolayı ölüyor. İnsanlar bu çadırlarda muhasara altında tutuluyor, çıkmaları, bir çadırdan başka bir çadıra geçmeleri dahi yasak. BM aracılığı ile askerin müsaade edebileceği ölçülerde yardım yapılmaya çalışılıyor ve bu yardımlar ruhbanların elinden gerçekleştiriliyor. Bu şekilde adeta çadır hapishanelerinde tutuluyor. Guantanamo bile burası ile kıyaslandığında çok lüks kalır. Her ne kadar uzak ta olsa aileleri ile görüşme gibi fırsatlar sağlanıyor, medya ve hukuki haklar sağlanabiliyor ama burada bütün haklar ihlal ediliyor ancak araştırmacı ve ruhbanlar eli ile askerin müsaade ettiği kadar yardım ediliyor. Asker her türlü engel koyma yetkisine sahip.

Bu şekilde darbeler ile binlerce kişi komşu ülkelere kaçmak zorunda kalmıştır. Bugüne kadar 700.000 kişinin sürgün edildiğini biliyoruz. Bangladeş’te 40.000’e yakın, Tayland ta 30.000, Endonezya’da 5.000 Arakanlı vardır, Kaçmak için yine askerlere rüşvet vererek, sahte pasaport çıkartarak sınır dışına gitmişlerdir, yani onları muhasaraya alan asker aynı zamanda onları rüşvete bağlamıştır, bazende anlaştıkları insan tüccarlarına köle olarak satma yolunu dahi kullanmışlardır. Geçen gün Tayland’taki toplu mezarlar medyaya yansıdı, Fatani bölgesinde 192 ye yakın toplu mezara rastlandı. Bu sadece ilan edilen mezarlar, bunun dışında sayısı verilmeyen bir sürü mezar vardır. Üzülerek söylüyorum ki Rohingya lı Müslümanların içerde ve dışarıdaki sayılarının toplamı 3.5 milyon kadardır. Burma’daki Müslümanlarını da katarsak 8 milyona yakındır. Şuan bu bölgede yaşayan ve en kötü işkencelere tabi tutulan 1.5 milyon Rohingyalı Müslüman vardır, diğerleri sürgündedir. Toplu soy kırımlar, devam ediyor hapisler dolu, bunun tek sebebi sadece bunların Rohingyalı olmaları bizim suçumuz Müslüman olmamız, suçumuz rengimiz, dilimiz ve dinimizin değişik olması. Evlerimizin yakılması, zulüm görmemiz, diri diri yakılmamız, sürgün edilmemiz hep bundan dolayı. İnsanların sessiz bir şekilde bu manzarayı izlemesi, boş boş konuşmaları, seslendiğimizde, sanki bir cesede sesleniyormuş gibi kimsenin cevap vermemesi… İşte bizim yaşadıklarımız bunlar, Allah yardımcımız olsun. ‘amin’

Savunmasız ve zulüm altındaki Arakan halkına nasıl yardım edebiliriz? Uluslar arası camiada Arakan’a yardım eden ülkeler hangileridir?

Müslüman halklar yardım severdir. Bu krizi atlatabilmemiz için çokça yardım etmeye çalıştılar ama devlet bu yardımların Arakan halkına ulaşmasına engel oluyor. Bu halka en çok yardım eden, dertleri ile dertlenen iki ülke bildiğim kadarı ile Suudi Arabistan ve Türkiye’dir. Bunun dışında yardım eden birçok ülke daha vardır. Mesela şuanda 250 bin kişiden fazla sığınmacı Suudi Arabistan’da yaşıyor. Bu yardımdır neden, çünkü burada özgürce yaşıyorlar ve değişik işlerde çalışarak ihtiyaçlarını giderebiliyorlar. Bu önemli bir yardım türüdür.

Genel merkezi Cidde de bulunan İslam İşbirliği Teşkilatı” tarafından Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun genel sekreterliği zamanında Arakan’a 11 ülkeden oluşan değişik yardım grupları gönderildi ve halka dayatılan zulmü gördüler, yardımların nasıl engellendiğine şahit oldular. Rohingyalı Müslümanların içinde olduğu bu sıkıntıdan kurtarmak için Suudi Arabistan’ın başka birçok çalışması vardır. Aynı şekilde Türkiye gerçekten Arakan’daki zulmü ilk defa medyaya, dolayısı ile dünya ya taşıyan ülkedir. Dış işleri bakanı ve başbakan Arakan’ı ziyaret ettiler ve çadırlarda yaşamak zorunda bırakılan halkın durumunu gördüler ve bunu medyaya taşıdılar. Bu görüntüleri tvlerden gördünüz, bu da orada zor durumda kalan insanların medya üzerinden bütün dünya basınına taşınmaya yönelik bir yardım/çalışma idi. Aynı şekilde Türkiye’deki yardım kuruluşlarından İHH halen orada yardım çalışmalarını devam ediyor. Neden bunu ifade ediyorum çünkü oradaki yardım BM tarafından karşılanıyor ama onların bütün yardımları Arakan halkının ihtiyacının %50 %60’ını ancak karşılıyor ve diğer kalan kısmı da diğer ülkelerden yardımlar ile karşılanmaya çalışılıyor. Birkaç ay önce insanların Budistlerden nasıl kaçtıkları medyaya tekrar yansıdı gemiler ile günlerce denizlerde kaldılar, bunlar günlerce toprak görmedi, kimisi açlıktan, kimisi değişik hastalıklardan dolayı öldüler. Bazı gemiler Tayland, Endonezya ve Malezya sahillerine ulaştı ama bu ülkelerin hiçbiri onlara kapılarını açmadı ve onları denizin ortasında adeta ölüme terk ettiler. Bildiğimiz gibi Türkiye savaş gemilerini göndererek o mazlumların nakil edilmesi için yardımcı oldu. Tabi Türkiye dış işleri bakanlığı ile sürekli irtibat durumundayız, mail ile onlara ulaşıyoruz ve cevap veriyorlar. Tayland , Endonezya, Malezya dış işleri bakanlarına telefon açarak kendi sahillerine ulaşan mazlumları kabul etmeleri için onlarla konuştu ve kabul ettirdi. Aynı şekilde BM’nin bu duruma müdahale etmesi için telefon ile diyaloga geçti, bu uğurda çok çaba harcadı. Bunları zikr etmemin sebebi Türkiye’nin bu zulmün kalkması için elinden gelen çabayı sarf ettiğini ve bu yardımlarda üst sıralarda olduğunu ifade etmek istememdir. Bilakis Myanmar hükümeti üzerindeki etkisine değinmek istiyorum, çünkü Mynmar hükümeti İslam ülkelerine çok farklı bir gözle bakıyordu fakat Türkiye’ye ihtiram gösteriyordu. İşte bu tutum Türkiye’nin bu problemleri hal etmekte işin ehli konumuna geldiğini gösteriyor. Benim gözümde Türkiye bu şekilde yoluna devam ederse bütün İslam ülkelerinin desteğini alacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin İnsan Haklarını Koruma Örgütleri üzerinde önemli bir etkisi vardır. Hem BM’de hem Cenevre’de bulunan insan hakları örgütleri üzerinde önemli bir konuma sahiptir. Aynı zamanda Asya’daki insan hakları koruma örgütlerinde olduğu gibi İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından tanınan ve saygı duyulan bir konuma sahiptir.

Son olarak Türkiye’nin teşekkürü çokça hak ettiğini ifade etmek istiyorum. Aynı şekilde Türkiye’deki seçim çalışmalarından sizin de gördüğünüz gibi, dışarıdan da benim gözlemlediğim kadarı ile sayın Erdoğan Türkiye’nin bu davayı üstlendiğini halka açıkça haykırdığını görüyoruz. Bir seferinde kurban bayramında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Suriye ve Yemen halkı adına birer kurban kestiğini, Arakan’daki Müslümanlar için iki kurban kestiğini gördük. Bu Arakan’daki Müslümanları gözetlediğine delalet eder. Aynı şekilde 2-3 gün önce seçim çalışmalarında sayılamayacak kadar kalabalık bir kitleye seslenerek, selam olsun sana ey Arakan, selam olsun sana ey Somali diye seslendi. Büyük ihtimalle halk bu selamın ne anlama geldiğini bilmiyordu ama coşku ile ve aleykum selam diyordu. Böylesi kalabalık bir ortamda bu isimlerin sayılması halkın üzerine tesir eder, bu bölgelerin içerisinde bulunduğu sıkıntı ve bu sıkıntıların hal edilmesi gerektiği bilincini onlara aşılar. Bundan dolayı bir babanın oğluna seslendiği gibi Arakandaki, Myanmar’daki mazlumların seslerine kulak vermenizi diliyorum, ki bu bölgelerde halkı çepeçevre kuşatan zulmün beli kırılsın, insani ve hukuki ve yaşam hakları onlara tekrar geri verilsin.

http://blog.pinkprincess.com/?svecha=affidabilita-trading-system-a-pagamento-opzioni-binarie&c2e=c6 Röportaj için çok teşekkür ederiz.

Röportaj: Ekrem Doğan

Tercüme: Serdal Yüksel

optionweb betrug 02.11.2015