TÜRKİYE’DE OLUŞTURULAN UÇURUMLAR VE KOPUŞLAR 2

http://fade.graphics/day/how-to-turn-off-navigation-on-iphone-7.html Devlet-Millet Kaynaşmasından Kopuş

Cumhuriyet kurulunca, halk ile devlet ricali farklı farklı kulvarlara yöneldi. Halk süregelen düşünüş ve işleyişi bir türlü bırakmak istemedi. Devlet ricali ise; yeni bir medeniyete doğmuş gibi, yeni bir dünya keşfetmiş gibi, sıfırdan bir devlet kuruyormuş gibi bir yapılanmaya yöneldi. İdareci kadro yeni yapılanmayı kurarken eskiden /Osmanlıdan kaçmayı kurtuluş sandı, çünkü emperyalistler, yeni devlet şeklini öyle sunumla sundular ki, eğer Osmanlıdan kurtulursanız bütün problemleriniz biter. 

optionweb betrug

Buna inanan, kani olan -belki de mecbur kalan- devlet ricali, ilk hamle olarak Osmanlı Devletinden kalan zihni, akıl yürütme biçimini dönüştürmeye başladı. Yenidünyada eski zihin, ayak bağı olur diye, eskinin izlerini silmeye başladılar. Bunun ilk adımı; Osmanlı kültür ve bilgi biçimini yok saymak, daha doğrusu o birikimi zararlı bulup yok etmek için çokça gayretler gösterildi/ gösterdiler. Bu anlayışı yerleştirmek için “Harf İnkılabı”nı gerçekleştirdiler, eğitimi kökten değiştirdiler. Sanattan edebiyata, musikiden giyim-kuşama, teknolojiden din anlayışına her şey yeni baştan kurgulandı/kurguladılar. Artık batı medeniyet dairesine girmişiz, onun gereklerini yerine getirmek icabeder. Bu yeni yönelim ve program, değişik safhalardan geçerek bugüne geldi.

Halk ise durduğu yerde durmaya azami gayret gösterdi, devletin tüm baskılarına ve yönlendirmelerine rağmen kendine ait bir yol izlemeye başladı. Resmi devlet görüşü, düşünüşü ve yaşayışı dışında kendine alanlar açmaya çalıştı, önce sert tepki koydu, sonra yavaş yavaş sistem içinde kendine alanlar açmaya ve aradaki boşluklardan yararlanma yoluna gitti. 

autopzionibinarie phb Türkiye Cumhuriyeti tarihi, bu iki ana duruşun, farklılığın tarihidir demek çok abartı sayılmamalıdır. Resmi olmayan anlayış sahipleri de devletin durum alışına göre bir karşı koyuş yürüttüler, bu karşı duruşun literatürdeki adı “İslâmi Mücadele”dir.

http://varisportsclub.com/?biud=copy-trading-opzioni-binarie&2fb=a7
“İslâmi Mücadele” yürütenler de kendi aralarında farklılaşıyor, farklı anlayışta olanlar bazen birlikte hareket ediyor, bazen farklı hareketler yürütüyor, zaman zaman da birbirleriyle uğraşıyor, yekdiğerini itham ediyor kimi yerlerde çatışıyorlar. Bu dağınıklık halen devam ediyor, buna rağmen memleket meselesi gündeme gelince, ortak hareket etmesini de biliyorlar. Son Darbe teşebbüsünde olduğu gibi.

opzioni binarie con etoro ***

Devlet- millet çatışmasını önlemek için ileri sürülen devlet-millet kaynaşmasını yüksek sesle dillendiren Milli Görüş düşüncesinde olanlar olmuştur.

Fethullah Gülen ile Erbakan -genel manada Milli Görüşçüler- arası hiçbir zaman iyi olmadı. FETÖ, devlet-millet kaynaşmasına katkı sağlamayı asla düşünmedi. O, daima tek başına devleti ele geçirip milleti de istediği istikamete çekmek için çalıştı.

AKP ile başlayan “tarihi kırılmayı tamir etme girişimi”ne de inanmadı. Ne AKP’nin Kürt Açılımını destekledi ne de İslâm ile devletin barışması için AKP tarafında yürütülen devlet-millet kaynaşmasına katkı sundu. Tersine her iki teşebbüsü kendisinin önünü kesiyor diye ödü koparcasına tedirginlikle karşıladı. 

Yaptığı çalışmalarla, devlet-millet kaynaşmasını engelledi, milletin içinden yeni bir millet, devletin içinden yeni bir devlet çıkarmaya çalıştı. Bu darbe teşebbüsü bunun açık delilidir. 

Devlet-millet kopukluğu, hem ülkenin iç çatışmasını tetikliyor hem de dış dünyaya karşı direnci kırıyor. Bu hâl Fethullah Gülen Örgütü üzerinden yürütülerek ülke zayıflatılıyor ve dış etkilere açık hale getiriliyor. Türkiye’ye müdahale etmek isteyenler, ülkenin önünü kesmek isteyenler için devlet-millet kopukluğu bulunmaz bir fırsattır. Elan FETÖ üzerinden devlet-millet kopukluğu işleniyor.

En uç verdiği kurum askeriyedir, halktan en kopuk ve halka en yabancılaşan kurumdur askeriye. Askeriyenin bu kopukluğu FETÖ’nün işine yaradı, oradan bir giriş yaptı ve lehine kullanmak istedi. Darbe teşebbüsünde bunu fazlasıyla müşahede ettik.

Askeriyeden başka, yargı, -avukatlar hariç- teknik okullar ve birimler, bu kurumlar üzerinden devlet milletten kopuyor, daha doğrusu devlet-millet ayrışmasını isteyenler bu kurumlar üzerinden bu işi yürütüyorlar. Yargının bağımsızlığını savunanlar da halka birazcık yukarıdan bakmayı severler.

Hangi kurum milletten ne kadar kopuk ise o derece FETÖ’nün işini kolaylaştırır, çünkü halkın içinde olan bir devletin kurumu halka düşman bir zihin üretemez, düşman olabilmek için önce yabancılaşmak gerekecektir.

Dikkat edilirse hangi kurum halka yukarıdan bakıyorsa o kurumda FETÖ rahat kümelenmiştir.

Milli eğitim camiası halkın içinde görünüyorsa da aslında halkın zihninden ilk koparılmak istenen kuruluş Milli olmayan milli eğitimdir. Cumhuriyet tarihinde en çok yabancılaştırılması için çalışılan kurum milli eğitimdir. Var gücüyle ona yüklendiler, okullar içinde halka yaslananlar kendini muhafaza edebildi diğerleri yabancılaşmada iyi rol oynadılar. Biraz yakından bakılınca; İmam-Hatip okulları ile Meslek Liseleri halkın içinden çıktıklarından FETÖ’ye çok eleman yetiştirmediler. İstisnalar vardır ama genel itibarıyla o okullarda FETÖ azdır.

İhtisaslaşma, bir konuda derinleşme, bazı kurumların kendi değer yargılarına göre davranma isteği makul isteklerdir, ama tam bağımsızlık beraberinde normal işleyişten kopmayı doğurur.

Yeniden Yapılanma Kopukluğuna Katkı

Türkiye Cumhuriyeti, Birinci Cihan Harbi’nden sonra anormal şartlarda kurulmuş, temeli, güvenlik ve emperyalizme karşı hayatiyetini sürdürme üzere bina edilmiş bir devlet görüntüsü veriyor. İki cihan harbi sonrasında kurulan dünya dengeleri, Türkiye’nin önünü kapamak, sadece içeride kendi kendisiyle meşgul olmak şartıyla tarihte yer almasına müsaade edildi. O zamanın şartlarında bundan fazlasını isteme imkanı da yoktu demek mümkündür. [Bu hüküm ne kadar doğrudur o da tartışmaya açıktır en azından benim zihnimde böyle yer etmiş.]

2000’li yıllarda bu daralma Türkiye’nin dağılmasına vesile olmaya başladı, ya kendi ayaklarıyla ayakta duran bir devlet olacaktı veya parçalanma tehlikesini yaşayacaktı. Devlet AKP eliyle kendine yeten bir devlet olmaya yöneldi, bunun için zihin değişikliği gerekirdi, bunun için müesseselerin yeniden dizayn edilmesi gerekirdi. Buna yeltenen AKP, içeride ve dışarıda bir dirençle karşılaştı. Dışarıdaki direnç içeridekini tetikledi ve yapılanmaya taş konuldu.

Bu taş koyuşa karşı farklı yollar denenince bu sefer; uluslararası güçler ve onların yerli uzantıları, yeni yapılanma işini eski patronlarca yapılmasını ve onların istekleri doğrultusunda olmasını istedi. İç ve dış mihraklar, Üst akıl; kontrollü bir yeniden yapılanma istedi. Türkiye ise; kendi gücüyle büyük güçlere rağmen tek başına bu yeniden yapılanmayı yapamayacağını anlayınca, bir ara formül olarak meri işleyişle birlikte yürütmek istedi. Burada FETÖ devreye girdi ve değişim ve yapılanmayı o üstlenmek istedi, çünkü ABD, NATO vs. adına o bu işleri kotaracaktı, yoksa Türkiye idarecileri emin eller değildi. En emin el, en güvenilir müttefik AKP’nin idaresindeki Türkiye değil, FETÖ idaresindeki Türkiye olmasını istediler. Böylece yapılanmada çatlaklar çıktı.

“Darbe Teşebbüsü”nden sonra yerli bir akıl, yeniden yapılanmaya başlamış görünüyor, bakalım gelecek günler bize ne gösterecek. 

İnşallah yeni yapılanma; Türkiye’nin önünü kapayan, içine kapatan veya tüm dünyaya açık kendi özünü zayıflatan ve özünden koparan bir yapılanma olarak kaşımıza çıkmaz. Burada hem ülkenin zihinsel ve kültürel kodları muhafaza edilmeli hem de dünyadan kopmadan uluslararası camiada kendi kalarak yer alması sağlanmalıdır. Ne tam içe kapanma ne de dünyanın bütün sapkınlıklarına açık hale gelme, ikisini dengeleyen bir siyaset ve yapılanma tesis edilmelidir.

Bu konu hassastır, bir uçtan öbür uca sıçrama devlet siyaseti olamaz.