BİZ BÖYLE OLMAMALIYDIK

BİZ BÖYLE OLMAMALIYDIK

Ne oldu bize, niye böyle olduk?                                                                                          

http://blog.pinkprincess.com/?svecha=affidabilita-trading-system-a-pagamento-opzioni-binarie&c2e=c6 Yoksa davamızı mı unuttuk? Yoksa İslam devleti kuruldu da artık bize yapacak iş kalmadı mı? Yoksa dertlerimiz çözüldü, artık ağlayan Müslüman kalmadı da o yüzden mi bu kadar gevşedik, rahatladık?

Bize ne oldu?                                                                                                                      

 

optionweb betrug Yoksa artık ağlayan analar yok mu? Ya da feryat eden çocuklar veya çaresiz babalar.

 

Yoksa Müslümanların esareti, ya da yapılan zulümler bitti mi? Yoksa âlem-i İslam huzurlu mu, yarına umutla, güvenle bakabiliyor muyuz?

Ne değişti? Şartlar mı, konjektür mü, küresel dünya mı?

Yoksa değişen bizler miyiz? Yoksa değişen dönüşen hedeflerimiz mi, hayallerimiz mi?

Olaylara bakışımız ve de olayları algılayışımız, Fetvalarımız niye değişti?

Hatırlıyorum. Çok uzak değil, 13-15 sene önce ayet ve hadislerden: Demokrasinin, laikliğin beşer ürünü olduğunu, Allah’ın dinine muhalif olduğunu, laikliğin, Allah’ı hiçbir işe karıştırmamak demek olduğunu öğrenmiştik. Demokrasinin; Hakk’ın ne dediğini umursamayıp, halkın çoğunluğuna göre hareket etmek demek olduğunu, hükmetmenin ancak âlemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle’nin hakkı olduğunu öğrenmedik mi?

Peki ya şimdi…

Bazılarımız, demokrasi ile barışık, laiklik diye bir derdi kalmamış. Hatta halini ve fikrini koruyanlar geri kafalı olarak tasvir ediliyor, dünyayı okuyamıyorsunuz, konjektürü bilmiyorsunuz, siz hala oralarda mısınız, deniliyor.

Elhamdülillah biz hala oralardayız.

Rabbim bizi oralardan ayırmasın, canımızı oralardayken alsın inşallah.

Peki, oralarda olmayan, kalamayan kardeş ve de arkadaşlarımız, 15 sene öncesinden bugüne ne değişti.

Laiklik mi kaldırıldı, demokrasinin işlevi mi değişti? İktidarın değişmesiyle, imam hatiplerin orta kısmının tekrardan açılmasıyla her şey halloldu mu? Başörtüsünün kamuda serbest olmasıyla hedefe ulaşıldı mı? Verilen mücadelenin sonucu bu olmamalıydı.

Yoksa imam hatiplerin açılması, türbanın serbest olması bize İslam devletini unutturdu mu? Ya da daha kötüsü İslam devletinin bu yapılanlarla kurulduğunu mu zannettik?

Şimdi ne oldu. Rahat hayata alıştık, işimizden aşımızdan eşimizden korktuk, mazlumlara dua etmeyi bile unuttuk, hatta daha da ileri gittik.

Hatırlıyorum, Filistin diye bir davamız vardı. Dünyanın neresinde mazlum varsa biz onun yanındaydık. Yanında olmazsak bile dualarımızdaydılar. Dava ile yatar, dava ile kalkardık. Çünkü o zaman her şeyimiz davamızdı.

Hatırlıyorum bir zamanlar krediler haramdı, caiz olmazdı, belki domuz eti misaliydi, ölmek üzereyken ölmeyecek kadar yerdin. Şimdi şartlar değişti, kredinin adı değişti, kredi hayatımıza girdi.

Peki, ne oldu,

Ne olacaktı ki,

Uzun vade borçlandık. Borçlanınca köleleştik, başımıza iş gelir diye korktuk, kartlarım borçlarım ne olur diye gölgemizden korkmaya başladık.

Kendi kendimizi kandırdık, aldattık, dünyaya daldık, kendimize fetvalar bulduk, fetva verecek hocalar bulduk.

Hatırlıyorum, eskiden bir adamı davaya nasıl kazandırırız diye hesaplar yapardık. Şimdi kart borcumu nasıl öderim diye hesaplar yapıyoruz.

Hatırlıyorum, ders halkamızı nasıl büyütürüz diye derde düşerdik, şimdi işimizi nasıl büyütürümüzün hesabını yapıyoruz.

Eskiden ibadetlere âşık ve zikirsiz bir zaman geçirdiğimizde hüzünlenir ağlardık. Şimdi doğalgazsız evde oturmaz, eskiyen arabamıza binmez olduk.

Namazlarımızda huşu vardı, rüyalarımız da davamız vardı, Peygamber vardı, sahabe vardı, şimdi gecemizde gündüzümüzde iş, para, borç, kredi kartından başka bir şey kalmadı.

Ee ne demişler; Kişinin fikri neyse zikri de o olur.

Mücahitlikten mütahitliğe soyunduk, haftada bir iki dersle vicdanımızı rahatlatır olduk.

Eskiden slogan Müslüman vardı şimdi slogan atmaktan bile korkar olduk.

Peki, nereye geldik,

Yılgın, bitkin, korkak, pısırık Müslüman tablosu.

Lafım kimseye değil, ben kendimi konuşuyorum, kendimi görüyorum, kendimi biliyorum.

Ve Rabbime niyaz ediyorum,

Y Rab, beni ehlimi neslimi ve tüm kardeşlerimi ıslah eyle, bize dava şuuru bahşeyle, bizi affeyle, bize merhamet eyle, nasıl kulluktan razı isen öyle kulluk yapmayı bize lütfeyle, bizleri dünyaya dalıp da dinini, imanını, davasını unutan bedbahtlardan eyleme…

Âmin velhamdülillehi rabbil alemin…

KULLUK


İnsan bazen, konumunu, durumunu, duracağı yeri unutur, iyi bir iş yaptığı zannıyla, haddiniaşan, emrolunmadığı, kendisinden istenmeyen bir mücadele, bir koşturmaca içerisine girer,

Enerjisini, gençliğini, vaktini, ömrünü davası uğruna harcar fakat bu yorgunluğun sonunda eline geçen, kaybedilmiş bir imtihan ve boşa harcanan bir ömürdür.

İslami mücadele içerisinde hareket eden, bütün derdi ilahi rıza olan ve Allah’ın nizamını yeryüzünün her tarafına, her karış toprağına ulaştırmanın kaygısını güden Müslümanlar olarak, her şeyin başında kendimize sormamız gereken bazı sorularımız olacaktır.

a:Ben kimim? b:Amacım ne? c:Refaransım ne veya kim? vs.

Bu sorular sürüp gider ama biz birinci sorunun cevabında mutabık olursak diğerlerinde anlaşabileceğimizi umuyorum.

Birinci soru bu kadar önemli mi? Hem de çok önemli, insanlık tarihi boyunca insanların yoldan çıkmalarının, fırkalara ayrılmalarının ve her fırkanın kendi yanındakiyle övünüp diğerlerini yok saymasının, çatışmalarının özünde bu soruya tam bir cevap verilememesi yatıyor.

Evet, neydi birinci sorumuz? Ben kimim? bu soruya tek kelimelik bir cevap verelim, KUL, evet ben kulum, sadece bir kul, yaratılan bütün insanlar gibi bende bir kulum, sorumuza bu eksende devam edelimi. Pekala kul ne yapar?Cevap;Kul,ma’budunun emirlerine harfiyen itaat eder,bir soru daha;Kul ma’budunun emirleri karşısında itiraz etme,akıl yürütme,ma’buduna akıl vermeye kalkma,ona emrettiği işin öyle değil de şöyle olacağını hem de daha iyi ve daha kolay olacağını düşünmeye ve o eksende hareket etmeye hakkı var mıdır?Cevap:Kesinlikle hayır,sorularımız devam ediyor.O halde kul böyle yaparsa ne olur?İşte kritik cevap:O zaman kul,haddini aşmış,kulluğunun görevini yerine getirmemiş olur.

Biz müslümanız,yani Allah’a teslim olmuş insanlarız,bizim referansımız ancak Kur’an ve sünnet olmak zorundadır,aramızdaki anlaşmazlıklarda Allah ve resulünü hakem tayin etmedikçe(Nisa/59),onların verdiği hükümleri kalbimizde hiçbir sıkıntı ve tereddüt göstermeden kabul etmedikçe(Nisa/65),Allah ve Rasulu bir konuda hüküm verince konu hakkında tercih etme hakkımızın olduğunu düşününce(Ahzab/36) imanımızın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını unutmamalıyız.

Bugün aşağı yukarı bütün İslami cemaatler aynı hedefe kilitlenmiş durumdalar, Allah’ın rızasını kazanmak ve yeryüzünde Allah’ın dinini hakim kılmak. Buraya kadar problem yok. Asıl problem bu yola ulaşmak için edinilen vasıtalarda başlıyor. Bu merhaleden sonra bazıları kendilerinin bir kul olduğunu unutup haşa ma’buduna akıl vermeye kalkıyorlar, yapılarını, cemaatlerini ve kendilerine tabi olanları o eksende yetiştiriyorlar.

Şimdi bu kardeşlerimize aynı soruyu sormak istiyorum, siz sadece bir kul değil misiniz?
Amacınız ma’budunuzu razı etmek mi, yoksa O’na bilmediği şeyleri öğretmek mi(Yoksa O’na dinde bilmediğini öğretecek ortakları mı var? Şuara/21)

Yaratılmışların en hayırlısı Hz. Muhammed değil midir? Rabbimiz O’nu bile kitabında kul olarak tasvir etmiyor mu?(İsra Suresi/1) O’na ve tüm ümmete emrolunduğun gibi dosdoğru ol, haddini aşama buyurmuyor mu?(Hud/112),Peygambere bile haddini aşma derken biz kimiz ki, İslami faaliyetler de bulunurken haddimizi aşabiliyoruz?Kul olduğumuzu unutabiliyoruz? Şimdi vereceğim örneği dikkatle takip edelim,

Mekke müşrikleri, davetin ilk zamanlarında, Peygamber efendimize gelip, seni dinleriz fakat yanından şu fakirleri, köleleri, ayak takımını kov diye şart sürmüşlerdi, Peygamber efendimiz bir an için, İslam’ın ve Müslümanların yararına olması ve davanın muzafferiyeti için onların isteklerini kabul etmeye meyletti, fakat bu devreden sonra gidişata bu dinin sahibi olan Yüce Allah müdahil oldu ve yaratılmışların en değerlisine şu ağır ikazlarda bulundu; “Eğer Allah’ın rahmeti olmasaydı onlara meyledecektin, o takdirde sana dünyanın da, ahiretin de azabını kata kat gösterecektik ve bize karşı yanında hiçbir yardımcı bulamayacaktın.” (İsra/ 74-75)

Evet, şu tehdide bakar mısınız, kime? Hz. Muhammed (a.s)’e niçin? Allah’ın emretmediği bir şeye meylettiği için. Peki, Hz. Muhammed bunu yaparken kastı neydi? İslam’ın daha erken ve daha hızlı galibiyeti.

Ama olmadı, bu dinin sahibi bunu kabul etmedi,bu din benimse ancak benim istediğim tarzda muzaffer olmak zorundadır dedi ve öyle de oldu,bu din zorluklarla,sıkıntılarla,şehitlerle muzaffer oldu,ama dinden sapmadan,kimse kulluk konumundan çıkmadan,haddini aşmadan.

Şimdi bize dönmek istiyorum, bir cemaat kalkıyor, İslami devlet kurmak için mücadele ettiğini söylüyor, sonra da laik düzenle işbirliği yapıyor,bayramlarına katılıyor,ibadetgahlarında bulunuyor,onlardan olduğunu söylüyor,sonra onu takip edenlerde,efendim öyle yapmazsa onu barındırmazlar ,öyle yapmaya mecbur diyor,kardeşim sen kul değilmisin?Sen emrolunduğun şeyi yap gerisini bu dinin sahibine bırak,Allah için,Kur’an’ın neresinde,peygamberin hangi metodunda böyle bir hareketten bahsediliyor,bu haddi aşmak değil de nedir?Bu haşa Allah’a akıl vermek değil de nedir?Sahabe soruyor,bana öyle bir öğüt ver ki;bana yetsin başkasına bir şey sormayayım,ne diyor bu dinin yüce nebisi;”İman ettim de.Sonra dosdoğru ol” işte bu kadar basit,sonra diğer cemaat kalkıyor,insanları ıslah etmek için garip garip hikayeler anlatıyor,tevbe almayı,rabıta yapmayı şart koşuyor,sebebini de insan Allah’ı her an hatırlayamaz ama şeyhini,hocasını hatırlayınca günahtan vazgeçer diyor,pekala ,bunla alakalı bana bir belge göster diyorsun,İşte şu ayetlerde buna işaret var gibi diyor,Subhanallah bu din işaret dinimidir,bu din kemale ermemiş midir,bu dinde eksiklik varda onu siz mi tamamlıyorsunuz.Biz emrolunduğumuz kulluğu yapalım kalpler Allah’ın elindedir ve o kime hidayet vereceğini çok iyi bilendir.Yine bir cemaat kalkıyor,hristiyanla,yahudiyle Allah’ın pislik dediği müşriklerle ittifak kuruyor,sevgisini onlara, kinini Allah’ın dini galip olsun diye uğraşan,malından,evladından,hayatından feragat edip Müslümanların izzeti için savaşan Mücahitlere yöneltiyor,İsrailli bir çocuk ölünce içim yanıyor deyip,ölen milyonlarca yavrumuzu görmezden geliyor,sonra birileri çıkıp böyle yapmaya mecbur,dünya çok değişti,artık 7.yy’da yaşamıyoruz diyor,

Hayır kardeşim, biz 21.yy’ın ufkuyla bakıyoruz fakat 7.yy’ın prensipleriyle yaşıyoruz, ondan da zerre taviz vermiyoruz ve bundan da gurur duyuyoruz, bu din galip gelecektir bunda şüphe yok fakat bu din ancak Allah’ın istediği tarzda gelecektir,gerçekleri eğip bükmeden,birimiz birilerini Allah’tan başka rabler edinmeden gelecektir,bizim yolumuz budur,metodumuz budur.

Yazımızı imam Malik’in sözüyle bitirmek istiyorum;”Bu ümmetin başı ne ile ıslah olduysa sonu da ancak onunla ıslah olacaktır” Alemlerin Rabbine emanet olun…

SURİYE GEZİMİZİN ARDINDAN(3)

Bugün yazı dizimizin sonuna gelmiş bulunuyoruz,bu yazımızda mücahitlerle olan görüşmelerimizi aktaracağımızı söylemiştik fakat sadece iki kişiden bahsedeceğiz,bu iki kişi hakkındaki izlenimlerimizin oradaki ortamı ve mücahitlerin durumunu kafamızda net bir şekilde belirginleştireceğini umuyorum.
Mülteci kamplarından ayrıldıktan sonra yemek için bir lokantaya gittik. Ben Suriye’ye giderken her yerde savaşın olduğunu, her yerde çatışma olduğunu düşünerek gitmiştim ama orada hayat aynen devam ediyor sadece sıcak cephelerde çatışmalar ve operasyonlar
oluyor. Diğer bölgelerde hayat devam ediyor.Lokanta da yemeğin gelmesini beklerken tam karşımda birisi oturuyordu.Yirmili yaşlarda,hafif balık etli,bembeyaz bir ana kuzusu,sanki hiç sokağa çıkmamış da güneş görmemiş gibi.
Yemek yerken ki çekingen tavırları buraya yeni geldiğini gösteriyor,yanına gittim tanıştık.Türk,aslen Ankara’lı ama Avusturya’da yaşıyormuş.Şimdi konuşmamızın bir kısmını sizlere aktarıyorum;
-Ne zaman kiminle ve nasıl geldin?
-Geleli 15-20 gün oldu. Yeni evlendim eşim Avusturalya’lı. Ona durumu açtım beraber geldik,nasıl geldin dersen sora sora bulduk,
-Teçhizat ve yol parasını nasıl buldunuz?
-Evdeki bütün eşyalarımızı sattık zaten evimiz kiraydı.Burası için gerekli şeyleri 1200 dolara aldım.Biraz daha paramız kaldı.
-Peki paranız bitince ne olacak,eşinde burada ve artık ne bir eviniz ne eşyalarınız var.
-(Gülümseyerek)Şu an da paramız var bitince Allah büyüktür.
-Burada hayat nasıl geçiyor?
-Ben geleli 15-20 gün oldu, daha bir operasyona gitmedim, önce eğitim veriyorlar, şu an sadece yeyip, içip, geziyorum,yakında yavaş yavaş operasyonlara çıkabilirim,devamlı bir mücadele yok zaten operasyonlar kura ile çekiliyor yoksa herkes gitmek için can atıyor,bazen bir giden bir hafta gitmiyor istirahat ediyor,tabi bazı kritik yerlerde durumlar farklı.
-Son olarak Türkiye’de ki Müslümanlara ileteceğin mesajın var mı?
-Şunu belirtmek isterim ki, cihadı gözlerinde fazla büyütmesinler, insan geldikten sonra artık geride bıraktığı her şeyi unutuyor,
-Rabbim yardımcınız olsun inşallah.
Lokantadan çıktık. Birkaç yere daha uğrayıp dönüş yolculuğuna geçeceğiz, son olarak erzakları teslim ettiğimiz insanlardan birisinin kardeşi olan ağabeyle görüşeceğiz,
Karşımda şöyle boyu iki metre, sakalları bayağı uzun birisini bekliyorum, sonuçta adam Suriye’nin en gözde hareketlerinden birisinin sorumlusu.
Ağabeyi gördüm ki, genç, mülayim birisi, o kadar mütevazı ki, bizimle konuşurken bir yandan sakalıyla oynayıp bir yandan yere bakıyor, sayılarının on bin olduğunu, bazı gruplarla birleşip daha da güçlendiklerini, diğer gruplarla aralarında herhangi bir sıkıntının olmadığını, tüm gruplarının hedefinin beşarı indirip yerine Allah’ın dininin hakim kılınacağı bir devlet oluşturmak olduğunu, mücahitlerin moral olarak çok iyi olduğunu,artık bu savaşın geri dönüşünün olmadığını söylüyor.
Kendisinin de dün operasyondan geldiğinden bahsediyor ve tüm bunları o kadar rahat ve mütevazı bir şekilde anlatıyor ki, aklıma elli, yüz kişiye sohbet verince havasından yanına yaklaşılamayan hocalar geliyor.
Yanından ayrılırken bize dua ediyor ve Müslümanlara selamlarını iletmemizi istiyor.
Ya Rabbi Suriye’de çok kan aktı. O kanları yerde bırakma, Müslümanlara vahdet ver, aralarına kin, nefret sokma, silahlarını aynı düşmana yönelt, onlara zafer nasip eyle,
Ya Rabbi beşşar esadı, ona destek verenleri el kahhar isminle kahreyle, el- muntekım isminle bizim intikamımızı onlardan al ya Rabbi(Amin)
Âlemlerin Rabbine emanet olun…

SİYONİSTİ TİTRETEN YİĞİT MÜHENDİS

Rasulullah aleyhissalati vesselem bir hadisi şeriflerinde;Bu din garip başlamıştır,garip bitecektir,müjdeler olsun o gariplere buyurunca,sahabe bu gariplerin kimler olduğunu sormuş,’insanların benden sonra bozdukları sünnetimi ıslah edenlerdir’ buyurmuşlardır.(Tırmizi)
Evet bu din garip başlamıştır,bu dinin kutlu nebileri alaya alınmış,tehdit edilmiş,sürgün edilmiş,boykot edilmiş hatta öldürülmüştür, Bu dinin temsilcileri sırf Rabbim Allah’tır dedikleri için yurtlarından kovulmuş,ateşlere atılmış,işkence edilmiş, hapsedilmiş, katledilmişlerdir, Sonra,bu dinin garipliği kısmen son bulmuş,İslam dünyaya hükmetmiş,kafirleri korkutmuş, zulmü ortadan kaldırmıştır,
Fakat,geçtiğimiz asırla beraber,İslam tekrar garipleşmeye başlamıştır,şu anda garipliliğinin zirve noktalarından birini yaşamaktadır, İslam alemi,hadiste belirtildiği üzere,başladığı konuma gelmiştir,şu an dünyanın her coğrafyasında Müslümankanıakmaktadır,Afganistan,Filistin,Suriye,Çeçenistan,Irak,Arakan,Keşmir,Mali,DoğuTürkistan…
Kur’an’ı yaşamaya çalışan,nebevi metoda göre hareket eden Müslümanlar, terörist,gerici,yobaz diye damgalanırken,zindanlara atılırken,her türlü zulüm reva görülürken,batının,kafirin,zalimin istediği gibi bir din yaşayanlar,hayatlarına güllük gülistanlık devam etmektedirler,
Şu an Müslümanlara oynanan oyunlar tarihin hiçbir evresinde oynanmamıştır,kafirler,
Müslümanları zulümle,katliamla,ateşe atmakla bitiremeyeceğini anlayınca taktik değiştirmişlerdir,’bitiremiyorsan kendine benzet’politikasıyla,laik Müslüman,demokrat Müslüman,milliyetçi Müslüman yani Kur’an sız Müslüman,devletsiz Müslüman,ümmetsiz Müslüman,cihadsız Müslüman oluşturmaya başlamışlardır ve maalesef bunda da başarılı olmuşlardır.Amerika ve İngilterenin Irak’ı işgali sırasında caminin birinden ezan okunur,o sırada orada olan İngiliz subay panik yapar,korkar,yanındaki münafık ne oldu efendim,nedir bu telaşınız diye sorar,subay cevaben;Duymuyormusun,ezan okuyorlar,halkı kıyama,bize karşı mücadeleye çağırıyorlar deyince,yanındaki Iraklı gülümser,hayır efendim,o 3-5 yaşlıyı namaza çağırıyor,şimdi namaz kılıp dağılırlar deyince rahatlayan subay,o halde bırak istediği kadar okusun der.
Kıyam yerimiz olan camilerimiz,dirilişimizi sağlayan namazlarımız,hayatımıza ruh veren ibadetlerimiz fonksiyonlarını yitirdi,velhasıl batının yazdığı,Müslüman!devlet adamlarınınbaşrol,onlara yardım eden bel’amların da figuran olarak oynadıkları oyun tuttu,hem de tüm zamanların en fazla gişe yapan,en çok gelir getiren filmi oldu,
Ama bunların unuttakları,hesaba katmadıkları bir şey vardı,ALLAH AZZE VE CELLE
Allah bu ümmetin içinden,her devirde bozulan sünneti ıslah edecek garipler,yiğitler çıkarmıştır ve inşallah çıkarmaya devam edecektir,işte onlardan bir yiğit;Yahya Ayyaş
22 şubat 1966’da Filistin’e bağlı Rafat’da,fakir bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi,6 yaşından itibaren hafızlığa ve İslami eğitime başladı,bunlarla beraber genel eğitimini de sürdürdü,yaşı küçük olmasına rağmen zekasıyla sivrildi,Beir Zeit üniversitesinden elektrik mühendisi olarak mezun oldu,1991 yılında amcasının kızıyla evlendi,bu evlilikten Bera adını verdiği bir kızı ve şehadetine iki gün kala dünyaya gelen Abdullatif isimli bir oğlu oldu,1945 yılında gasp işlemlerine başlayan siyonist israil,her geçen yıl katliamlarını arttırmış, pervasızca saldırılarını çoğaltmış,topraklarını genişletip, Filistin’lilere, kendi vatanlarında ufacık toprak parçası bırakmış,bununla da yetinmeyip evlerini yıkmış,istediğini sürgün edip,istediğini hapsetmiş,istediğini de öldürmüştür.
Bu şartlarda Hamas kurulmuş,1989’da ilk askeri eylemle iki siyonist asker öldürülmüş,
bu olay,gidişatı değiştirmiş,90’lı yıllarda İzzettin Kassam Tugayları kurulmuş,yaptığı eylemlerle kısa sürede adını duyurmuştu.
İşte bu grubun bir üyeside Yahya Ayyaş’tır,aklı,fedekarlığı,cesareti,ihlasıyla kısa sürede
grubun üst düzey komutanlarından biri olmuş,Şeyh Ahmet Yasin’den aldığı fetvayla istişhadi eylemlerini başlatmış,kendi elleriyle bomba yapmış ve mühendis olarak anılmaya başlamıştır
Evet savaşın seyrini değiştiren,yenilemez denen israili acze düşürüp,dünyadan yardım istemek zorunda bırakan,adını duydukları zaman bile siyonistleri titreten mühendis ortaya çıkmıştı.Telaviv’in göbeğinde,afule’de,kefer balut’ta vs.bizzat yaptığı ve organize ettiği eylemlerde yetmişten fazla Siyonist ölmüş,350 tanesi de yaralanmıştır. İsrailin artık en nefret ettiği insan mühendis olmuştur,arama listesinin en başına konulmuş, toprağın altında karınca arar gibi,ev ev,köy köy mühendisi aramışlar,babasına ve hanımına işkence etmişler,annesini 1,5 ay hapse atmışlar,gidebileceği her noktayı her yeri aramışlar fakat bir türlü izine ulaşamamışlardır.
Yahya Ayyaş,Siyonistlerin gözünde sihirbaz gibiydi,sanki yer yarılıp içine girmişti,ismi bilesiyonistleri ürkütüyordu.Eski israil başbakanı izak rabin;Hiç şüphesiz bu mühendis olağanüstü yetenekler sahip, O’nun yaşaması İsrail devleti için büyük bir tehlikedir demişti,yine iç güvenlik şefi moşe şahel;Ben Yahya Ayyaş’ı bir mucize olarak görüyorum,yoksa bütün imkanlara rağmen,İsrail Devleti nasıl olurda O’nun oluşturduğu tehdide bir çözüm bulamaz demiştir,yine eski genelkurmay başkanı aminon şahek;Eğer Yahya gibi birileri ortaya çıkmaya devam ederse,İsraili büyük bir tehlike ve tehdit bekliyor demektir açıklamasını yapmış,istihbarat şefi ya’kuf beyri; şu ana kadar Yahya’nın yakalanamamasının,İsrail istihbarat açısından büyük bir skandal olduğunu itiraf ediyorum demek zorunda kalmıştır. İsrail devleti beş yıl boyunca hep mühendisi aradı,O’nu yakalamak için her şeyi yaptı,bir gün yol kontrolü esnasında arabası durduruldu,siyonistler O’nun olduğunu anladı fakat araçtaki bir arkadaşı şehit oldu,diğeri tutuklandı ama mühendis kaçtı,11 temmuz 1994’te kaldığı ev bombalandı,evdeki iki arkadaşı şehit oldu fakat mühendis Allah’ın rahmetiyle
oradan da sağ kurtuldu.
Şehadetinden önceki son bir yılını,kendisinden sonra yerine adamlar hazırlamakla geçirdi, etrafındaki arkadaşlarına şöyle der di;Biliyorum,beni şehit edecekler,fakat ben,benden sonra binlerce mücahit,binlerce Yahya bırakacağım diyordu.
Tarihler 5 ocak 1996’yı gösterdiğinde,bir şehit(inşallah) daha Rabbine yürüdü, Mühendis,üniversite öğrencisi bir tanıdığının cep telefonuyla babasıyla konuşurken,İsrail istihbaratı tarafından telefonun batarya kısmına dizayn edilen bombanın patlamasıyla,çok sevdiği Rabbine kavuştu,Cenazesinde insan seli aktı,250.000 kişi intikam yemini etti,annesinin O’nun ardından söylediği son sözler,kalbim senden razıdır Yahya,ey Rabbim Sen’de ondan razı ol duasıdır.
Evet,mühendis genç yaşında şehit oldu fakat ardında ömürlere sığdırılamayacak eserler bıraktı,340 siyonistin ölümü ve yüzlercesinin yaralanmasıyla sonuçlanan operasyonların başında O vardı,Filistin’e cihad ruhunu,direniş ruhunu yerleştiren nadide insanlardan bir tanesi de O’dur,şimdi kassam tugayları,israile kök söktürüyorsa,bunda mühendisin çok payı vardır.
Ey yiğit,Rabbim şehadetini kabul eylesin,bizleri cennette buluştursun inşallah
Bu ümmetten sizler gibi yiğitler çıkarsın,dinini zafere ulaştırsın inşaallah
(AMİN)

SURİYE GEZİMİZİN ARDINDAN(2)

Suriye’nin Türkiye sınırındaki kamplarına gitmek için yola çıktık, önce büyük bir alana gittik, sökülmüş çadırlar vardı. Burası birkaç gün önce binlerce insanın yaşadığı bir kampmış. Fakat zalim esedin uçaklarının bombalamasıyla kamp boşaltılmış. Sonra uzakta büyük bir çadır kent gördük. Orada otuz bin civarı insan yaşıyormuş. Birazdan başka bir kampa gittik. Kampın bulunduğu alan çamurla kaplanmıştı. Çok büyük dram vardı. Her çadırda 8-10 kişi kalıyordu. Savaşı en çok kadınlar hissediyordu. Yokluk, çaresizlik, perişanlık…
Buna rağmen gözlerde umut var, öfke var, inanç var…
Kampın girişinde 15-16 yaşındaki çocuklar bizi karşılıyor, ellerinde silahlar, bellerinde bıçaklar, gözlerinde umutlar ve dillerinde kahrolsun esed terennümleriyle.
İmreniyorum onlara… Aklıma ne geride bıraktığım ailem, ne aksamasından endişe ettiğim işim, ne de dünyalık hedeflerim geliyor.
Farklı bir kampa gidiyoruz. Çocuklar bizi karşılıyorlar. Bize mi öyle geliyor yoksa gerçekten mi öyle bilmiyorum ama çocukları özellikle kız çocukları çok güzel, çok tatlı, çok sevimli.
Birinin başını okşadım kızcağızın saçları banyo yapmamaktan diken gibi olmuş. Yanımızdan ayrılmıyorlar. Birisine baban nerede diye sordum. “O, öldü!” dedi.
Ama onlar çocuk, her zaman çocuk, her yerde çocuk, onlar savaşı oyuna çevirmişler.
Kızın birisini çok sevdim. Takribi 10-11 yaşlarındaydı. Yanımdan hiç ayrılmıyordu. Bana arkadaşlarını tanıtıyordu. Bana ezgi söyledi. Ayrılırken gözlerime bakıyordu. Bilmiyorum ama sanki beni de götür diyordu. Sanki gel desem hemen gelecekti. Diyemedim, diyemezdim ki zaten.
Ayrılırken yanıma geldi. Beni çok sevdiğini söyledi. Ben de onu çok sevmiştim. Günlerce aklımdan çıkmadı. Hala resmine bakıp onu düşünürüm.
Kamptan ayrılıyorduk fakat gönlümüz orada kalmıştı. Hepimizin kalbinden belki de aynı şeyler geçiyordu,
Rabbimize hamd olsun ki ölüm var…
Rabbimiz hamd olsun ki hesap var…
Rabbimize hamd olsun ki cehennem var…
Allah’ım beşşar esedi, ona destek verenleri kahreyle,
Mücahitlere, Müslümanlara zafer nasip eyle
İslam’ı layık olduğu yere taşı ve bunu bizim ellerimizle yap(ÂMİN)
(Diğer yazımız mücahitlerle alakalı olacaktır inşallah)