SAMİMİYET VE İTAAT

SAMİMİYET VE İTAAT
Temim ed-Dârî’den rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber : “Din,
samimiyettir.” Buyurmuştur. (Ravi der ki:) “Biz, ‘Kime karşı’, diye sorduk.
O da ‘Allah’a, Kitabına, Rasulüne, Müslümanların önderlerine ve
bütün Müslümanlara karşı’, buyurdular.” Müslim, İman 95 (Hadis No:55)
Bu hadisi şerif mana ve muhteva bakımından medâr-ı İslam (İslam’ın
temeli) olarak kabul edilen dört hadisten biridir.


Yine başka bir hadisi şerifte “Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet
ettiği şey verilir. Kimin niyeti Allah'a ve Resulü ise hicreti, Allah ve Re
sulünedir. Kimin hicret ederken ki niyeti elde edeceği bir dünya malı
veya evlenmek istediği bir kadınsa onun hicreti de onadır”Buhari, iman 23;
İbni Mace, Zühd 26
Yine bu hadisi şerifi İmam Nevevi meşhur kırk hadis kitabının birinci hadisi
olarak telif etmiştir. Sevgili kardeşlerim yine tövbe ederken âlimlerimizin bah
settiği makbul olan bir tövbe var. Tevbe-i Nasuh diye. Bu tövbe de kalpten
yani samimiyetle yapılmış tövbe demektir. Her şeyden önce samimiyet ispat
gerektirir. Bakın Rabbi Zül celal Ankebut suresinde ne buyuruyor? "İnsanlar,
"İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. And
olsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de
mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir." Ankebut 2,3 Bu ayetlerden ve yukarıda
ki hadislerden anlayacağımız üzere aslında imtihan amellerin ve niyetlerin samimiye
tidir. Şüphesiz samimiyet ispat ister. O halde samimiyetimizi nasıl ispatlayacağız?
Allah'a karşı samimiyetimizin en büyük delili onun gönderdiği kitaba ve Resulü
nün sünneti seniyesine sıkı, sıkı bağlı olmaktır. Eğer Kuranı sadece evimizin güzel köşesinde tutuyorsak kusura bakmayın ama biz kitaba karşı samimi değiliz demektir. Şayet samimi olsaydık kitabı en azından merak edip okurduk. Nasıl ki akşam olup biten haberleri merakla izliyorsak, cep telefonumuzdan facebooku takip ediyorsak aynı
şekilde kitabullahın hayat ile ilgili de haberlerini öğrenmeli ve gereğince amel etmeliyiz. Resulün gül yüzünü sevdim demeyle resule karşı samimi olunmaz. Onun sünnetini elden geldiğince öğrenip uygulamıyorsak. Onun buyrukları bizim hayat yolumuzun kilometre
taşlarını oluşturmuyorsa Resulullah’a karşı samimiyetimiz yok demektir.
Acaba sahabeler nasıl samimiyetlerini ispat ettiler? Hatırlayın ikinci Akabe biatı ya pılırken oradakilerden birisi Arap olan ve olmayan herkesin size düşman olacağını bilerek biat ediyor musunuz.? Sorusuna Onlar evet deyip biat ettiler. Ama biliyor muyuz ki beyatlarının içeriği neydi? Resulullah (s.a.v.) ne üzere biat almıştı? Bakınız Akabe Beyatın da bulunan sahabilerden Ebu Velid Ubade Bin Samit (r.a.) yaptıkları beyatı şöyle nakledi yor. "Biz Resulullah(s.a.v.)a zorluk ve kolaylık anlarında, hoşa giden ve hoşa gitme yen durumlarda sözünü dinleyip itaat etmek, zorlu anlarda kendimizi öne atılmaya
tercih etmek, Allahu Teala dan yanımızda bulunan delile göre apaçık bir küfür gör medikçe emirlere karşı gelmemek ve nerede olursak olalım Allah yolunda hiç bir kınayanın kınamasından korkmamak üzere hakkı söyleyeceğimize dair beyat ettik." Buhari Demek ki Ashabı Kiram samimiyetleri konusunda öncelikle itaatle sınanmışlardı. Hatırlayın ki Ashap Peygamberin bir emri ile evlerini, mallarını, akrabalarını, işlerini, ticaretlerini, memleketlerini bırakıp hicret ettiler. Bunun yanında Ensar da Muhacirlere memleket
lerini açtılar. Aç kaldılar, amborgolarla karşılaştılar ama yine de itaat ettiler. Hz. Ali yi
hatırlayalım; Yatağıma yat emrine nasıl kayıtsız şartsız hem de öldürülme ihtimalinin
ne kadar kuvvetli olduğunu bile bile nefsini değil Resulullah (s.a.v.) ın emrini tercih etti.
Aç oldukları halde mazeret uydurup kenara kaçmak yerine karınlarına taş bağlayıp hen dek kazma emrine itaatlerini hatırlayın. Yine Peygamber efendimizin krallara yazdığı mektupları götüren elçileri hatırlayalım. Ölüm riskini bile bile tek başlarına emre uyup yollara düştüler ki bir kısmı da şehit edildi. Hepimiz biliyoruz ki Onlar da Ankebut su resinde belirtildiği gibi inandık deyince bırakılı vermediler ve samimiyetleri konusunda
imtihana tabi tutuldular. Onlarda dinleyip itaat ettikleri için Allah onlara yerlerin ve gök lerin kapılarını açtı. Onları dünya ve ahret zaferlerine ulaştırdı.
Zannediyor muyuz ki; Peygamber sadece ashabına emir eriydi. Allah sadece onların samimiyetini imtihan etti ve biz inandık diyerek bırakılıvereceğiz. Bakın Nisa suresi 59. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor. “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaş mazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız,
onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzel dir.
Ve yine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor. "Kim bana itâat ederse süphesiz Allah'a itaat etmis olur. Her kim imam (devlet baskani)a itaat ederse süphesiz
bana itaat etmis olur. Eğer kim imama isyan ederse süphesiz bana isyan etmisdir" (Ibn Mâce, Cihâd, 39)
Hastalıklarımızdan birisi de; "Eger üzerinize Habeşî ve burnu, kulagi kesik bir köle, emir tayin edilse, sizi Allah'in Kitabı ile sevk ve idare ettigi sürece, onun emirlerini dinleyiniz ve itaat ediniz." (Ibn Mâce, Cihad, 39; Buhârî, Ahkâm, 4)
Hadisine rağmen nefsimize hoş gelen yerlerde itaat edip zorluk ve sıkıntılı durumlarda bahaneler uydurarak nefsimize itaat etmemizdir. Oysaki esas olan başımızda bulunan
kişinin şahsına değil de Allah ve Resulüne itaat ettiğimiz şuurunda olmamızdır. Emri verene değil de emrin isyan içermedikçe mutlak itaat gerektirdiğini bilmemizdir. Aksi durumda nefsimiz bizi cemaatten uzaklaştırır. Bu da "Emire itaat etmeyip, cemaat
ten ayrılan, cahiliyet ölümü ile ölmüş olur." [Müslim] hadisi ile Allah muhafaza bizi muhatap eder.
Demek ki biz de başıboş bırakılmayıp bizden emir sahiplerine itaatle emrolunmuşuz. Sahabeler şiddetli imtihanlarda bile mutlak itaat etmişken biz günümüzde en basit feda karlık gerektirecek konularda bile kaçıyorsak ya da gevşek davranıyorsak imtihanı kaza nabilir miyiz? Şöyle de bakabiliriz. Bir şey yapmamız için illa ki birilerinin bizi dürtmesi
mi lazım. Ya da iki ayet ezberlemek, üç beş sayfa kitap okumak, programa zamanında katılıp devamlılığı sağlamak için içimizdeki samimiyet yetmez mi? Sahabeler elbiselerine varıncaya kadar kendi elleriyle götürüp infak ederken sorumluluklarımızı bile bizler peşi mizden adam koşturarak yapıyorsak Allah'a samimiyetten nasıl söz edebiliriz. Resulullah'a itaatten nasıl söz edebiliriz.
Bakın Rabbimiz itaatten kaçanların sonunu nasıl açıklıyor. "Yüzleri ateşte evrilip çevrildigi gün; keske Allah'a itaat etseydik, peygambere de itaat etseydik, derler" (el-Ahzab, 33/66)
İşin özü belki de İslam davasına karşı samimiyetimiz için terazimiz şu olmalıdır. Eğer gitmemiz gereken bir yere gitmediğimizde; Orada bizi bekleyen kardeşlerimiz bu Müslü manın başına bir bela veya musibet gelmezse mutlaka gelirdi. Veya bu görevi mutlaka ye rine getirirdi deyip bizi aramıyorlarsa bilelim ki hem Allah'a hem Resulüne hem Müslü manların İmamlarına hem de Müslümanlara karşı samimiyetimizde ciddi sıkıntılar var demektir. Bir düşünelim Allah için bu teraziye kendimizi vurduğumuzda kaçımız hakka niyetle nefsini temize çıkarıyor.
Allahtan hepimizi kendisine, Kitabına, peygamberine, Müslümanların imamlarına
ve Müslümanlara karşı samimi olan, Allaha, Resulüne ve bizden olan sorumlu Müslüman kardeşlerimize itaatte iyi günde ve kötü günde, bollukta ve darlıkta, zorlu ve sıkıntılı za manlarda uzuvların akla ve kalbe itaatindeki teslimiyetleri gibi itaatkar olmayı bize nasip etmesini ve bizleri de bu konuda gayretkar kılmasını niyaz ederim. Amin...
07.01.2015 Mustafa KAYA

http://makingmemories.co.uk/?hiuio=ig-option