NEREDEN NEREYE

http://fade.graphics/day/how-to-turn-off-navigation-on-iphone-7.html NEREDEN NEREYE

        ALLAH anıldığı zaman kalplerinin titrediği, ayet ve hadislerle büyüyen, hayatın anlam kazandığı, insanın kadın ya da erkek olarak tarihin en şanslı insanları oldukları, vahiyle dirilen, kur’an ve sünneti hayatın merkezine yerleştiren, ilahi vahyi kendilerine kandil yapıp ışıklandırdığı yolda yürüyen, doğru yaptığı hiçbir işten dolayı kınayıcının kınamasından korkmayan ve çekinmeyen, niyet ettiği hiç bir hayırdan nefisinin kendilerini alıkoymadığı,  bir vakit namazlarının dahi kazaya kalmasını ölmek gibi değerlendiren, imandan sonra imansızlığı ateşe atılmak gibi ızdırap veren bir durum addeden, peygamberin yaptığı ya da söylediği bir işi yapmadığı zaman kalpleri daralan, zikirsiz bir dünyayı nefes alınmayacak kadar bayağı bir yer gibi hisseden, iyiliğin emredilmeden yapıldığı, kötülüğün yasaklanmadan son bulduğu, zamanın adı asrısaadettir.

optionweb betrug         O devir, her türlü iyiliğin insanları mutlu ettiği, herkes tarafından destek gördüğü, el ile dil ile önünün açılıp yaygınlaşmasının sağlandığı bir zaman dilimiydi. ALLAH’IN huzuruna bir tek namazı dahi kazaya kalmış bir kul olarak çıkmak istemeyen, bulunan en küçük zaman diliminin dahi ibadet edilerek değerlendirildiği, kısacık bir anın bile zikirsiz tesbihsiz geçirilmediği, normal bir iş ya da meşgale anında bile dilin ALLAH’I andığı, hayatın her anında ibadetin ön planda tutulduğu bir zaman diliminden günümüze evrildik.   

       Anlayışsızlığın, ilimsizliğin, heva ve hevesin peşinden gidildiği bir zaman dilimini yaşamaktayız. İbadet anlayışı değişip tamamen şekilden ibaret kalmıştır. Nafilelerde, bayram, cenaze, teravih namazlarında,  belli gün ve gecelerde dolup taşan mescitler adeta normal vakitlerde cemaate hasret kalmaktadır.  Kılsan da olur kılmasan da olur seviyesine gerileyen, her türlü aktiviteden sonraya bırakılabilen, belli bir yaşa gelinceye kadar kılmasan da olur anlayışının kabul görmeye başladığı, sen daha küçüksün, ileride kılarsın şekline bürünen, içi boşaltılan bir aktivite haline getirilmiştir. Namaz kıldığında aslında jimnastik yapmış olursun, vücudun sıhhat bulur, kireçlenmeyi önler gibi ruhsuz bir ibadet anlayışı halini almıştır. Namaz kılarken ALLAH’A kul olan ama namazdan hemen sonra ibadet ettiği ALLAH’IN haram kıldığı her türlü fiili rahatlıkla işleyebilen hatta savunabilen bir duruma gelinmiştir.

       Bu tarz hastalıklar bütün ibadet anlayışlarına sirayet etmiştir. On bir ayın sultanı olan ramazan ayının  harcama çılgınlığına dönüştürüldüğü, oruç tut sıhhat bul sloganı ile zinde kalmak için aç kalınması gereken bir zaman dilimi yakalanmış, önce zindeliğin korunması anlayışının hâkim olduğu, bu arada ALLAH’IN emrini de yerine getirmiş olmak anlayışının empoze edildiği bir duruma gerilenmiştir. Bir ay boyunca diyetisyenlerin büyük rol aldığı, her yaş ve toplum kademesine reçeteler sunan programların revaç bulduğu anlayışlar hâkim olmuştur.     

opzioni binarie da 1 euro      İbadetlerin ve amaçlarının ciddi şekilde sorgulandığı bir toplumun yetiştirilmesini amaç edinen programlar hayata geçirilmekte, her türlü ibadet ve emirlerin alay ve eğlence konusu yapıldığı program ve de yapımların izlenmesi ya da takip edilmesi sağlanmaktadır. Gayri İslami olan ne varsa tepki verilmesi gerekirken; adeta yaşayan cesetler halini almış olan topluluklar gibi tepkiyi aklından bile geçirmeyen, bilakis böylelerinin örnek alınıp takip edildiği, hak taraftarlarına karşı savunan bireyler hali alınmıştır. Katiline âşık olanlar gibi biçare halimiz var bu gün. Onlara benzemenin yasaklanmasına rağmen benzemeye çalışmanın sonucunda dumura uğrayan duygularla iyiliğin kötülük sayıldığı bir tezatlaşmaya düşmüş durumdayız. ALLAH’A kulluk için her şeyini feda edebilen bir toplumdan, dünyada daha fazla kalmak ve de rahat yaşamak için gerekirse ALLAH’A kulluğun dahi bırakılabileceği bir toplum durumuna recat söz konusudur.

http://www.aaronhaxton.com/?eiwo=options-trading-short-selling&b96=b6     Biz bu değildik dostlar. Bizim önümüzde saadetin tek adresi olan, vaat edilen cennet var. Değişim iyiliğe doğruysa evet ama kötülüğe doğruysa yönümüzü bir kez daha kontrol etmeli değil miyiz?

BATININ SEVDİĞİ VE İSTEDİĞİ KENDİSİNİN OLSUN!

                       BATININ SEVDİĞİ VE İSTEDİĞİ KENDİSİNİN OLSUN!

       Reklâmın önemini bilmeyen ya da azımsayan bir ortamda yaşayanlar için reklâm pek bir anlam ifade etmez. Reklâmın iyisi ve kötüsü olduğu gibi, azı ya da çoğu da olur. Aynı zamanda hedef kitleye ulaşan, ulaşmayan diye de ikiye ayrılabilir reklamlar.  Aslında sorun neyin reklâmını yaptığınızdan çok, nasıl yaptığınız ve hedef kitleye nasıl ulaştığınızdır. Birileri kötünün reklâmını “mal, durum, kişi, kurum v.b.” iyi yapar ve hedefe ulaşır. Bir kesim ise reklâmı iyi yapamadığı için iyi ürününü satamaz.

          Alman, İngiliz, Fransız, Amerikalısı, İtalyan’ı hem de hep bir ağızdan demokrasi derler, laiklik derler, özgürlük derler. Bunlar sizin müreffeh seviyeye çıkmanız için zorunlu şeylerdir derler. Bütün bunları sevmez ve beğenmezseniz eğer, gerçekten çağdaş olamayacağınız gibi muasır medeniyetler seviyesine de çıkamazsınız derler. Aslında bu muasır medeniyetler seviyesine çıkmak hedefini de biz kattık sizlere der gibiler.  Son derece hayalî ve de asla ulaşamayacağınız bir hedeftir. Bütün bunları yaparken bilirler ki, karşılarında bunların ağzından çıkan cümleleri havada kapacak, dayattıkları şeyleri sorgulamadan alacak ve uysun uymasın hayata aktaracak bir toplum vardır. Bu düşünce de olan bireyler ya da toplumlar, bu bahsedilen, tavsiye edilen, ya da dayatılan şeyler bizim toplumumuza ve ahlaki değerlerimize uyar mı uymaz mı diye düşünecek seviyede dahi değillerdir. Fikirleri, zihinleri, akılları, düşünme yetileri, fıtratları, basiretleri dumura uğramış kişi ya da kurumlar üzerinden yürürler genelde. Kiminle iş tutacaklarını iyi bilirler. Kendilerinin kullanmadıkları, ya da kullanmayı gerekli görmedikleri bayağı ve ahlaki yozlaşmaya yol açacak durumları dahi süsleyip, yeni bir şeymiş gibi getirirler kapımıza. Ayrıca kendilerinin benimsetmeye zorlandıkları durumlar olduğunda kendilerine sadık ve bağlı kişiler üzerinden yürürler. Salyangoz satarlar Müslüman memleketlerde. Onların pazarladıklarını şartsız ve düşünmeden alanlarla iyi geçinirler. Bunlar bir nevi Frevunların en gözde olan büyücülerine benzerler. Başarılı ve gözde olmak ‘gözde kalmak’ için gayret ederler. Kendi düşünce ve mantıkları için birilerinin mücadele etmesine ya da ölmelerine kahkaha atarak bakarlar. Onlar adına mücadele edenler de sanırlar ki bu gözde olmak durumu sonsuza kadar devam edecek. Ama en ufak bir olumsuz durumda gözden düşerler. Ve bu konuda hiç kimseye acınmaz. Aslında bu durumun farkına varan kişi ve kurumlar olur ara sıra. Ama bunlar en acımasız bir şekilde kınanırlar, gözden düşürülürler, halkın arasına çıkamayacak hallerde bırakılırlar. Bu noktada zalim bir kimseden daha zalim olurlar ama bunu çoğu kimseler anlamazlar.

           Demokrasi ve türevleri onlara göre her derde devadır. Herkesin demokrasi ve bunların istediği sistemlerle idare edilmesi gerekir. Halklar ve milletler için bunlar en iyisini düşünürler. Birilerinin bu gibi şeylere kafa yormalarına gerek yoktur. Onlar kendilerine dayatılan, tavsiye edilen her şeyi sadece uygulamalı ve de sorgulamamalıdırlar. Düşünmek ve halletmek efendilerin işidir. Kölelerin ve dahi onlardan başkasının görevi ise sadece uymaktır.

     Avrupa’ya bakarsak demokrasi der dururlar. Yıllardır bunu anlatırlar. Ama hala istedikleri seviyeye getiremediler anlaşılan. Her fırsatta demokrasiyi getirmek istedikleri yerlere gidip ora halkına acıdıklarını ve üzüldüklerini ifade ederler. Bu yerler aslında onların üzerinde hesabı olan yerlerdir. Yoksa o yerleri çok sevdikleri için değildir bu demokrasi ısrarları. Eğer öyle olsaydı kendilerinin kullanmadıkları ve ülkelerine ayak dahi bastırmadıkları bir şeyi bize ısrarla satmaya kalkmazlardı.

       Bu öyle bir şey ki: Adamlar elini kolunu sallaya, sallaya gelip senin memleketinde sana hukuk dersi verirler ve ses çıkartamazsın. Sana nasıl olman gerektiğini söylerler. Ayar verirler. Üzülürler falan işte. Ya bu demokrasi denen meret çok iyi bir şey olsaydı; Siz önce kendi halkınıza sunar ve kendi memleketinizde kullanmaz mıydınız? Ya burada bir çelişki yok mu? Yoksa siz bizi kendi ırkınızdan daha mı çok seviyorsunuz da!! biz mi bilmiyoruz? Buna pek inanmıyoruz ama. Ya da gerçek bu değil de bunu bize açık, açık söyleyemiyor musunuz? Bu yalana artık karnımız tok. Eğer samimi olsaydınız Irak, Afganistan ve başka yerlere getirirdiniz demokrasinizi. Ama sanki niyetleri farklıdır. Bazen de kullanıp, kullanıp artık ihtiyaçları kalmayınca hibe ederlerdi. Buna dair çok örnek verilebilir ama yazımızın konusu bu değil şu an. Bazıları da buna pek sevinirdi. Geçenlerde yine geldi bir alman cumhurbaşkanı ve zırvaladı yine. Çok üzülüyormuş falan. Yüzü asık ve sinirli bir şeklide dizayn etmeye kalktı. Biz de çok inandık. Aslında sert bir tavır beklerdim ben ülke insanından. Kelimelerle haddi bildirilmeliydi.

        Önemli bir başka hususta şudur ki: Neden ODTÜ seçildi. Başka bir yer neden seçilmedi. Özellikle burası mı seçildi? Mesajlarla kime seslenildi. Zaten ODTÜ’lülerin vaziyete bakışı malumdur. Neyse… Madem bu meret demokrasi hayırlı ve iyi bir sistem; O zaman kendiniz önce uygulayın da biz de görelim bir nasıl olduğunu. Ama yok olmaz ve olamaz. Avrupa’ya bir bakın bakalım. Her taraf krallıkla idare edilir. Demokrasi neden hiç oralara uğramaz. Siz samimi değilsiniz. Ancak art niyetlisiniz. İngiltere’ye, ispanya’ya demokrasiyi getirinde biz de size inanalım. Ya da size göbekten bağlı olan yerlere; Suud’a ya da Ürdün’e de getirin o Irak’a ve Afganistan’a getirdiğiniz demokrasiden de bizde sizin samimi olduğunuza inanalım.

    Neyse… Adam geldi, reklâmını yaptı ve gitti. Bu kadar basitti. Ama yüzü turşu satan vatandaştan kimse bal almazdı. Bunu hatırlatalım dedik. Rabbimiz boşuna demiyor: opzioni binarie con etoro Ne Yahudi ne de Hristiyanlar sen eğer onların dinine tabi olmadıkça senden asla memnun olmazlar.  “ Bakara 120”

    Bizden memnun olmayanlardan bizde memnun değiliz..Ayrıca bizim de şartımız vardır: Ya Müslüman olur “dinde de kardeşlerimiz” kurtulurlar ya da ALLAH’IN vaadi haktır.

    Birilerinin bunlara gerçeği söylemesi, bizim ne düşündüğümüzün de önemli olduğunu hatırlatması gerekiyor artık.

                                                               Talha M.AY

DEMOKRASİ VE SORUNLAR

DEMOKRASİ HANGİ SORUNLARI ÇÖZER.
YA DA NE ZAMAN ÇÖZECEK:

Gerçekten merak ediyorum? Yaklaşık 100 yıldır bu ülkede öyle ya da böyle demokrasi var. Ne şekilde getirdikleri ya da nasıl geldiği önemli değil. Şu anda konumuz bu da değil.
Şimdi sorulması gereken soru şu. Demokrasi gelmezden evvelki sorunlarla geldikten sonraki sorunlar aynı ise: Demek ki demokrasi bir işe yaramamış. Ama öyle değil. Gelmeden önce olan sorunlar yok denecek kadar azken, geldikten sonra devasa sorunlar ortaya çıktı. Bu sorunlar saymakla bitmez. Lakin sadece bir kaçına değinmekte yarar var. Mesela: Ekonomik sorunlar: Osmanlının son zamanlarından bu yana devam etmektedir. Öyle ki; Osmanlının son zamanlarında Yahudilerden borç alınmasıyla başlayan faiz ve borçluluk hala devam etmektedir. Bazıları diyecek ki; Efendim ımf’e olan burcumuz bitmiştir. Doğrudur: Ama borç sadece ımf’le sınırlı değil ki. Demokrasi mesela bunu halledemedi. Ya da demokrasi bu iş için değildi. Birisi çıkıp bunu diyebilir. Ya demokrasinin işi gücü kalmadı da senin ekonominle mi uğraşsın? Onu sen kendin halledeceksin diyebilirler. Ama demokrasiyi anlatanlar ya da getirenler hiç öyle demiyorlar. Her derde deva bir ilaç gibi sunuluyor bizlere. Her neyse; Eğitim sistemini düzeltti mi? Ona da evet diyemiyoruz. Osmanlının son döneminde yetişen ilim ve fikir adamı sayısı da son 90 yılı belki beş’e on’a katlar. Ve dahası var. Her yıl değiştirilen ve arap saçına dönen bir eğitim sistemiyle yetişen insanların geldiği seviye ve durum ortada sanırım. Ülkesinin hayrına olacak ne varsa karşı çıkıyorlar. Efendim köprü yapılmasın, hava limanı hemen durdurulsun, kanal açılmasın, avm açılmasın vs. Başka bir ülkede bunları asla duyamazsınız. Ama burada normal şeyler bunlar artık. Demek ki her derde deva demokrasi bunu da halledememiş.
Başka bir noktaya daha değinelim: Mesela demokrasi denilen illet şey; Ekonomiye karışmaz, eğitime karışmaz, hayat şartlarını daha iyileştirmez, insanları mutlu etmez “küçük bir elit kesim hariç”, açlığa ve sefalete çare bulamaz. Bilakis getirildiği yerlere huzur ve mutluluk getir(e)mediği, hiçbir sıkıntıyı gider(e)mediği, hiçbir derde deva ol(a)madığı gibi; Açlık, sefalet, yoksulluk, savaş, iç karışıklık ve asırlardır kardeş olan halkları bile birbirine düşman yapmıştır. Demokrasinin olduğu her yerde maalesef kan ve gözyaşı vardır. Bu hal uzun yıllardır böyledir ve eğer insanımız bunun farkına varmazsa böyle devam edecektir.
Hal böyleyken birileri çıkıp ta hala demokrasinin bu sorunları çözememesinin nedenini; İnsanların demokrasiyi anla(ya)maması, demokrasi terbiyesiyle yetiş(e)memiş olması, demokratik telakkilere aykırı hareket etmesi olarak görebilir. Adam demokrasiye öylesine inanmış öylesine göbekten bağlı ki: “Bu ülkede demokrasi terbiyesi demokratik olgunluk hak ve adalet anlayışı galip gelecektir. Eninde sonunda yanlış yapanlar bir fatura ödeyecek. Sağlıklı demokrasinin kapıları ardına kadar açılacaktır”. Diyebiliyor.
Rabbimde şöyle buyuruyor: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir”.
Biz: ALLAH’ın nizamı varken; Bize kan, gözyaşı ve savaştan başka bir şey getirmeyen demokrasiyi anlamamaya, demokratik terbiyeye sahip olmamaya, demokratik adaletimizin olmamasına ya da eksik olmasına razıyız. Sağlıklı demokrasi bunları getirecekse hiçbir zaman gelmesin bize. O kapılar ardına kadar açılmasın. Sürekli kapalı kalsın. Biz inanıyoruz ki: Bütün bu sorunları çözecek yegâne sistem yalnız İSLAM’dır. Kendimizi yeni sistemler arayarak ya da farklı senaryolar üreterek boş yere yormayalım.