MEVDUDİ SEMPOZYUMU


source site CENAZE NAMAZI ÜÇ KITADA KILINAN ÂLİM: MEVDÛDÎ

20. yüzyılın insanlık tarihinin tecrübe ettiği en uzun, en zor yüzyıl olduğunu söylersek sanırım mübalağa etmiş olmayız. Bu yüzyıl, modern zamanın hâkim ideolojilerinin etkisiyle, büyük savaşlara, işgallere, milyonlarca insanın ölmesine,

her türlü tüketim ve ahlâksızlığın insanlığın ve tabiatın sahip olduğu bütün güzellikleri yok etmesine şahit olmuştur. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Müslümanlar da bu buhranın ağır etkilerine maruz kalmış, ülkelerinin işgal edilmesi başta olmak üzere, inançları ve yaşam tarzları da büyük bir saldırıya uğramıştır. 

Bu büyük buhranın yaşandığı 20. yüzyılda İslâm dünyasında yetişen birçok âlim, düşünür ve lider; başta İslâm dünyası olmak üzere bütün bir dünyanın içine düşmüş olduğu bu krizden kurtuluşun yolunu arayarak insanlığa yol göstermeye çalıştılar. Hiç şüphesiz Ebu’l-Âlâ el-Mevdûdî, 20. yüzyılda yaşamış âlimlerin başında gelmektedir. O, âlim, düşünür ve lider kimliğini bir arada taşıyabilen yakın tarihin şahit olduğu ender birkaç insandan birisidir. İlimle dolu dolu geçen hayatı, bitmek bilmeyen azim ve çalışkanlığı, ümmetin yaşadığı sıkıntıları merkeze alarak kaleme aldığı eserleri, hapis, idam cezası, hastalık ve hicretle geçen 76 yıllık ömrüyle Üstad Mevdûdî, hayatı ve fikirleri üzerinde çokça durulması gereken çağımızın Müslüman önderlerindendir.

Mevdûdî, eserlerinin birçoğunun Türkçeye çevrildiği, Türkiyeli Müslümanların yakînen tanıdığı bir âlimdir. Müslümanların, imanî bir sorumluluk olarak gördükleri ferdî ve toplu okuma programlarında olmazsa olmaz eserlerin arasında Mevdûdî’nin eserleri büyük bir yer tutmaktadır. Bütün bu tanınırlığına rağmen Mevdûdî’nin, Türkiyeli Müslümanlar tarafından hakkıyla anlaşılabildiğini söylemek zordur. Onun hayatı ve fikirlerinin ele alındığı eser ve etkinlik sayısı oldukça azdır. Üstad Mevdûdî, mevcut ilgiden çok daha fazlasını hak etmektedir.
Haziran ayının ilk haftasında, Medeniyet Derneği tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen ‘Mevdûdî Sempozyumu’ merhum Mevdûdî’yi yeniden hatırlamamıza, onun iman, ihlâs ve ilimle yoğrulmuş fikirlerini tekrar gündemimize almamız açısından önemli bir etkinlik olmuştur. 6 Haziran Cumartesi günü, Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezinde gerçekleştirilen sempozyumu özet olarak sizlere sunmak istiyoruz:

 

http://drybonesinthevalley.com/?tyiuds=best-money-management-for-forex-trading MEVDÛDÎ’NİN HAYATI

Sempozyumun ilk bölümünde sempozyum koordinatörü M. Şerif Niziplioğlu, Mevdûdî’nin hayatı ve kişiliğini anlattı. Niziplioğlu, üstadın biyografisini sunarken bir yandan da onun hayatından çıkarttığı genel ilke ve dersleri dinleyicilere sundu.

Ebu’l-Âlâ el-Mevdûdî 1903’te Haydarabad’da doğdu. 1300 yıllık köklü bir aileye mensup olan Mevdûdî, ilk eğitimini babası Seyyid Ahmed Hasan’dan aldı. Babasından ve özel hocalardan Farsça, Urduca, Arapça, mantık, fıkıh ve hadis dersleri alan Mevdûdî, aynı zamanda sürekli ilim adamlarının konuk olduğu, ilmî sohbetlerin yapıldığı bir ev ortamında büyüdü. Mevdûdî, kendi hayatını anlatırken sahip olduğu ahlâkı, iyilikseverliği ve güzel hasletleri anne ve babasından öğrendiğini, özellikle babasının çocukluk döneminde kendisiyle yakînen ilgilendiğini, ondan hikâye, masal ve şiir dinlemeyi çok sevdiğini söylüyor.

Seyyid Ahmed Hasan, oğlu Mevdûdî’nin edebî zevkinin gelişmesi için ona şiirler ezberletti ve ev halkının birlikte olduğu zamanlarda onlara Ebu’l-Kelâm Azad’ın çıkarmış olduğu Hilâl dergisi başta olmak üzere dergilerden makaleler okuyarak onların fikrî gelişimine katkıda bulundu. Sahih bir eğitimin, ciddiyet ve sabırla kısa sürede nasıl sonuç verdiğini Mevdûdî’nin hayatında görebiliyoruz. Sabah namazından sonra başlayan derslerle Mevdûdî, küçük yaşta hem ilmî birikimini hem de Urduca, Arapça, Farsça dillerine hâkimiyetini ve dil zevkini geliştirdi. 11 yaşındayken Mısırlı düşünür Kasım Emin’in “el-Mer’atu’l-Cedîde / Modern Kadın” isimli eserini Arapçadan Urducuya çevirdi.

Genç yaşta gazeteciliğe başlayan Mevdûdî, bir yandan ilimle uğraşırken bir yandan da ailesinin maddî ihtiyaçlarını karşıladı. Gençliğinden itibaren aktif bir hayatın içinde olan Mevdûdî, başta Pakistan’ın kurulması olmak üzere, Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ve hilafetin ilgası gibi döneminin siyasî meselelerini yakından takip etti. Davası uğrunda oldukça meşakkatli bir hayat yaşayan Mevdûdî, inancından ve fikirlerinden taviz vermeyerek yıllarca hapis yattı ve idam cezasına çarptırıldı. Âlim ve önder kimliğini idam kararında bir kez daha gösteren Mevdûdî bütün uğraşlara rağmen ‘af talebinde’ bulunmayı reddetti. Diğer ülkelerin de yoğun tepki gösterdiği idam kararı iptal edilmek zorunda kaldı.
Başta Tefhimu’l-Kur’ân olmak üzere 120’den fazla eser kaleme aldı, eserleri 40’a yakın dile tercüme edildi. 1979 yılında vefat eden Üstad Mevdûdî, milyonlarca Müslüman’ın katıldığı ve üç kıtada kılınan cenaze namazıyla rahmet-i Rahman’a uğurlandı. İman, ihlâs ve ilimle yoğrulmuş hayatı ve fikirleriyle Mevdûdî, İslâm dünyasının hâlen devam eden sıkıntı ve hastalıklarına kurtuluş reçeteleri sunmaya devam ediyor.

 

http://diabetologie-eidenmueller.de/?kkoas=stockpair-app-auf-10-min-zoomen&da4=53 MEVDÛDİ’NİN “DÜNYA’YI VE HAYATI DEĞİŞTİRME” ÇAĞRISI

Sempozyumun ilk oturumunda Doç. Dr. Abdülhamit Birışık başkanlığında, Pakistan’dan Prof. Dr. İskender Barlas, “Bana Tanıtılan ve Benim Tanıdığım Mevdûdî”, İlahiyatçı-yazar M. Beşir Eryarsoy, “Mevdûdî’nin Dünyayı ve Hayatı Değiştirme Çağrısı” ve Araştırmacı-yazar Ali Kaçar “Bir Dava ve Fikir Adamı Olarak Mevdûdî” konulu sunumlarını gerçekleştirdiler.


http://ukhairtransplantclinics.co.uk/?cir=propecia-msd-order Prof. Dr. İskender Barlas
Pakistan’dan gelen Pencap Üniversitesi emekli öğretim üyesi Barlas, geleneksel bir ailede yetişen kendisinin Mevdûdî’yle nasıl tanıştığını ve Mevdûdî’yle birlikte geçirdiği yılları anlattı. Sunumunu Türkçe yapan Barlas, Hintlere özgü ince ses tonuyla sempozyuma ayrı bir renk kattı. Konuşmasında Mevdûdî’nin de çok sevdiği merhum Muhammed İkbal’den şiirler okuyan Barlas, İkbal’in Pakistan’ın kuruluşu esnasındaki düşüncesine de yer verdi. Muhammed İkbal, Hindistan ile Pakistan’ın kültüründen yemeğine kadar her şeyiyle aynı olmasına rağmen Pakistan’ın kuruluşunu şu kısa cümleyle özetliyor: “Bizim milletimiz farklı, biz Müslüman’ız!” Barlas, konuşmasında son olarak Mevdûdî’nin Türkiye’nin de içinde bulunduğu üç ülkeyle ilgili düşüncesini aktardı: “Üç ülke İslâm’dan bağımsız, İslâm dışında düşünülemez: 1. Pakistan, 2. Türkiye, 3. Sudan.”


http://www.noirpa.com/?ioosa=fpi-forex-ea&400=63 Beşir Eryarsoy
“Büyük insanların özellikleri; bulundukları durum ve zamanları yeterli görmemeleri, değişimi talep etmeleri, daha güzel zaman ve mekânları hayal etmeleri ve bunun için çalışmaları ve gayret etmeleridir.” Bu cümlelerle konuşmasına başlayan Eryarsoy, Mevdûdî’nin Müslümanların içinde bulundukları durumu tahlil etmek için sorduğu sorulara değindi:


1- Müslümanlar olarak yaşadığımız bu tarihsel faciayla karşılaşmamızın sebebi nedir? Hata bizden mi kaynaklanmaktadır yoksa biz iyi olmamıza rağmen mi böyle bir durumla karşı karşıya kaldık?
2- Uzak kıtalardan gelen adamlar bizi sadece emperyalizme, köleliğe mi maruz bıraktı yoksa iktisadî, fikrî, içtimaî etkileri de oldu mu?
3- Bizim yaşadığımız bu faciaya karşı tepkimiz ne oldu?
Mevdûdî, İslâm dünyasının batıyla yüzleşmesi sürecinde Müslüman insan unsurunu ikiye ayırıyor:
1- Bütünüyle Batıya teslim olmuş ‘teslimiyetçi’ zihne sahip Müslümanlar.
2- Tamamıyla Batının karşısında duran ve geleneği bütünüyle sahiplenip onu merkeze alan Müslümanlar.

Mevdûdî, bu ayrımı yaptıktan sonra ikinci gruptaki Müslümanları takdir ederek, fıkıh, sünnet gibi ilimlerin ancak böyle korunabileceğini söylüyor. Ancak onların hakkını teslim ettikten sonra, bütün Müslümanlar için çok önemli olduğunu düşündüğümüz şu düşüncelerini belirtiyor:

İkinci akımdakiler, birinci akımdakiler kadar zararlıdır. Çünkü bütünüyle geleneğe sahip çıkmak, sahih bir İslâm düzeninin oluşmasına engeldir. Tepkisellikle değil, bir medeniyet örnekliği ortaya koyarak, kısmî değil bütüncül bir değişim gerçekleştirilmelidir. Bizim istediğimiz eski Müslüman uygarlıkları, ulusları yeniden canlandırmak değil, biz çağın teknik gelişimine uygun olarak, (Onu yok sayarak istifade etmemizi engellememeliyiz.) yeniden bir İslâmî düzen kurmak istiyoruz.

Mevdûdî, gerek inkârcılara, gerek dini donuklaştıranlara karşı gelerek, hayatın birkaç veçhesine değil; bilim, sanat, edebiyat, siyaset, bürokrasi, iktisat gibi hayatın bütün alanlarına İslâm’ın hâkim olması gerektiğini söylüyor.

Mevdûdî, böyle köklü bir değişim isterken uygulanması gereken programı da şu şekilde belirtiyor:
1- Düşünceleri arındırıp temizlemek. Sahih bir Müslüman zihnin oluşması için cahiliye pisliklerinden arındırılması gerekir.
2- Topluma örnek ve öncü olacak, ilim ve amel bütünlüğüne sahip bir ekip, topluluk yetiştirmek.
3- Toplumsal ıslah için çalışmak. Mevdûdî, toplumun her katmanı için ıslah çalışmasının yapılması gerektiğini söylüyor.
4- Yönetimi ve idareyi ıslah etmek. Böyle bir çaba olmadan diğer kısımları düzeltmek, bütüncül bir değişimi ve ıslahı engeller.

go here Ali Kaçar
Mevdûdî’nin “çalışkan, üretken, organize eden, teşkilatçı, söylediklerini önce kendisi yaşayan, hayatı davası, davası hayatı olan bir insan olduğunu” söyleyen araştırmacı-yazar Ali Kaçar, Mevdûdî’nin hayatı ve fikirlerinin kendisinden sonraki nesillerin yetişmesi üzerindeki etkisini anlattı. Kaçar’ın vurguladığı önemli noktalardan biri de, Mevdûdî’nin ailesinin yetişmesi üzerinde çok büyük etkileri olduğunu, ancak Müslümanlığının tamamen büyük bir araştırma ve düşünce yolculuğundan sonra kendi tercihiyle olduğunu söylemesiydi. Yunan filozoflardan materyalist düşünürlere, Budizm’den Hıristiyanlığa kadar birçok din ve ideolojinin kaynaklarına hâkim olan Mevdûdî, büyük bir yüzleşmenin ardından Kur’ân’ın öngördüğü, İslâm’ın ortaya koyduğu düzenin diğerlerinden çok farklı olduğunu söylüyor.

49 yaşındayken söylediği söz Mevdûdî’nin nasıl bir imana ve ilme sahip olduğunu göstermesi açısından önemlidir: “49 yıllık hayatımın ilk 30 yılını okuyarak, sonrasında da inancıma uygun bir hayat, aktif bir etkinlik içinde olmak için gayret ettim.” 76 yıl mücadele dolu bir hayat geçiren Mevdûdî, “Sadece Allah’ın hâkim olduğu 1 metrekare toprak bulabilsem, bütün bir Hindistan’a tercih ederim.” diyerek ‘İslâmî bir devlete olan özlemini ve uğruna hayatını adadığı amacını özetlemiş oluyor.

 

binäre optionen 60 sekunden chart MEVDÛDî’NİN ÖZGÜNLÜĞÜ

İkinci oturumda, Pakistan’dan Prof. Dr. Enis Ahmed, “Mevdûdî’nin Batı Medeniyeti ve Kültürü Hakkındaki Düşünceleri”, Doç Dr. Abdülhamit Birışık, “Mevdûdî’nin Kur’ân Yorumundaki Temel Dinamikler”, Prof. Dr. Mustafa Ağırman, “Mevdûdî’nin Sîrette Özgünlüğü” konulu sunumlarını gerçekleştirdiler.

http://reuelmusic.com/?jdsksd=iqoption-5-minuti&3b2=68 Prof. Dr. Enis Ahmed
Dünya İslâm Âlimleri Birliği üyesi ve İslâmabad Rifah Üniversitesi Rektörü olan Enis Ahmed, İslâm dünyasının tanınmış ilim adamlarındandır. Uzun yıllar Mevdûdî’nin arkadaşlığını yapmış olan Ahmed, ayı zamanda Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi için Mevdûdî maddesini yazmıştır.

“İngiliz Hindistan’ında doğan, Pakistan’da yaşayan, Amerika’da vefat eden bir İslâm âlimini İstanbul’da anıyoruz.” diyerek sözlerine başlayan Ahmed, 1952 yılından ölümüne kadar Mevdûdî’yle beraber bulunduğunu, aynı zamanda son günlerine kadar onun şoförlük hizmetini de üstlendiğini söyledi. Ahmed, Mevdûdî’nin içinde yaşadığı dönemden ve o dönemki Müslümanların ruh hâllerinden bahsetti. Mevdûdî’nin doğduğu yıllarda Müslümanlar yenilgi psikolojisi ve batıya karşı ‘özür dilemeci’ bir tavır içindelerdi. Müslüman âlimlerin bir kısmı İslâm’ın Hıristiyanlığa yakın olduğu gibi söylemlere başvururken, bir kısmı da; namaz, zekât gibi 5 şartla cennete gidilebileceğini söyleyerek sadece bu ibadetler üzerinde durdular. Ancak Mevdûdî, dinin, namazın, zekâtın ne anlama geldiğini ve bu ibadetlerin hakikatinin ne olduğunu ortaya koymaya çalışarak, tevhidin bu ibadetler üzerinden anlatılması için uğraşıyordu.

Allah’ın sadece caminin değil aynı zamanda caminin dışında da, ekonominin, siyasetin, sosyal hayatın da Rabbi olduğunu anlatmaya çalıştı. “Kur’ân’da Dört Terim” adlı eseriyle, Kur’ân’ın ve İslâm’ın daha iyi anlaşılmasını sağlayacak “ilah, rabb, din ve ibadet” kavramlarının hakikî anlamda anlaşılabilmesi için uğraştı. Kur’ân’da 85 farklı yerde kullanılan ‘din’ kavramının herhangi bir mezhepten, İngilizcedeki ‘religion’ teriminden çok daha farklı olduğunu, sosyal, ekonomik, siyasî hiçbir alanın dinden bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi.
Kur’ân’ı nasıl okumalıyız? Mevdûdî bu soruyu şu şekilde cevaplıyor: Kur’ân, ne geleneksel bir bakış açısıyla ne linguistik bakışla ne sadece bilimsel ve ne de sadece hukukî ve akidevî bir bakışla okunmalıdır. Kur’ân, bu bakış açılarının hepsiyle birlikte okunmalı, ama bu okuma, “anlamak ve yaşamak” için olmalıdır. Mevdûdî, bu bakış açısını tefsirinde de uygulayarak, modern çağın insanına hitap etti, sorunlarına çözüm aradı. Tefhimu’l-Kur’ân adlı tefsirinde Mevdûdî genel olarak şu yöntemi takip etti:

1- Meseleleri basit ve direkt ele almak,
2- Ayrılıkçı, ihtilaflı konulara girmemek,
3- Meselelerde büyük mezheplerin görüşlerine yer vermek,
4- Toplumun ve sosyal hayatın değişim aşamaları ve yöntemlerine yer vermek.

Mevdûdî, hayatının her aşamasında şûraya ve istişareye özel önem verdi. Liderliğini yaptığı Cemaat-i İslâmî’de bile farklı düşünmesine rağmen şûranın kararını uyguladı.
Bir soru üzerine Mevdûdî’nin tasavvufla ilgili görüşlerine değinen Enis Ahmed, Peygamberin (as) zühd sahibi olduğunu ama aynı zamanda aktif ve dinamik bir insan olduğunu, dolayısıyla Müslümanların manevî eğitim ve yönelimlerle aktif hayattan uzaklaşmadan, zühdü ve aktif hayatı birlikte yürütmeleri gerektiğini söyledi.

http://mysarlogs.com/yxscsoa Doç Dr. Abdülhamit Birışık
Hind alt kıtası üzerine çalışmalarıyla tanınan Abdülhamit Birışık, Mevdûdî’nin fikirlerine ve yaşadığı coğrafyaya hâkim bir ilim adamı. Aynı zamanda 2003 yılında Bursa’da düzenlenen “Doğumunun 100. Yılı Anısına: Mevdûdî Günleri’nin de koordinatörlüğünü yapmış bir isim.

Birışık, Mevdûdî’yi değerlendirirken yaşadığı coğrafyanın çok iyi tanınması gerektiğini, aksi hâlde bazı fikirlerinin anlaşılmasında ve öneminin kavramasında zorluklar yaşanacağını belirtti. Bölgeyle ilgili çok az çalışma olduğunu, Mevdûdî’nin eserlerinin birçoğunun Urducadan değil, Arapça ve İngilizce tercümeleri üzerinden Türkçeye çevrildiğini söyledi.
Tarihin zor dönemlerinde bir kısım insanlar ‘durumdan vazife çıkartarak’ aynı anda birçok görevi, misyonu üstlenmişlerdir. Mevdûdî bir yandan içinde yaşadığı toplumun ıslahı için çalışırken bir yandan da aktif olarak siyasetle ilgilenmek zorunda kalmıştır. (Birışık, burada Mevdûdî’nin bütün mesaisini toplumun ıslahı için ayırmak istediğini ancak çevresindeki Müslümanların siyasî şuur eksikliğinden dolayı siyasetle uğraşmaya mecbur kaldığı şerhini düşüyor.) Türkiye’den de Mehmet Âkif’i örnek olarak verebiliriz. Âkif, veteriner, şair, aksiyon adamı karakteriyle bir yandan ilim adamlarını takip ediyor, gazete ve dergilerde yazılar yazıyor, çağın sorunlarına kafa yoruyor, bir yandan da şiirleriyle mücahitleri coşturuyor, yüreklendiriyordu.

Mevdûdî, 18. yüzyılda Şah Veliyullah Dehlevî tarafından başlatılan Kur’ân ve Sünnet’e dönüş çizgisini devam ettirmiş, yaşadığı dönemin ve toplumun farkında biri olarak Kur’ân’ı anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır. Akıcı üslûbu ve dile hâkimiyetiyle Mevdûdî, örnek bir Kur’ân müfessiri olmuştur.

http://credicor.com/?skiid=24option-com-demo&0ed=71 Prof. Dr. Mustafa Ağırman
Erzurum A.Ü. İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Ağırman, sunumunda Mevdûdî’nin kaleme aldığı “Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Muhammed’in Hayatı” adlı siyer üzerinde durdu. Siyer yazarları arasında, Kur’ân’a bu kadar hâkim olan ve siyerinde Kur’ân’a bu kadar yer veren başka bir âlim yoktur. Üstad, siyerinde 2500’e yakın ayet kullanmıştır. Mevdûdî, hiçbir yerde ezbere konuşmamıştır, bütün yazdıklarının, konuştuklarının bir kaynağı-mesnedi vardır. Hatta Mevdûdî buna o kadar önem vermiştir ki, Hz. Peygamberin (as) yaşadığı, Kur’ân ayetlerinin geçtiği coğrafyayı tek tek gezmiş ve ilmî birikimini pekiştirmiştir. Kur’ân’a ve hadis bilgisine çok iyi hâkim olan Mevdûdî aynı zamanda Tevrat, Talmud, İncil gibi Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarını da iyice incelemiş, zaman zaman bu dinlerin mensuplarınca ortaya atılan iddialara da gerekli ilmî cevapları vermiştir.
Ağırman, son olarak Mevdûdî’nin siyerinde yer verdiği iki önemli noktaya değinerek Üstadın, siyerle günümüz dünyası arasında kurduğu bağlantıyı ortaya koydu.

Kureyşli kâfirler, risâletin önüne geçebilmek için halkın önüne fıkracı, hikâyeci, sihirbaz, hokkabaz, komedyen, şarkıcı, dansçı ve kötü kadınları sundu. Yeter ki insanlar hoş oyun ve eğlencelerle oyalansınlar ve hakikatten uzaklaşsınlar. O dönem Mekkeli kâfirlerin üstlendiği ‘kültür ve sanat adına insanları saptırma’ misyonunun günümüzde de nasıl uygulandığını hepimiz görmekteyiz.

Mevdûdî’nin siyerinde değindiği ikinci önemli nokta ise, ‘Cihan Önderi’nin özellikleridir. Üstad, Hz. Muhammed (as)’in şahsında gerçek liderin özelliklerini sıralar. Ona göre lider;


1- Bir millete, sınıfa değil, tüm insanlık adına çalışır.
2- Talimatları bütün insanlığı ilgilendirir.
3- Liderliği belli bir döneme ait değildir.
4- Sadece usûl ve talimatı ortaya koymaz, aynı zamanda ilk önce kendisi uygulayarak fikrin, usûl ve talimatın uygulanabilirliğini gösterir. Fikir, usûl ve talimat insanı yalnızca düşünür yapar, lider yapmaz.

 

iq option a che serve KUR’ÂN VE SÜNNET IŞIĞINDA MEVDÛDÎ’NİN DEVLET ANLAYIŞI

Üçüncü ve son oturumda ise Prof. Dr. Mustafa Ağırman’ın başkanlığında, Marmara Üniversitesinden Prof. Dr. Abdulaziz Hatip, “Günümüzde Kur’ân’ın Doğru Anlaşılmasına Mevdûdî’nin Katkıları”, İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Durmuş Bulgur, “Mevdûdî’nin Sünnet Anlayışı” konularına değindiler.


chi conosce auto opzioni binarie Prof. Dr. Abdulaziz Hatip
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Hatip, Mevdûdî’nin Kur’ân’ın doğru anlaşılmasına yönelik ortaya koyduğu fikirlere değindi.

Mevdûdî’ye göre; Kur’ân’ın anlaşılması sürecinde bilinmesi gerekenler nelerdir?

1- Kur’ân tertibinin mevcut eserlerden farklı olduğu vurgulanmalıdır. Kur’ân, 23 sene boyunca devam eden İslâmî mücadele sürecinin tamamını kapsar. Bu bilinçle hareket edilmeli.
2- Kur’ân’ın konusu bilinmelidir. Kur’ân’ın konusu başta insanın kendisidir. İnsanın insanla, insanın tabiatla, insanın Rabbiyle ilişkisini ortaya koyar. Kur’ân’ın ana fikri, doğrunun, hakkın açıklanması; hedefi, insanları cahiliyeden uzaklaştırıp doğru yola iletmektir.
3- Kur’ân’ın arka planı bilinmelidir. Başta nüzul dönemi olmak üzere, toplumun yapısı ve kültürü, Kur’ân’ın anlaşılmasında önemli etkenlerdir.
4- Kur’ân’daki tekrarların hikmeti bilinmelidir.
5- Kur’ân, peşin hükümlerden arınarak okunmalıdır.
6- Tekrar tekrar okunmalıdır.
7- Kur’ân hareket hâlinde anlaşılabilecek bir kitaptır.

Seyyid Kutub ve Mevdûdî’nin bu çağın Müslümanları olan bizler üzerinde anne babalarımızdan daha fazla hakları vardır. Evet, anne babalarımız bizleri yetiştirmiş, büyütmüşlerdir ancak sırat-ı müstakim üzerinde nasıl olunacağını fıkhî ve pratik yönleriyle bize Seyyid Kutub ve Mevdûdî göstermiştir. Ağırakça, İslâm’da devlet düşüncesinin yıllardır Müslümanların gündeminde olduğunu söyleyerek sözü Mevdûdî’nin devlet ve hilafet anlayışına getirdi.

İdeal devletin oluşumu elbette çok zordur. Bu büyük bir sabır ve gayret gerektirmektedir. Ancak, Batı’nın ‘ideal devlet’in imkânsız olduğuna dair görüşleri Müslümanlara da sirayet etmiştir. Bu oldukça tehlikeli bir durumdur. Seküler ahlâka sahip olanlar elbette ‘ideal’i gerçekleştiremezler. Devlet tamamen vahiy merkezlidir. Irk, soy, sop, mezhep merkezli değildir. İslâm Devleti’nin kökeni, “Lâ hükme illallah”tır.

Batı’da sistemin, siyasetin, kanun yapma gücünün kökeni halktır. Bir kanunun Allah’ın hükmüne uygun olup olmaması önemsizdir. Bir kanun ne kadar doğru olursa olsun, halkın isteği doğrultusunda kaldırılabilmektedir. Dolayısıyla İslâmî bir sistem laik, seküler, halkçı demokrasi düzenine tamamen zıttır.

İslâm devleti evrenseldir. Müslümanlar bunun Allah’ın muradı olduğunu bilerek hareket ederler. Akide ve inanç üzerine şekillenen devlet, ıslah ve cennet amaçlıdır. İslâm devletinin idarecileri ömrünü bu davaya adamış insanlardan oluşur, oluşmalıdır. Yeryüzünün imar, idare görevi mü’minlerin olmalıdır. İmar ve idare etme görevi herhangi bir soy sop yahut ırka verilmez, ancak hak edene tevdî edilir. İslâm devlet anlayışında herhangi bir şahsın veya gurubun diktatörlüğüne de yer yoktur.

İslâm, seçime, şûraya karşı değildir ancak çoğunluğu hakikatin temel belirleyicisi olarak asla kabul etmez. Demokrasinin seçim araçları olan manipülasyon, propaganda, rüşvet-ikram gibi her türlü yanıltıcı davranışlar reddedilmiştir. Her bir fert partici taassuptan, kör gruplaşmalardan uzak olmalı, herhangi bir mesele doğruluk, hak ve hukuk bağlamında ele alınmalıdır.

İslâm’ın devlet ve hilafet anlayışı üzerinde ve modern zamanlarda nasıl bir devlet ve siyaset anlayışımızın olması gerektiği gibi konularda düşünüp kafa yoran Seyyid Kutub ve Mevdûdî’den Allah razı olsun.

Doç. Dr. Durmuş Bulgur
İstanbul Üniversitesi, Urduca Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim üyesi olan Bulgur, Kur’ân meali başta olmak üzere Mevdûdî’nin, eserlerinin Urducadan dilimize kazandırılması konusundaki çalışmalarıyla tanınıyor. Doç. Dr. Bulgur, sunumunda bir ‘müctehid âlim’ olarak Mevdûdî’nin sünnet anlayışı üzerinde durdu. 1957 yılında Pakistan anayasasının hazırlanması sürecinde onun sünnet anlayışının pratiğe geçtiğini belirten Bulgur, Mevdûdî’nin sünnet konusunda yanlış fikir ve eylemlerde bulunanlara karşı Kur’ân’dan aklî ve naklî deliller ortaya koyduğunu belirtti. Mevdûdî; Hz. Peygamberin (as) sadece mesajı ulaştırmakla yetinen bir ‘ulak’ olmadığını, onun bir lider, rehber ve muallim olarak pratikte bir toplum ve devlet meydana getiren ve bizzat ona liderlik eden bir insan olduğunu söylemiştir. Kur’ân ve Sünnet birlikte hüccet olup şeriatı oluşturan iki ana kaynaktırlar. Mevdûdî’nin hadis konusundaki teknik meselelere bakışını da ortaya koyan Doç. Dr. Bulgur, başta Hz. Peygamberin (as) konumu ve hadisler konusunda tarihte ve günümüzde karşımıza çıkan bütün ‘yanıltıcı ve yönlendirici’ düşüncelere karşı Üstad Mevdûdî’nin ilmî cevaplar verdiğini söyledi.

Oldukça faydalı geçen sempozyumun kapanışında Prof. Dr. Mustafa Ağırman oturum başkanı olarak son kez söz aldı. Ağırman, Türkiye’den Said Nursi’nin, Mısır’dan Şehid Hasan el-Benna ve Şehid Seyyid Kutub’un, Şiî dünyasından İmam Humeyni’nin, Hind kıtasından Mevdûdî’nin Müslüman gençler tarafından mutlaka okunup anlaşılması gerektiğini aksi hâlde gençlerin düşüncelerinde ciddi sapmalar olacağını belirtti. “Bu insanların hepsinin mesajı, insanları Allah’a yöneltmek içindir. Bunların hepsi Rabbanî âlimlerdir.” diyen Ağırman bu insanların ortak özelliklerini şu şekilde sıraladı:

1- Bu insanların hepsi zorlu bir hayat geçirmiş, ne çektikleri sıkıntılar, ne de eserleri kendilerine bir rant-gelir sağlamamıştır. “Bizim ücretimiz Allah’tandır.” diyerek peygamberlerin varisleri olmuşlardır.
2- Bu insanlar çağdaş firavunlarla bir arada olmamış, onlarla mücadele ederek, izzetli ve şerefli bir hayat yaşamıştır. “İzzet, şeref ve haysiyet Allah’a, Resûlüne ve mü’minlere aittir.”
3- Bu insanlar hapse girdiler, ağır işkenceler gördüler, şehid edildiler. Onların ihlâsının bereketi bütün bir dünyaya yayıldı. Onlardan daha bilgili âlimler vardı belki ama ihlâsları onları ön saflara taşıdı, fikirleri ve eserleri bütün bir dünyaya yayıldı.

Onlarla beslenen gençlerin, davet ehlinin kıyamete kadar bütün bir dünyaya ve insanlığa söyleyecekleri söz hep vardır, olacaktır. Ağırman, Mevdûdî başta olmak üzere bütün bu âlimlerin sahip olduğu ihlâsa tekrar tekrar vurgu yaptı ve son olarak içinde bulunduğumuz yaz aylarını Mevdûdî’nin eserlerini okuyarak dolu dolu geçirmemiz gerektiğini söyledi.
Mevdûdî’nin tekrar gündeme getirilerek hatırlanmasından ötürü sempozyumu düzenleyen Medeniyet Derneğine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Mevdûdî gibi sahih bir İslâm anlayışına sahip âlim, düşünür ve liderler anlaşıldıkça, İslâm coğrafyası ve Müslüman toplumlar yıllardır maruz kaldığı maddî ve manevî sıkıntılardan -Allah’ın izniyle- kurtulacak ve her türlü bâtıl kurtuluş ideolojilerinden yüz çevirerek yitirdiği öz güvenini yeniden kazanacak, insanlığın ve kâinatın yüzyıllardır muhtaç olduğu adalet ve huzuru tesis edecektir.
Rabbimizden Mevdûdî gibi âlim ve önderlerin sayılarını artırmasını diliyor, bizleri dosdoğru yolundan ayırmamasını niyaz ediyoruz. Allah’ın rahmeti Üstad Mevdûdî’nin üzerine olsun… Âmin!

adana cuma sohbetleri

YAZANLARIMIZ