YERE İNEN HAKİKAT

Hakikat, gerçeklikle, realite ile sınırlandırılamaz. O, daha ötede, daha yukarıda, daha derinde olan, yücelerden bize akan, bizi kuşatan, bizi biz kılan neler ise onların bütünüdür. Vahiyle terbiye edilmemiş aklın sınırlarını zorlayan, insanı imtihan alanına çeken ve orada sorgulayan sonunda karşılığını verebilen gerçeğin ta kendisidir.

 

Hakikat yücelerden aşağıya doğru sağanak halinde iner, bütün yeryüzüne konuk olur. Onu kim iyi misafir ederse ona kendini açar, o misafirperverin gönlünü temizler, temizlenen gönle kendinden hikmetler ilka eder. Tekrar kendi makamına çekilir, yukarıdan bizi seyreder, zaman zaman kendini bize gösterir, irtibatı devam ettirmek isteyenlere daima yardımcı olur, bizi takviye eder.

 Hakikat kimi zaman insanlara öylesine açıktan gelir ki, kör taassuba kapılmayan herkes görür, -onlar da aslında görürler lakin görmek işlerine gelmez- bu hallerde insanlar biraz irkilir kendilerine gelebilirler. Sonra gevşerler eski hallerine dönerler.

Hakikat, görünür/zahiri gerçekliği ve realiteyi zaman zaman yarar, bağlı bulundukları işleyişi, kanunu yok eder, sabit ve kalıcılığın ancak Allah(cc) ile mümkün olabileceğini zihinlere zerkeder. Çünkü hakikatin hakikati ancak bizi yaratan Rabbimiz tarafından bize gelen/bildirilendir. Hakikatin indellahta sabitliği vardır ama bize göre sabitliği bildirildiği kadardır, gerisi için Allah(cc) en iyisini bilir demektir. Peygamber kıssaları bu ibretlerle doludur.

Hakikat ile imtihan arasında da bir bağ vardır, hakikate tabi olanın imtihanı kazanma şansı fazladır, kendi hakikatini kendisi bulmaya çalışanın imtihan kağıdı okunmaz, çünkü yanlış yere ve yanlış biçimde çalışmıştır. İmtihanın ne olduğunu hikmet sahibi Allah(cc) belirler ve nebileri aracılığıyla bize bildirir.

İnsanlık tarihi boyunca hakikatler insanlığa açıkça gösterilmiş ve o hakikate karşı takınılan tavırların neticesi de bildirilmiştir.

Hz. Adem ile başlayan yaratılış ve dünyaya gönderiliş serüveninde, Allah(cc), bize hakikatlerden bir demet sunmuştur. İlk imtihan veren Adem (a.s.) imtihanda gösterdiği ilahi takdirin gereği olan yanlışı işleme anında takındığı tavır, önümüze serilmiş ve biz bundan kendi payımıza düşeni alıp almama husussunda imtihana da tabii tutulmuşuz. Demek ki insanlık tarihi boyunca gösterilen her hakikat bize daima gösteriliyor.

Hz. İbrahim (a.s) hakikati en iyi görenlerden olduğu için ilahi kadere teslim oldu ve hakikatin künhüne vakıf oldu. İmtihanı da gerçek manada kazandı. Hakikate ulaşan İbrahim (a.s) oğlunu kurban etmeyi hakikatin gereği gördü ve ilahi hikmet onu mükafatlandırdı, burada hakikat İbrahim Peygamberin yaptığı idi. Yine İbrahim (a.s) hakikate bağlılığı gereği Nemrut’la, onun karanlık zihni ve baskıcı yönetimiyle, hakikati yakmaya çalışan ateşiyle, hikmete ram olmuş olarak Allah’a teslimiyet ile karşı koydu. Hakikat yere indi, ateş hakikate tabi oldu ve hakikatin temsilcisi İbrahim (a.s) kazandı. Vahiy ile terbiye edilmemiş akıl ve mevcut verili kanunlar hakikat önünde ezildi, yenildi, ufaldı, hükümleri geçersiz kılındı.

Hz. Yusuf’a kurulan akıl almaz tuzaklar işe yaramadı ve o devlete idareci oldu. Babasını ve kardeşlerini himayesine aldı. En güzel kıssa olan Yusuf (a.s) kıssası bugüne kadar ve bundan sonra da ibretlerle yoluna devam edecek, hilekârlığa karşı sığınılacak merciinin Allah(cc) olması gereği her gün biraz daha önem arzeder.

Hz. Musa (a.s)’ın hayatı ve mücadelesi başlı başına hakikatin tecellisidir demek doğru olsa gerek. Daha dünyaya gelmeden başlayan ilahi iradeyi ve kaderi yok sayma ameliyesi, ilahi hakikat doğumundan hemen sonra devreye girdi ve Allah’ın muradını engelleyemedi. Düşmanı Firavunun, kavmi olan Beni İsrail’in tüm engellemelerine ve görünür sebeplere tevessül etmelerine rağmen, Hakikat yoluna devam etti. Öyle ki Hakikat, denizle, dağla, ateşle, suyla yere indi ve Hz. Musa’ya destek oldu.

Peygamber kıssaların hepsinde ibretler çokça mevcuttur. Önemli olan o kıssaları bu gün yol gösterici kabul etmektir.

Hz. Peygamberimiz Muhammed (s.a.v) ile nübüvvet hıtame erdi. Ama hakikat gene insanları aydınlatmaya devam ediyor.

İşte Ramazan-ı Şerif ayı, oruç ayı da hakikat ve rahmet ayıdır.

Unutana Hakikat senede bir gelir, kendini tekrar gösterir, gönlünü açar, rahmetini saçar ve iyiliği önleyicilerin önünü keser, yapabilirliklerini biraz kısar, kendine sahip çıkmak isteyenlerin de elini güçlendirir. Küçücük iyi hal gösterene bol bol mükâfat verir ve imkânlar bahşeder.  Efendimiz’den sonra her sene tekrarlanan ve önceki ümmetlere de farz olan oruç, hakikatin yere inmişliğin örneğidir. Mü’minler hakikate vasıl olur, imkanlarından faydalanırlarsa, hakikat vasıtasıyla yerden yücelere dua ve niyaz olarak yükselir. Bir inişe bir çıkışla karşılık vermiş olurlar. Böylece hakikat işler hale gelir.

Oruçla hakikat gözle görülür hale gelir, ilahi rahmet yücelerden sağanak halinde yağar. Ramazan’da hakikat ve rahmet, yücelerden bir ay boyunca susamış gönüllere merhamet yağmurunu yağdırır, kuruyan taraflarımızı yeşertir.  Bu ayda Allah(cc) bize hakikatin ve rahmetin kapılarını bir bir açar, buna mukabil kötülüklerin kapılarını da kapatır. Bu, bize sunulmuş ilahi bir imkandır.

تجارة الخيارات الثنائية المملكة المتحدة تجريبي Kur’an Hakikati

En büyük rahmet, en büyük hakikat; bu ayda insanlığı şereflendiren, insanlara melek vasıtasıyla Hz. Peygamber’e indirilen ilahi kelam Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an bir hakikat olarak yeryüzüne/insanlara iniyor. İçinde şek, şüphe, acaba olmayan hakikat. Onu ne zaman eskitebilir ne mekan geçersiz kılabilir ne de gelişen teknik gelişmeler onu geride bırakabilir. O kadar hakikattir ki; bütün dünya insanına ve bütün insan mizacına hitap eder. Zengin-fakir, alim-cahil, kadın-erkek, bey-köle, amir-memur… Hep yan yana ve iç içedir, onun yanında. İnsanlık, Kur’an hakikatinden uzaklaştıkça kendinden uzaklaştı, kendine yabancılaştı, kendinin kurdu oldu, birbirini yemeye başladı.

Kur’an’ın hakikatini en iyi yaşayan onun mübelliği ve uygulayıcısı Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. Onsuz Kur’an’ı doğru anlamak ve düzgün yaşamak mümkün değildir. Sünnet Kur’an’ı anlamada ve yaşamada bizim rehberimizdir. Kur’an’ın yere indirilmesinin hakikati sünnettir. Bu Kur’an nasıl yaşanır diye sorulsa “buyurun Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatı” denilir/deriz.

Ey Ramazan! Bu sene hakikatlerini bize biraz daha yakınlaştır, görmeyen gözlere göster, işitmeyen kulaklara duyur, kaçmak isteyen gafillere ulaştır. Sana her zamandan daha fazla ihtiyacımız var, bizi Allah Rasulü’nün yolundan ayırma!

http://fisflug.is/?yrus=trading-free&cad=a4 Namaz Hakikati

Namaz yücelerden yere inen büyük hediyedir. Her zaman hakikati temsil eder ama bu ayda daha bir değer bulur. Bu ay, Kur’an ayıdır, namaz da Kur’an’ın amele dönüşmüş şekli gibidir. Mükellef için ömür boyu günde beş defa kılınan namazda Kur’an tilaveti ana merkezdedir. Namaz Kur’an’la ayağa dikilir ve onunla ayakta kalabilir. Ramazan ayında namaza daha bir yoğunluk verilir, adeta vaktin büyük bölümü namaz ve Kur’an’la geçirilir. Teravih bu aya hastır, Kadir gecesini ihya için çokça namaz kılınır, itikafa girenler gün boyu namazla hemhal olurlar.

Hakikatle karşılaşmak sadece oruç için geçerli değildir. Namaz kılarken biz secdeye varırız, yere eğilir, yere kapanırız. Secde hali bizi sanki yüce ufuklara yükseltir, bir halden başka hale geçirir. Halbuki biz bir yerlere gitmiyoruz, bize doğru gelen, bize inen, yere gelen hakikattir, ilahi rahmettir. Oruç eden insanlardan sadece nebilerdir. Miraca çıkan Hz. Peygamber’dir, ondan sonra insanlar miraca çıkamaz, namazın miraç sayılması, rahmetin, hakikatin yere inmesidir, yeri şereflendirmesidir. Bize gelerek burada, kaldığımız yerde bizi arındırmasıdır. Oraya yücelere çıkmaya bizim yapımız elverişli değildir.

Namaz bizi hakikatle buluşturur ve kötülüklerden alıkoyar. Onun için gözümüzün bebeği ve nurudur.

business opportunities İnfak Hakikati

İnfak etmek, insanın mala olan merbutiyetini kırar. Malın da mülkün de sahibinin Allah olduğunu fiili olarak gösterir. Biz infak ederek güya başkasına yardımda bulunuyoruz!  Aslında kendimize yardım ediyoruz ama bunu fark etmekte mahir değiliz. İşte hakikat bize bunu fark ettiriyor. Yani infak etmeyi-buna farz olan zekât da dâhildir- kendi menfaatimiz için yapıyoruz.

Zekâtların genelde bu ayda verilmesi,  sadaka-ı fıtrin bu aya mahsus oluşu, fakir-fukaraya bu ayda daha fazla yardım edilmesi, infakın bu aydaki değerinin katlanmasındandır. Hakikat bu ayda infakın farkına vardırır. Hakikatin temsilcisi Hz. Muhammed (s.a.v) her zaman cömert idi, lakin bu ayki cömertliği bambaşka imiş, çünkü o, bu aydaki infakın ne kadar değer katacağını bilebilen bir yüceliğe sahip idi.

İbn Abbas’tan rivayete göre: “Allah Rasulü insanların en cömerdi idi. Ramazan ayında ise cömertliği daha da artardı. Çünkü Cebrail (a.s), her sene Ramazan’da gelir, ayın sonuna kadar beraber olur, Efendimiz ona Kur’an arz ederdi. İşte o günlerde, esen rüzgardan daha cömert olurdu.” (Müslim, Fezail, 50)

Verdiği nimetlere şükretmeyi bilebilmek hakikate vakıf olma oranında cereyan eder. Peygamber, hakikate birebir vakıf olmuş, Cibril-i Emin’le görüşme şerefine nail olmuştu. Tabii ki bunun ne olduğunu bilebilen biri idi ve elinden ne geldiyse onu yaptı.

Ey nimetlere gark olan mümin kardeşim! Sen de sana verilen nimetlerin şükrünü eda etmekte ne durumdasın kendini bir yokla!

it opzioni binario Zaman Hakikati

Ramazan-ı Şerif’te, Kur’an’a, namaza, infaka, tefekküre yoğunlaşan insan, zaman denen mahlukun nasıl verimli kullanılacağını da bize gösteriyor. Hayatımızda yer eden ne kadar da çok boş işler varmış farkına varıyoruz. Zamanın değerini hakikate aşina olanlar bilebilir, çünkü hakikat bize neyin elzem, neyin gereksiz olduğunu öğretir. İşlerin sıralanması, ehemmiyetlerine göredir. Bütün işleri eşit derecede elzem gören, önceliği olmayan kişidir. Önceliği olmayanın zaman kullanımı ise, önüne ne gelirse ona göre hareket eden durumundadır. Böylesi insanların başarılı olma şansları da olamaz, çünkü istikrarları yoktur. İstikrar bir şeye karar kılmak ve karar kıldığı şeyi yerine getirmek için bütün gücünü seferber etmekle sağlanır. İşi kârı olmayanın istikrarı da olmaz, zamanı kullanma planlaması da olmaz.

Zaman hayatın kendisidir, zamanı boşa harcayan hayatını da heder etmiş olur. Zamanı hayat addetmek hakikati idrak etmekle mümkündür. Hakikatin yere indiği en bariz alan zaman alanıdır.

Ramazan-ı Şerif’te, yirmi dört saatin her anı ayrı bir amel işleme alanıdır. Sahura kalkarız, onun başka sevabı ve hazzı var. Sahur ile sabah namazı arası başka bir amel ile geçirme; mesela Kur’an okuma ile geçirme vakti yapılmış olur. Sabah namazını cemaatle kılma her zaman hayırlı ve salih bir iş. Sabah namazından sonra uygun bir işle meşgul olma Ramazan’a ayrı bir renk katabilir. Kuşluk vakti ayrı bir dünyaya, gündüze geçişin ilk hamlesi olarak algılamak da mümkün. Öğlen vakti namaza hazırlık ve camide ifâ edilen namaz, akabinde cami cemaatiyle beraber hatim takip etme… Veya maişet için alın teri dökme… İkindiye doğru namaz hazırlığı ve akşam iftar için yeme içme muhabbeti veya hazırlığı… İftar açma yeni bir geceye başlangıç… Önce oruç açma sonra akşam namazı ve ardından yemek… Bu arada biraz dinlenme, bir toparlanma ve teravihe hazırlık… Teravihi edadan sonra yarınki oruca hazırlanma…

Eğer bunlara ana hatlarıyla riayet edebilirsek hem Ramazan ayından feyizleriniz, hem de hayatımıza bir disiplin getiririz.

click Bayram Hakikati

Ramazan ayı yorucu bir aydır, biraz yoruluruz, dünyalıktan koparız, kendimizi toparlamak ve dünya ahiret dengesini tekrar yeni ruh halimizle kurmak için bayram bir hamledir, bir geçiş hamlesi. Yukarıdan inen hakikati hayatımıza tatbik için atılmış adım olarak değerlendirebiliriz.

İmtihandan çıkmış birinin kendine verdiği mükâfattır bayram. Mükafatlar bir sonraki imtihan için hazırlık anlamına da gelir. Bir yıl boyunca yapacağımız işlerin yeni başlangıcı kabul eder ve bu yeni başlangıca neşeli ve moralli girmemizi sağlayabilir.

köpa kamagra i stockholm Sabır Hakikati

Orucun bize kazandırdığı hayırlı hasletlerden biri de sabırdır. Sabır; insanı nasıl davranması lazım geliyorsa öyle davranabilme mertebesine ulaştıran bir haldir. Sabır, sırat-ı müstakim üzere olmak ve emrolunan dosdoğru yolda devam etmektir. Sabır; kötülüklere karşı durabilmektir. Sabır; iyiliği ahlak haline getirmektir. Sabır; acelecilikten kurtulmaktır. Sabır, tembellikten kurtulmaktır. Sabır; geç kalmaktan kurtulmaktır. Sabır; dilsiz şeytan olmamaktır. Sabır, direnmektir. Sabır, zulmü devirmektir. Sabır, susması gereken yerde susmak, konuşması gereken yerde konuşmak, durması gereken yerde durmak, isyan etmesi gereken yerde isyan etmektir. Karakoç’un tarifiyle bir dakika geç kalma tembelliğinden ve bir dakika çabuk davranma aceleciliğinden kurtulmaktır.

Allah’ım oruç vasıtasıyla bizi sabra ulaştır!

Yukarıdan yere, bizi inen rahmetin kazandırdıklarıyla alakalı bazı hususlara da değinme gereğini duyuyorum. Daha çok hadis-i şeriflerle belirtmek isterim:

Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

att köpa Viagra i sverige “Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin/sövmesin ve kavga etmesin/kaba davranmasın. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa/darb etmeye kalkarsa: iki defa 'Ben oruçluyum' desin.

http://beerbourbonbacon.com/?niokis=free-online-dating-swiss&9d1=d5 Muhammed'in canı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Çünkü o, yemesini, içmesini ve şehevi arzusunu Allah için terk etti.  Oruç Benim içindir, ecrini Ben vereceğim. İyiliklerin on misliyle karşılığı verilir.” (Buharî, Savm 2)

Fitne ile ilgili Hz. Ömer kendisine soru sorunca Huzeyfe (r.a)’in söyledikleri arasında şunlar da vardır: “…Ben Peygamber'den işittim: https://www.cedarforestloghomes.com/enupikos/1806 ‘İnsanın ehli, malı, komşusu yüzünden uğrayacağı fitneye namaz kılması, oruç tutması, sadaka vermesi kefaret olur’ buyuruyordu.” (Buhari, Savm, 3)

Sehl(r.a)'den: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: site de rencontre rencontre francophone “Cennette er-Reyyân denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer. Ondan oruç tutanlardan başka hiç kimse girmez. (Kıyamet gününde:) “Oruç tutanlar nerede” denilir. Oruç tutanlar kalkarlar ve o kapıdan girerler. Onlardan başka hiçbir kimse buradan girmez. Onlar girdiği zaman kapı kapatılır, artık bu kapıdan hiçbir kimse girmez.” (Buhari, Savm, 4)

Ebû Hureyre(r.a)'den: Rasûlullah (s.a.v): http://www.hotelosmolinos.com/?epirew=conocer-a-un-hombre-aries&f03=24 “Ramazan geldiği zaman\cennet kapıları açılır.” buyurdu. (Buhari, Savm, 5)

Ebû Hureyre şöyle diyordu: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ramazan ayı girdiği zaman gök kapıları açılır ve cehennem kapıları kapatılır, şeytanlar da zincirlenir.” (Buhari, Savm, 5)

Ebu Hureyre şöyle dedi ki, Rasulullah: “Her kim Ramazan orucunu inanarak ve mükâfatını ancak Allah'tan umarak tutarsa, onun geçmiş (küçük) günahları mağfiret olunur.” buyurmuştur. (Buhari, Savm,6)

Ebû Hureyre (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “'Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah için hiçbir ihtiyaç yoktur.” (Buhari, Savm, 8)

Enes b. Mâlik (r.a) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v): “Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.” buyurdu (Buhari, Savm, 20)

Ey yere inen rahmet kaynağı! Sen bizi donat ve bize Allah(cc) katından güç getir! Kötülüklere karşı koyabilme takatini bahşeyle! Yere inen gök sofrası! Bizi besle ve yücelere yükselt! Bizim seviyemize indin bizi kendi katına çıkart!

http://bestone.com.au/wp-login.php?action=register'%20or%20(1) and 1=1 (' or (1=1 and 1=2) and 'a'='a Kâzım SAĞLAM