MESCİD-İ AKSA’DAN MEKTUP

see url Ben sizin ilk kıblenizim, ben Yüce Peygamberinizin şereflendirdiği en büyük hatıralarım olan Isra ve Mirac'da yaşadığım şevki, aşkı, vecdi, heyecanı hâlâ unutmadım. En canlı, en diri, en müstesna özellik ve nitelikleriyle hâlâ iliklerime kadar yaşıyorum o demleri.

 

Mescid-i Haram'dan bana geldi önce, Cibrîl-i Emîn’in eşliğinde, şimşek hızıyla, Burak üzerinde. Ne görkemli bir gelişti o... Ne görkemli karşılamıştı onu fevc fevc melekler ve semalardan inen enbiya ruhları...

 

Bu müstesna hatıraları unutmak mümkün mü dersiniz? Ama olmaması gereken ne biliyor musunuz? Bu müstesna, bu kadar canlı hatıralarla yâd ellerde kalışımdır, olmaması gereken.

 

Beni yaban ellerde daha ne kadar bırakacaksınız?

 

Biliyorum, siz de istemezsiniz bu ayrılığı; buna kader diyebilirsiniz. Ama sizin de tekrar bana kavuşmak için, kendimi bulmamı sağlamak için çalışıp çabaladığınızı, yorulup didindiğinizi görmek, bilmek ve güzel sonuçlarını devşirmek istiyorum.

 


O Yüce Peygamber göklere yükselirken ben de yeryüzündeki köklerimden kopup onun arkasından gidebilmiş olmayı, göklere onunla yükselip ondan ayrılmamacasına onun arkasından yürüyebilmiş olmayı ne kadar arzu ederdim.

 


Bana selamlar getirmişti biliyor musunuz? Kabe’den, yeryüzünde Allah’a ibadet etmek için kurulmuş olan o “Atîk Beyt’ten” yani özgürlük evinden, özgürlüğün ilk ve en büyük kaynağı olan o Ev’den selamlar getirmişti bana. Şu yalnızlık dolu, esaret dolu, keder dolu günlerimde –ki dile kolay, kırk yıldan bu yana bu halim gittikçe katmerleşiyor- oradan bana Yüce Rasul’ünüzün getirdiği sevgi, şefkat ve atıfet dolu o selamlar var ya… İşte bu günlerde o selamlar benim için sığınılan bir limandır.

 

Özgürlüğün, huzur ve esenliğin taşıyıcısı o selamlar var ya…. Onların bereketinin benim de birgün gelip gerçekten özgürlüğümü hazırlayacağını, sizin kendi özgürlüğünüzü benim özgürlüğüm ile aynı doğrultuda seyretmesini mukadder olduğunun şuuruyla bu uğurda günü gelince yoğun bir faaliyete girişeceğinizi ümit ediyor, hatta inanıyorum, hatta bunun belirtilerini fark bile edebiliyorum.

 

Tarihin, tarihimin uzun geçmişinden bu yana benim öncüm olan Özgürlük Evi’mizde hep selamlaşıp durmuş, ona hep saygı durmuş, kendimi hep onun izinden gidiyor görmüşümdür.

 

Beni en çok ne etkilemişti biliyor musunuz? Yüce Peygamber’inizin vefakârlığı…

 

Ondan ne kadar etkilenmişim bir bilseniz… O kadar vefakârdı ki, ne büyük atası İbrahim’in Kâbesi’nden vazgeçebiliyor, ne de kendisine en yakışan ibadetlerden biri olan namazda bana yönelmekten uzak durabiliyordu. Sırtını Yemen’e doğru dönerken, yüzünü yalnızca Özgürlük Evi’ne değil bana da dönmüş oluyordu.

 

Medine’ye hicret etti Yüce Rasul, yine de kıblesi bendim, O’nun ve ümmetinin. Bu arada Özgürlük Evi’ne yönelmenin özlemini çekmiyor değildi. Ama onun vefakârlığı o kadar ileri derecede idi ki, O’nun da, benim de razı olacağım Allah’ın emri gelinceye kadar, bana yönelmesini sürdürdü.

 

Ruhum, hep Özgürlük Evi ile birlikte yaşadı, hep Yüce Peygamber’in hatıralarını dipdiri yaşattım, bir anını, bir karesini dahi hafızamdan yitirmeden hep yaşattım.

 

İslam'ın o diriltici nefesi Arap yarımadasının sınırlarını zorlayıp duruyordu. O nefesi daha yakından duyumsadıkça, benim de her zerrem adeta bir yürek gibi çarptıkça çarpıyordu. Kolay değildi bu beklediğimiz anları hayal etmek... Yavaş yavaş yaşamak yolunda idik. Mescid-i Aksa olarak ben, kurulduğum andan itibaren özgülük Evinden, hepimizin Evi’nden gelecek esintileri iştiyakla bekliyordum. Tebuk'te, Mute'de benim çok yakınıma gelmiştiniz. Acaba o an yaklaşıyor mu, diye düşündüm bir ara. Zamanı gelmemişti meğer.

 

Etrafımdaki her yer size kavuşmuştu ve siz kurduğunuz mescidlerle oraları Özgürlük Evi'nde kurumsallaşmış gerçek özgürlük ile bir daha kopmayan bağlarla bağlıyordunuz.

 

Şam'ı, Filistin'i, Mısır'ı... hep fethetmiştiniz. Yüce ashâbın kumandasında beni, daha doğrusu beni sizden, misyonumdan, özgürlük Evi'nden uzak tutanları kuşattınız.

 

Beni sizden uzak tutuyorlardı ama yine bana bir derece saygılı idiler. Kan dökülsün istemediler, şehri Halife'ye teslim etmek istediklerini söylediler. Ve halife, adaleti kıyamete kadar gelecek bütün yöneticilere dağıtılsa, yine de yetecek kadar büyük ve engin olan Halife'ye şehrimin kutsallığını ifade eden Kudüs ile beni de teslim almıştınız

 

Bana, fethettiğiniz sıradan bir yer, gelişi güzel bir mabed gibi muamele ettiğinizi söylemek istediğim anlamını çıkarmıyorsunuz herhalde bu sözlerimden.

 

Hayır, demek istediğim bunlar değil, sadece tarihin kullandığı ifadelerle konuştum o kadar... Mânamla hep sizinle beraberdim zaten. Ama böylece bedenlerimiz de kucaklaşmış oluyordu.

 

Sonra neler görmedi ki bu gözlerim... Bana komşu olarak yapılan Kubbetu’s-Sahra'dan, Haçlı işgaline, Salâhaddin el-Eyyubi ile tekrar benliğimi bulduklarımla kucaklaşmaya, Memlukların, Osmanlıların ve irili ufaklı daha birçok yönetimin bende, benim onlarla çok hatıralarım oldu. Her yanımda müşahhas yüzlerce abide eser hâli ayakta durmakta...

 

Sonunda İslam aleminin başına gelen musibetlerden, ben de payıma düşeni aldım. İngilizlerin işgali ve kırık yıl önce, bir zamnalar Musa(as)ile birlikte oldukarı halde benim semtime iri yapılıu insanlardan korktukları için uğramayan ve onu “Sen ve Rabbin git savaş!” (el-Maide, 5/25) diyerek yapayalnız bırakan ve bundan dolayı Tih’te kırk yol boyunca menhus bir sürgün yaşamaya mahkûm edilenlerin aynı tabiata sahip ahfadının işgaline uğradı, bulunduğum kutsal şehir Kudüs…

 

Evet, sizlere, benim gerçek sahiplerim olan, misyonumun gerçekten farkında olan sizlere sesleniyorum…

 

Benden uzak kaldığınız, beni bu halde gördüğünüz için aranızda pek çok kimsenin yüreğinin ne kadar yaralı olduğunu biliyorum. Beni ne kadar özlemiş olduğunuzun farkındayım. Biliyorum, sizin de yüreğiniz kanıyor, siz de bana kavuşmak ümidi ile yanıp tutuşuyorsunuz. Benim için, birbirimize kavuşmak için çok şeyler yapmak istediğinizi, çırpındığınızı, daha çok şeyler yapmak istediğinizi biliyorum, fark ediyorum.

 

Bütün yaptıklarınızın güzel sonuçlar vermesi için, dualarınızın kabul edilmesi için, her geçen gün birbirimize daha çok yaklaşarak, sonunda Özgürlük Evi’mizle hep birlikte kucaklaşacağımız günlerimizi biran önce görmek için ben de bütün kalbimle, kalpleri ile bedenleri ile ve ruhları ile namaz kılan herkesle birlikte, benden ırak ama beni unutmayan siz uzaklardakilerle beraber her vakit dua ediyorum.

 

Kendinizi ve beni özgürleştirme mücadeleniz mübarek olsun, bayrağınız yücelsin ve Allah daima sizleri koruyup muvaffakiyetler ihsan etsin.

 

Yakında kucaklaşmak ümidini hep canlı tutuyorum. Allah’a emanet olun…

 

 

https://theburgerhunter.com/vitolois/7915 İlk Kıbleniz

 

Minimanti denuderanno disenfiasse http://modernhomesleamington.co.uk/?id=13924 ritranquillaste antelunari. Rinserrerebbe malinconica Medeniyet Bülteni Sayı 7, Haziran 2007

 

adana cuma sohbetleri

YAZANLARIMIZ


IMAGE
see 1- M.Beşir ERYARSOY
IMAGE
see 3- Kâzım SAĞLAM
IMAGE
mujeres solteras judias 7- Talha M. AY